Yedi yıl sonra pandeminin ortasında kaldık gerçekten, Herrera’nın öngörülerinin tutup tutmamasının yanında Meksika’nın durumunu da düşünmeli. Neler var, hükümetin açıklamalarının zerre sallanmaması bir. Her şey bir restoranda iki adamın kan tükürmeye başlamasıyla ayyuka çıkıyor, günlerdir konuşulan ama pek de umursanmayan salgınla ilgili resmî kanallardan ilk açıklama hastalığın kaynağının Mısır menşeli bir sinek olduğu yolunda, başka yollardan da bulaşabileceği unutulmamalı, devlet elinden geleni yaparken herkesin içeride kalması, eh, herhalde kan kusarak ölmemek için en etkin yol, yani hastalıkla mücadelenin ilk adımı hastalığa yakalanmamak. Kıps. İlk galeyan bu açıklamanın birkaç gün öncesinde, otobüse binen seyyar satıcının köpük oyuncağıyla sağa sola üfürdüğü köpüklerden biri bıçkın bir yolcunun ağzında patlayınca satıcı temiz bir dayak yiyor, otobüs şoförü gaza basmıyor ki adamı kapıdan atabilsinler. Saatli bomba patlamıştır, zaten yoksulluktan imanı gevremiş halk bu hastalıkla birlikte zıvanadan çıkıyor iyice. Başka bir sahne, anlatıcı Elfekkak gizemi çözmeye çalışırken oradan oraya gidiyor, yolda askerlere rastlıyorlar, rütbeleri bildiği ve yüzbaşıya rütbesiyle hitap ettiği için çevirmeden, rüşvet vermekten kurtulacak da kenara çekilmiş punk’ın başına gelenlere seyirci kalacak ne yazık ki. Avukat, arabulucu, her türlü işin içine giriyor Elfekkak, ağzı iyi laf yaptığı için -gençliğinde keşfetmiştir bu özelliği, çok kişinin öldürülmesini engellemiştir- yasal ve yasadışı mevzularda mantığın sesi, mesela yağmalanan bir markete girip yiyecek aldığında parayı yüksekteki raflardan birine bırakmadan çıkmıyor oradan. İyi biri, iyi kalabilmek için haksızlıklara ses çıkarmaması lazım, yoksa başına gelecekleri biliyor. Punk’ın küpesini zincirini çekiştirip çıkaran, gencin üstünü başını kan içinde bırakan askerlere karşı gelemiyor, yoluna devam ediyor kara köpeğin havlamasına katlanmak pahasına. Kabustur bu, vicdanın şamarı diyebiliriz, ilk vakalarından birinde ortaya çıkmış, bir daha da peşini bırakmamıştır Elfekkak’ın. Asıl hikâyeyle bağlantı tam buradan, kodeste dayaktan canı çıkmış adam son nefesini verirken Elfekkak’ın yardımını istiyor, polisler ölü adamı götürürlerken ailesine haber vermeleri gerektiğini söylüyor Elfekkak, tam kendi de aynı muameleyi görecekken o zamanlar da gücü kuvveti yerinde olan Delfin’in elini hissediyor omzunda. Bölgenin en güçlü iki ailesinden birine mensup Delfin merak etmemesini, onu koruyup kollayacağını söylüyor, gerçekten Elfekkak’ın uzun süre yaşayabilmesinin bir sebebi Delfin olabilir. Köpekten kurtuluş yok ama, yaşamanın bedeli. Devlet terörü, yağma, maske takan azınlık dışında halkın umursamazlığı, tam bir kaosun içinde kalmışlar açıkçası. Bir de aile savaşı çıkıyor bunun üstüne, Elfekkak belki de en zor vakalarından birini çözmeye çalışıyor. Zamanlama mükemmel, Üç Kez Sarışın’ın Elfekkak’a sarması dahil. Büyük Ev’in civarının, Elfekkak’ın yaşadığı yerin tarifini vermeli, aslında apartmandır Büyük Ev de eskiden daha bir malikâne havası varmış, ekonomik durum tepetaklak olmadan önce. “Rüzgâr da yoktu. Akşamüstleri deli sikmiş gibi eserdi halbuki, şimdi de en azından hafif bir esinti olmalıydı ama o an oradaki tek şey kesif bir uyuşukluktu. Şeylerin varlıkları çok daha fazla hissediliyordu, çünkü gerçekten de kendi kaderlerine terk edilmiş gibiydiler.” (s. 10) Gerçekten berbat bir hayat, Elfekkak mezcal içmiyorsa suyu hatırlıyor, onun dışında birtakım işler görüyor işte, yeraltı dünyası, yerüstü, sürükleniş. Üç Kere Sarışın’la denk geliyorlar nihayet, salgın olmasa mümkün değil, gangster sevgilisi gelmeyince belki son kez sevişebileceğini düşünün Üç Kere Sarışın hemen komşusu Elfekkak’a yeşilleniyor, telefonunu ödünç kullandıktan sonra evine de çağırmasıyla ikisi de rahatlıyorlar. Elfekkak biraz badak bir abiye benzese de tam tersi, ağzı o kadar iyi laf yapıyor ki hemşire arkadaşı Vicky çöpçatanlık peşindeyken uyarıyor arkadaşını, Elfekkak’ı fazla beğenmediyse konuşturmamasını, yoksa düzüleceğini söylüyor. Çekici biri olduğu belli, sosyal zekâsı gelişkin üstelik, Üç Kere Sarışın’la sevişebilmesinin yanında silahların çekildiği durumlarda da ne deyip demeyeceğini iyi kestirdiğinden başına iş gelmiyor. Sopa yiyecektir ÜKS’nin sevgilisinden de Nelandertal yetişir, arkadaşına dayak atan iki zibidiyi paketler. Kadro başta üç kişilik, bu Nelandertal kendi kalbine kurşun sıkıp ölmemeyi başarabilmiş -az farkla ıskalamış- biri, yarınlar yokmuşçasına dalmayı seviyor olaylara, insanların elini kolunu çat diye kırabiliyor falan, kullanışlı biri. Vicky hemşire işte, Nelandertal’la aynı dili konuşabildiği için bir nevi arkadaşlar, Elfekkak’la zaten arkadaşlar ama erkeklere karşı genel bir düşmanlığı var, Elfekkak anlıyor, Nelandertal anlamıyor. Olaya geliyorum yavaştan, aslında ortalığı yıkıp geçebilecek çok büyük bir krize dönüşebilirdi, Elfekkak’ın dahil olmasıyla çözülüyor. Hiçbir zaman çözülmüyor aslında, kaç nesillik aileler deftere yazıyorlar olanları.
Castro’ların aile arması var, Avrupa’dan getirdikleri soyluluk izi, hangi bağlamda üstün kılıyorsa artık diğerlerinden. Fonseca’lar Delfi’nin mensubu olduğu aile, en az Castro’lar kadar güçlü. Hırlaşıyorlar ama hiçbir zaman dalaşmıyorlar öyle, işlerini yürütebildikleri müddetçe. İki aile de eskiden yoksul, her aile gibi bir aileyken yavaş yavaş yükselip suç dünyasının o kanadını yönetmeye başlamışlar, dolayısıyla savaş çıksa pek çok insanı etkiler. Çıkmasın da Romeo Fonseca’nın yerini bulamazsa Elfekkak, Delfi’nin oğlunu Red Light benzeri bir yerden kaçıran Castro’larla anlaşamazsa fena. İtaatsiz, Romeo’nun kız kardeşi de oradaymış, sonradan öğreniyorlar, işin içinde Romeo’nun eşcinselliği olunca arka kapıdan polise gitmece iptal, iş tamamen Elfekkak’ın üzerinde. Tabii bir de Castro’lardan Bebe var, psikoloji mezunu genç bir kız, Delfi’nin evinde ölü bir şekilde yatıyor. Küçük bir sorun, Castro tayfa kızın salgın yüzünden öldüğüne inanmazsa biraz büyüyebilir. Önce yalanları açığa çıkarmaya çalışıyor Elfekkak, sonradan başlarında patlayacak bir başka öge varsa anlamaya çalışıyor mesela, bu konuda Mennonit’in, kendi gibi hassas işlerle uğraşan eski tanıdığının dengeleyici etkisine ihtiyacı var. Mennonit oğlanın, Romeo’nun artık yaşamadığını söylüyor buluştukları zaman, Castro’ların evinin önünde, Elfekkak bir “hassiktir” patlatıyor, metin boyunca sık sık patlatacak, Bebe’nin de hastalıktan öldüğünü söyleyince ikisi de derin bir soluk alıyorlar. Mennonit gidip aileye durumu haber verince yaşlı babayla birlikte iki oğlan çıkıyor evden, ellerinde sopalar, Mennonit olmasa dağıtacaklar ortalığı. Takas meselesi artık, gerçi Romeo’nun ölümünde bit yeniği var gibi gelebilir ama her şey o kadar kötüye giderken her şey de o kadar kötüye gitmeyebilir, değil mi, Bebe hastalıktan ölmüşken Romeo’ya araba çarpmıştır, çarpmadan az önce Romeo bu iki kardeşle laf dalaşına girmiştir ama sadece laf dalaşına, tarafların durumu öteye götürme niyetleri yoktur, Romeo’nun havalarda uçtuğunu gören kardeşler koşup adamı arabalarına almışlardır, Romeo hastaneye gitmek istememiştir de ölmüştür oracıkta. İkna olacaklar mı taraflar, yetkili varsa, Vicky diyelim, yalan söylenip söylenmediğini anlayabilen insanlar, sağduyu, neden olmasın. Aileler arasındaki husumete dair geçmişten hikâyeler de dinleriz, aslında aynı ailedir bu ikisi, reis evlilik dışı ilişkisinden de bir çocuk yapmıştır: Delfi. İlk eşle ikinci eş arasında bir dünya husumet, tartışma derken aile ikiye bölünmüş, kenti iki koldan etki altına almıştır. Ayarlarını çekmek Elfekkak gibilere kalır, böylece hem yollarını bulurlar hem de ceset yığınına atılmaktan kurtulurlar, nitekim bu mesele de çözülür, Bebe’yle Romeo ailelerine dönerler, yas süreci başlar aileler için. Kıyametin ortasında silahlar patlamaz bir de. Araya bir dünya küçük hikâye sıkışıyor, karakterlerin kısa geçmişlerinden hadiseler, uçan tekmeler, tüfekler. Macera bayağı.
Herrera’yı üç yıl önce okumuştum, şimdi tekrar okudum, yazdım da bu kez. Bir kitabı daha basıldı sonra.











Cevap yaz