Kolektif – Savaş ve İnsan: Türkiye’ye Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlalleri

1994’te Kürt milletvekilleri tutuklanarak yargılandı. İki taraf da “savaşa taraf olmayan kişi” statüsünü kabul etmedi. Toplu katliamlar. Birinci ağızdan dinledim hikâyeyi: Türk bayrağını göndere çektiğinde tehdit edilen, çekmediğinde tehdit edilen, en sonunda canını kurtarmak için istifa eden öğretmen. İki tarafın da elinde bulunan M-16’lar. “‘Jandarma tekrar tekrar gelerek onlardan köy korucusu olmalarını istiyor, insanlar elbet kaçacak. Yapacakları başka birşey yok.’” (s. 37) Doğu Almanya’dan kalma araçları satın alan, katliamda kullanan, sorulduğunda araçları Rusya’dan aldığını söyleyen devlet, gerisini sorgulamayıp silah ambargosunu kaldıran, silah satmaya devam eden başka bir devlet. Aç-kapa ambargolar: insan hakları ihlalinden ötürü baskı yapıldığında satış duruyor, üç beş ay sonra devam ediyor. Türkiye’nin savunma donanımının %80’i ABD’den. NATO üyeleri arasında alım satım kolay, aksi bir durumda Rusya’dan, Pakistan’dan tedarik de kolay, keleş mermisinin otuzu bir papel. 1992’den önce PKK saldırılarının ardından üslerinden çıkan ordu yeni bir bölgesel savunma stratejisiyle PKK’nin hareket serbestliğini sınırlandırmaya, gerillalarla teması artırmaya çalıştı, korucuların sayısını artırdı. Süregelen köy boşaltma, yakma eylemleri. “1990’da imzalanan Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA), güneydoğuda savaşanlar da dahil Türk güvenlik güçleri için muazzam bir olanak yarattı. AKKA, NATO ve eski Varşova Paktı ülkelerini Orta Avrupa’daki konvansiyonel vuruş güçlerini azaltmaya zorunlu kılıyor ve bu silahların bir bölümünün NATO’nun güney kanadına aktarılmasına izin veriyor. ‘Akıtma’ denilen bu yöntemle, AKKA bölgelerinden emilen silahlar Türkiye, Yunanistan ve Portekiz’e hibe edildi ya da çok düşük fiyatlarla satıldı. Türkiye’nin güneydoğusu antlaşma kapsamı dışında olduğundan akıtma programı güneydoğudaki Türk ayaklanma bastırma çabalarına büyük bir silah kaynağı sağladı.” (s. 42)

ABD yetkililerine göre insan hakları ihlallerinin en önemli iki nedeni: eğitimli ve profesyonel astsubayların azlığı ve zorunlu askerlik yapan erler. Bolu ve Kayseri Komando Tugayları bir yana, piyadelerin komandoları daha nazik, dirençle karşılaştıklarında tehdit ediyorlar insanları. “Peşinize Bolu’yu salarız.” İyi polis-kötü polis. JÖH, PÖH, röh, iç içe geçmiş yapılar, GK’ye bağlı, JK’ye bağlı birlikler, kimin kimden emir aldığı, kimin emirlere uymadığı, özerk yapılar, bireysel kararlar, karmakarışık. “Anlaşıldığına göre, teoride Ordu birimleri güneydoğuda iç güvenlik görevlerinde Jandarma’ya destek veriyorlar ve dolayısıyla Jandarma subaylarına tabiler. Ancak pratikte Ordunun siyasal ve operasyonel açıdan iktidarı daha fazla ve dolayısıyla savaş alanında daha büyük denetime ve sorumluluğa sahip.” (s. 75) Çiller 1993’te JÖH birliklerinin eğitildiğini söylemiş, PKK’yle birlikte Kürt milliyetçi hareketine, giderek Kürtlere karşı nefret. PÖH’le ilgili emekli subay V.A.’nın söylediği: “A Timleri öylesine ürkütücüler ki ordu subayları bile onlardan korkuyor. Hiçbir zaman onların karşısına çıkamaz ve eğer bölgedelerse oradan uzaklaşmaya bakardık.” Ulunay’ın Sayılı Fırtınalar‘da anlattığı Yakup Cemil devletten daha devlettir, suç işleyen mahkumu direğe bağlatıp diri diri yakar, Osmanlı’nın üst düzey bürokratlarından biri oradan geçerken neler olduğunu öğrenmek ister de haber yollar Yakup Cemil: “Git ona söyle, Yakup Cemil Bey adam yakıyor de!” Köylülere evlerinden çıkmaları, eşyalarını geride bırakmaları söyleniyor, eğer evlerinin içindeyken bombalanmazlarsa. En yakın kasabaya gitmeleri ve geri dönmemeleri söylenen köylüler de var, PKK tarafından kurşuna dizilen köylüler, ordunun “ortadan kaldırdığı” köylüler, Cumartesi Anneleri. Vaka 8: “33 yaşındaki bir tanık Human Rights Watch’a, kendisinin 10 Mayıs 1994’te, Jandarma birliklerinin üç PKK gerillası zanlısını aşağı attıkları helikopterde olduğunu söyledi. Bir adam ve iki kadının, Diyarbakır ilinin Lice ve Kulp ilçeleri arasındaki Yolçatı köyü üzerinde, helikopterden atılarak öldüklerini söyledi. Helikopter olayından önce tanık ve üç zanlı yoğun işkence görmüşlerdi.” (s. 105) Kod adı “Cudi” olan eski bir PKK gerillası şiddet uygulayarak sorguya çeker T.P.’yi üç gün boyunca, T.P.’nin kardeşi bilinen bir gerilladır. Üçüncü gün üç tutsak daha getirilir, T.P. ölü olduklarını düşünür fakat dokunduğunda gözlerini açarlar. 10 Mayıs 1994’te helikoptere bindirilirler, Lice YBO’nun tam karşısında, sırayla aşağı atılırlar. T.P. nihayet konuşacağını söyleyerek canını kurtarır, kapatıldığı okulun kilitli olmayan bir penceresinden kaçar. Vaka 9: köy basılır, askerler köylülere hiçbir şekilde köyden ayrılmamaları gerektiğini, dağlarda çatışma yaşanacağını söylerler. Yakındaki tepelerden birinde iki çocuk vardır, F.E. ve M.E. subaydan çocukların güvenliğini sağlamasını rica ederler. Subay tepeye doğru ilerler, çocukların bulunduğu yere bir “çomak” atar, Mekar cinsi tüfek bombası. Büyük bir patlama, çocukların durumunu yazmak istemedim. Vaka 3: “Tanıklara göre, bombalama sırasında köyde PKK savaşçıları bulunmuyordu ancak saldırıdan birkaç gün öncesine değin köylüler köy korucularına katılmaları için hükümetçe ağır baskı altında tutuluyordu ve ertesi hafta yapılacak olan yerel seçimleri boykota hazırlandıklarına ilişkin kimi işaretler vardı.” (s. 92) Askerler gelmiş, emir verdiklerinde köyü terk edip etmeyeceklerini sormuşlar, köylüler terk edeceklerini söylemişler, durumdan işkillenen bir kısım köylü emir gelmemesine rağmen köyden ayrılmış ama uçaklar köyü vurduklarında yüz elli köylü varmış orada. Şırnak ili Kuşkonar (eski adıyla Gever) köyüne dört bomba. M.B. alçaktan uçan savaş uçaklarını görünce bir şeylerin olacağını anlamış, ailesini yanına alıp yakınlardaki mağaraya kaçmış, uçaklar ikinci kez geldiğinde atmış bombaları. Yakındaki Cizre’de belediye görevlisi olan A.B. köyüne gelmiş, ceset parçalarını toplamış, on beş kişiyle birlikte çalışarak iki metre genişliğinde bir hendek kazmış ve yedisi tanınmaz haldeki yirmi dört cesedi hendeğe gömmüş. S.B. köye iki gün sonra gelmiş, cesetlerin çoğu gömüldükten sonra. Mersin’de oturan T.F. üç yaralı kadınla karşılaşmış, ağır biçimde yanmış kadınlar, devlet hastanesine giderlerse tutuklanacaklarından korktukları için özel hastaneye götürmüş onları T.F.. ABD’nin raporları “saldırının yapıldığını ve bazı sivillerin öldürüldüğünü” belirtiyor, bu raporlara dair bilgilerin verildiğini söylemeye gerek yok. “Sapaca köyüne saldırıda yaralanan Leyla Şen adında yetmiş yaşındaki kadın İnsan Hakları Vakfı’na Şırnak Devlet Hastanesi’nin kendisini geri çevirdiğini anlattı. Doktor neden yaralandığı konusunda yalan söylemeyi kabul etmedikçe kendisini tedavi etmekten korkuyormuş. ‘Doktor, eğer PKK’nin yerleştirdiği bir mayına basarak yaralandığını söylemezsen, seni tedavi edemeyiz,’ demiş.” (s. 97) Pek çok vaka, kitapta yer almayan yüzlercesi. Habib’i hatırlıyorum, Nusaybin ablukaya alındığında izni iptal edildi, ailesine ulaşmaya çalıştı ama ulaşamadı, en son ablasıyla ilgili bir şey bilip bilmediğini sordular, adam intiharın eşiğine geldi. RDM’ye ben götürüp getiriyordum, oradan biliyorum, iki gidiş iki dönüş dört kilometre yol yürürken çok muhabbet ettik. On yıl oldu Habib, gerilla ablanın şiirlerini hâlâ okuyamadım ama bir gün okuyacağım.

Öcalan’ın verdiği sözleri tutmadığı tespit ediliyor, Cenevre Sözleşmesi’ne uymuyor PKK. “Bütün ekonomik, siyasal, askeri, toplumsal ve kültürel ögeler, örgütler düşman, tüm ülke savaş alanı”, PKK’nin 1994’teki Üçüncü Ulusal Konferansı’nda söylenen. Mardin, Ömerli, Kocakuyu köyüne saldırı, biri çocuk dört köylü öldürülüyor, öldürülenlerden biri korucu başı, diğerleri akrabaları. 1994, Eylül’le Ekim 12 arasında en az on dört öğretmen öldürülmüş. “19 Haziran 1994’de PKK savaşçıları, Batman ili, Kurtalan ilçesi, Yeniköprü köyünde itirafçı olduğunu saptadıkları eski gerilla Halil Taşkıran’ın evini basarak otuz sekiz yaşındaki annesi Zahide, kızkardeşleri yedi yaşındaki Filiz ile on iki yaşındaki Ayşe ve erkek kardeşleri, dört yaşındaki Ali, altı yaşındaki Süleyman, ve on üç yaşındaki Ekrem’i öldürdüler.” (s. 167) Uyuşturucu ticaretine Türk mafyası ve politikacıları da karışmış, raporlarla sabit.

Ne denir, barış artık.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!