Tóibín’in miti modernize etmesinin ayrıntılarını YZ zart diye çıkarıyor ortaya, kaynak metinlere dair de bilgim olmadığı için romana odaklanacağım, arada iki üç bilgi kırıntısı bırakırım. “Klytaimestra”yla tanrıların hüküm sürdüğü dünyanın uzağına düşüyoruz başta, karakterin evlat acısından ötürü tanrıları topyekun reddetmesi sekülerliği tamamen yerleştirmiyor hikâyeye tabii, sadece devinimi koparıyor göksel baskıdan. Gerçi yersel baskıdan da denebilir zira misafir gibi kapıyı çalabilir tanrı, otlayan bir geyiğe dönüşebilir, her an karşılaşılabilir yani. “Herkesin bildiğinden daha iyi biliyorum ki tanrılar bizden uzaklar, başka meselelerle ilgileniyorlar. İnsanların arzularını ve maskaralıklarını, ben bir ağacın yapraklarını ne kadar umursuyorsam o kadar umursuyorlar. Yaprakların orada olduklarını biliyorum; soluyorlar ve yeşeriyorlar ve tekrar soluyorlar. Tıpkı insanların dünyaya gelip yaşamaları ve yerlerini kendileri gibi olan başkalarına bırakmaları gibi.” (s. 15) Nedir, Iphigeneia kurban edilmiştir, rüzgârlar çıkmıştır, Agamemnon’un adamları devegücütazıhızı içmiş kadar olurlar sözde fakat savaştan sonra, her şey savaşa kadardı herhalde, Agamemnon’a tuzaktan bahsetmezler, Klytaimestra eşini bıçaklayarak kızının intikamını alır. Diğer çocuklarını arıza çıkarmamaları için saf dışı bırakacaktır, bu da ileride başına iş açacaktır. Rüzgâr meselesine dönelim, rüzgâr konusunda şanslıdır Agamemnon zira rüzgâr çıkan bir şeydir, çıkmıştır, gemileri ileri itelemiştir. Hepsi bu. Cesetleri taşıttırır ve defnettirir Klytaimestra, her şey olup bitince aynı rüzgârı yüzünde hissetmiştir. Aigisthos’la aynı yatağı paylaşır bir süre, adamı hapisten çıkardıktan sonra ölümcül planlarını yaparlar, birileri ölür ve ikisi hükümdar olurlar. Her şey o kadar da karışmamıştır birbirine, katakulli çevrildiğini anlayan çoktur da itirazların yükselmesi için biraz zaman geçmesi, birkaç olayın yaşanması gerekecektir. Klytaimestra dünyanın değişmediğine inananlarla çalışmanın daha kolay olduğunu anlamıştır, ikna ediciliği ölçüsünde manipüle eder insanları fakat dünyanın o reddettiği bölümünün hacamatına uğrayacaktır. Agamemnon’un “yazgısı”nın ölüm kararını vermesiyle yazıldığını söyler kadın, hele Akhilleus’la Iphigeneia’yı evlendirmeye karar verdiğini söylemesi, Agamemnon da az zorlamamıştır gökleri. “‘Daha sonra biz savaştan dönünce güç, olması gerektiği yere dönecek. Zaferden sonra istikrar gelecek. Tanrılar bizim tarafımızda. Tanrıların bizim tarafımızda olduğuna adım gibi eminim.’” (s. 21) Bir yere kadar, evet. Yola çıkarlar, Iphigeneia evliliğe hazırdır da Akhilleus şaşkındır, beklediği bir gelin değil de savaştır, üstelik Klytaimestra nasıl bilmez gerçeği, Agamemnon’un hiçbir şey söylememesine sinirlenip uzar oradan Akhilleus. Kızı öldürüldükten sonra anneyi sakinleştirmek de ona düşecektir, Orestes’le Elektra’nın yaşadığı travma için yapacak bir şey yok. Bu arada Iphigeneia’nın “recmedileceğini” söylemesi, sanki anlam alanını kısıtlayacak daha iyi bir karşılık bulunabilirmiş. Planı yapıyor Klytaimestra, Elektra’yı susturuyor, Agamemnon döndüğünde kulağına cinayet planını fısılıdayan Kassandra’yı da. Adamlar şenlik sırasında sarhoşlar, krallarının öldüğünü bilmiyorlar, kilitlenen kapıların ardında katlediliyorlar. Her şey tamam, Aigisthos’un solo şovu başlıyor sonra, Orestes’i uzakta bir yere hapsetmek için iki adamıyla birlikte gönderiyor. “Orestes”te serbest dolaylı anlatıcı karakterle arasına mesafe koyuyor, anlatı bir anda soğuyor, Klytaimestra’nın anlatıcılığından sonra kırılıyor metin. Hapishaneye giderlerken kuyuların zehirlendiği haberleri yayılıyor, yaşayanlara yaşayanlardan veya tanrılardan tepki. Kafilenin çiftçinin birinin kuyusundan su içmek istemeleri, hüzünlü sahne, adama zorla içiriyorlar o suyu da yerde debelenmeye başlayan zavallının başında ölüm ninnisi söylüyor kadın, yolculuğu rahat geçsin diye. Varıyorlar, Theodotus nam önemli kişinin torunu Leandros, sağlam savaşçı, geleceğin kılıç ustası orada, Mitros da orada, kaçırılan diğer çocuklarla birlikte. Üçü kaçmayı başarıyorlar, antik metinlerde Orestes’in yaşamının bu dönemi üzerinde pek durulmamış, yazar kurguluyor. Leandros babasının öldüğünü söylüyor Orestes’e, yıkım, Aigisthos’la Klytaimestra’nın hayvanlar gibi sesler çıkararak tepiştiklerini gördüğünü hatırlıyor, bağlantıları kurunca anlıyor mevzuyu, akıllı çocuk. Elbet evlerine kolay kolay dönemeyecekler, Elektra saraydaki çürümeyi gün gün gözlemlerken Orestes’in bir gün çıkıp geleceğini sezecek de dönüş zamanını bilemediği için sabredecek. Tóibín küçük oyunlar oynamış, Elektra başta Orestes’e pek güvenmeyecek, çocuk yıllar sonra eve döndüğünde Aigisthos’la anlaşma yapmış olabilir, gerçeği söylemek için bekleyecek biraz. Odysseus’un taktiği de asıl Agamemnon salık veriyordu böyle yapmasını, kendi kızına çıtlatmıyor da zekâsıyla hareket ediyor Elektra. Başka, üç kafadar dönüş yolundayken yaşlı bir kadının evine girip yiyecek bir şeyler istiyorlar, kadın onlardan eziyet göreceğini düşünüp korkuyor ama teskin ediyorlar, hiçbir zarar gelmez onlardan, çalışıp hak edecekler kadının vereceklerini. Kadın hikâyeler anlatıyor, kralların birbirlerine verdiği sözden, bir sürü güzelin toplandığı etkinlikten bahsediyor, ne aşırı açık ne tamamen kapalı, okurun anlayabileceği kadar. Hikâyeyi bilenler şaşırsın, ne çabuk yayılmış onca söylence, birkaç günde gidilen yolun dönüşte yıllar sürmesi kadar ilginç. Kadının söylediklerinden biri: “‘Gelen adamların sadece keçileri, koyunları ve tavukları istediklerini sandık,’ dedi. ‘Ama tek istedikleri genç erkekler ve gemilerdi. Eğer bunu bilseydik erkekleri saklardık. Göz açıp kapayıncaya kadar aldılar onları. Geri dönmeyeceklerini biliyorduk.’” (s. 129) Evlerin hepsi isimlerle doluymuş, bir dünya isim, o evdeki isimlerin de ortadan kaybolmasından korkuyor kadın da ilk kaybolan kendi ismi. Sekiz milyon Mitros olmasına on numara değiniyor Tóibín, matrak, biri Mitros’un öldüğünü söylüyor da bir başkası mevzubahis Mitros’un aslında ölenin babası olduğunu söylüyor. Çocuğuna kendi adını da verme birader, işler karışıyor. Sonra, ne kadar Odysseus bir Orestes bu, hikâyeler dönüp dolaşıp diğerine karışıyor, Tóibín bir iki karakterine söyletiyor bunu, anlatıla anlatıla birbirine benzeyen, iç içe geçen hikâyeler dünyanın birkaç hikâyeden ibaret olduğunu anlatıyor adeta. Neyse, Elektra tehdit ediliyor annesi tarafından, Aigisthos güç zehirlenmesi yaşıyor, Klytaimestra’yla yatakları ayırıyorlar hemen. Kadın hiç beklemediği kadar hor görülüyor bir süre sonra, Orestes’in nereye gönderildiğini anca yıllar sonra öğrendiği gibi geri getirilmesini de zar zor kabul ettirebiliyor. Aigisthos fısıltıların farkında, düşmanca bakışların da, işlerin tepetaklak olacağını görüp paçayı kurtarmak için Orestes’i geri getirtmeye razı oluyor nihayet. Çok geç. Orestes döndüğünde Elektra’dan gerçekleri öğrenmeye çalışıyor, dışarıda dinlediği hikâyelere inanmıyor çünkü, kapı duvar. O sıra Elektra’nın düşündüğü: “Yanımdan ayıldığı zaman kendime bir söz verdim: vakti geldiği zaman annemi öldürteceğim. Elime geçen ilk fırsatta Aigisthos’u da öldürteceğim. Ve bunun nasıl yapılacağını planlarken, tanrılardan benim yanımda olmalarını isteyeceğim.” (s. 183) Elektra da anlatıcı, yahu şu çocuk kendi sesine kavuşsa ya. Bir süre sonra Leandros basacak mekânı, elbet Orestes’e güvenmeyecek çünkü yolda kendisini ayıktırmaya çalışan onca insanı dinlememişti, hani annesini koruyorsa. Leandros’un, Mitros’un evleri saldırıya uğramıştır, Leandros öfkelidir, sarayı bastığında her şey çoktan olup bitmiştir de intikam alamadığı için annesini öldüren Orestes’e bağırıp çağırır, ne hakla öldürmüştür kadını, cevabı Elektra verir: “Tanrıların verdiği hakla!” Aigisthos’un canını bağışlar Leandros, bir bacaklarını kırdırır adamın, öyle fıtı fıtı gezinip fitne fücur peşinde koşamayacaktır artık. Yine bildiğimiz bir söylem, “yeterince ölüm oldu” çünkü.
“Dışarıya çıkıp merdivenlerde durdular. Şafağın ışığıyla doldurdular içlerini. Şimdi daha dolgun, daha tamdı; tıpkı her gün başladığında olduğu gibi, kimin gelip gittiğine bakmaksızın, kimin doğduğuna, kimin unutulduğuna veya hatırlandığına bakmaksızın her gün olduğu gibi. Zamanla, yaşananlar kimseye musallat olmayacaktı. Bir kez karanlığa adımlarını atıp ebedi gölgelerin içine ilerlediler mi, kimseye ait olmayacaktı.” (s. 292)












Cevap yaz