Bir yere kadar “bilir” Golding, elbet Birinci Hanedan’ı araştırmıştır, Roma kaynak bolluğundan ötürü daha belirgindir ama avcı-toplayıcıların sosyal yaşamları konusunda spekülasyonu arşa çıkarmaktan başka çaresi yok. Dilin tarihini düşününce Leoparlarla Kadınların sözel iletişim kurmaları mantıklıdır ki öyle girift bir yapı yoktur cümlelerinde. Genellikle. Araya anakronik bombalar atar Golding, güldürür, gerçi toplumsal rollerin kökenlerini düşününce, neden olmasın: “‘Görürsün, benim küçük Leopar Adamım. Erkekler her şeyi unutabilir. Yeni bir şarkı ya da ezgi veyahut özdeyiş bulurlar. Defalarca anlatacakları yeni bir fıkra ya da gösterecek parlak bir taş veya garip bir çiçek veyahut da böbürlenebilecekleri yeni bir muhteşem yara. Hatta… sen de rüyanı unutacaksın, değil mi?’” (s. 104) Günümüzden en az 100 bin yıl önce söyleniyor bunlar, duygusal ilişkilerin dinamiğinin arkaik hali. Ya da modern. Modernlik konusunda Roma döneminde söylenenler başka, oraya da geleceğim, önce zor hikâyeden başlayayım. “Dağ yüz bin yılı aşkın bir süre lav püskürtmedi ve volkanik püskürme Kaynarcalar’ın etrafında oluşan kaplıcayı toprağa gömse de, işler o noktaya gelene kadar diğer yerlerde insanlar çok kalabalıklaştığından, bunun bir önemi yoktu.” (s. 109) Pompeii’nin insanların yaşadığı tek yerleşim yeri olduğunu düşünelim, insanlık için facia olurdu. Bu romancıktan sonra Romalıların gelmesi de manidar, orada da bir kriz var. Golding üç romancığını da krizler üzerine kuruyor, bireysel ve toplumsal krizler, gündelik yaşamın tansiyonunun arşa ermesiyle rutinlerin sekteye uğraması, ritüellerin peydah olması, kurumların ve bürokratların, diyeyim, güçlerini veya güçsüzlüklerini göstermeleri. Plan çalışmanın ürünüyse de asıl önemli olan anlatıcının o zamansallığı gözeterek, o zamansallığın ötesi yokmuş gibi anlatması. Günümüzden geriye bakmıyoruz yani, dönemin bilgisi neyi içeriyorsa onu görüyoruz. Stoacı Romalıların duruma göre ölümle müşerref olacaklarını bir diyaloğun küçücük bir parçasından çıkarabiliriz veya kardeş evliliğinin Mısır’daki önemini on yaşındaki Prens’in kardeşiyle evlenmek istemeyişinden, o dönemin krallarının kıtlığa veya taşkına göre alaşağı edilmesi, öldürülmesi konusunda bir şeyler biliyorsak telli kaymaklı ekmek kadayıfı, bilmiyorsak anlatıcının ne anlattığını muhtemelen anlamayacağız. Nedir, Bacchus şenliklerinin prototipini mi görüyoruz tarih öncesinin romancığında, Şempanze’nin kadınların arasına girmesiyle orasının burasının kurcalanması, tek parça halinde aralarından çıkabilmesi ileride mitler için mesele haline gelecek. Kısaca: karakterlerin geliştikleri, geliştirdikleri dünyanın sınırlarına sadıktır anlatıcı, “dünyanın sesi”ni aktarır. Yaşadıklarından yola çıkarak Latincenin felsefeye uygun olup olmadığını bile sorgular karakter, “Caesar” diye geçiyor ama unvan olarak da değerlendirilebilir, “imparator” diyelim. “‘Hayat tek bir sabit referans noktasına sahip kişisel bir meseledir. İskender ben onu yedi yaşındayken keşfedene dek o savaşlarda çarpışmamıştı. Ben bebekken zaman bir andan ibaretti; ama zorladım, kokladım, tattım, gördüm, duydum ve haykıra tepine o boğucu ana tarihin bütün saraylarını ve uzamın engin tarlalarını sığdırdım.’” (s. 171) İlk cümle yeterli anlatıcının konumunu belirlemek için. Matrak şey, ikinci baskı olacak da buraya sıkıştırayım, Ned Ludd’u Roma zamanına ışınlayıverir Golding: Phanocles nam Suriyeli kütüphaneci bir gün kardeşiyle birlikte imparatorun huzuruna çıkar, kız kardeşinin güzelliğini göstermeye karşılık istediği şey geliştirdiği teknolojiyi sergilemek için bir fırsattır. Torun Mamillius kıza hemen âşık olur tabii, şiir yazmaktan daha iyi becerebildiği bir şey olmayınca duyguya en aşina o vardır bir. Phanocles memleketindeki yemek pişirme biçimini anlatır önce, buhar basıncı sayesinde pişirme süresinin çok kısaldığını söyler. Düdüklü tencere basbayağı, yanına patlama gücüyle fırlayan yanıcı maddeler, bir de üçüncü icat ama giz o, romancığın sonunda öğreneceğiz ne olduğunu. Basbayağı Roma steampunk. Eski bir gemiye döşer aletlerini Phanocles, o sıra Posthumus -kıps- saldırıya geçer nihayet, tahtta gözü olmayan Mamillius’la babası Caesar’ı hacamat etmeye çalışır. Bir suikast girişimini atlattılardı, Phanocles’in gemisi sabotaja uğramasaydı gaza basıp kentin dışında görüşecekler ve çözeceklerdi meseleyi, yapacak bir şey yok. Posthumus yönetime el koyar ve hemen parçalanır eli, kıyının az açığında dönüp duran gemiden fırlayan patlayıcılar, föşküren buhar civardaki bütün gemileri, giderek evleri yakmaya başlar, ortalık yangın yerine döner, o sıra Caesar askerlerin arasında dolanıp onları oyalayarak zaman kazanır biraz. Muhteşem bir bölüm o, bir yandan çatır çutur sesler gelir arkadan, diğer yanda subaylarla konuşur imparator. Geminin Latince adı kullanılıyor da subaylarınki niye kullanılmıyor, o da değişik. Belki orijinalinde de öyledir. Neyse, Posthumus bir ara piyasadan kayboluyor, bakıyorlar ki miğferi kararıyor ısıdan, bir çalılığa takılmış, adamın öldüğü anlaşılıyor. Gerisi rahat artık da sabotajı anlatacaktım ben, kölelerden birinin suçlu olduğu anlaşılıyor. Kürek çekemeyecekse, gemilerde var olamayacaksa yaşamanın anlamı var mı, o iblis gemiyi, gemideki aletleri ortadan kaldırmak için koparmış halatı da gemi düşüvermiş denize. Bir diğer örnek Phanocles’in gizlediği son icat, matbaa. Caesar çok etkileniyor fikirden, Mamillius da, şiirleri evden eve dolanabilir artık! Birkaç kişiyi öldürdükten sonra milyonları yaşatabilecek kadar kuvvetli ve akılcı bir imparator olabilirdi Posthumus, ölü artık, o yüzden buharla ilgili bütün icatları yasaklıyor Caesar da çoğaltıldıkça çoğaltılacak kitapları, bilginin yayılımını ne yapmalı? Muhteşeme bir çare düşünüyor, Phanocles’i Çin’e elçi olarak gönderecek! Dehası tehlikeli bulunuyor, zamanından çok daha sonrasında yaşasa dünyanın en büyük mucitlerinden biri olabilirdi, tarihin karanlığında kayıp artık.
Tarih öncesinin romancığında erginlenme ayini merkezde olmak üzere toplumsal yaşamın inşası var. Karakterlerin isimleri sürekli değişiyor zira görevleri anlık, Şempanze’yi bir anda “Tek Ayaklı Leylek” olarak bulabiliriz, ayağındaki nasır yüzünden kolay yürüyemez mesela, avda da hata üstüne hata yapınca kaçar gruptan, Kadınların arasına düşer. Palmiye çiçek açmaktadır henüz, bu sebeple Şempanze’yi dölleyici olarak değerlendirebilir ama önce avdan dönen neşeli grubun arasına sokmak lazım adamı. En arkaya zar zor geçer Şempanze, hatası umursanmaz zira acayip bir hayvan avlanmıştır. Av taktiklerine değinir anlatıcı, köyün ekonomisini inceler biraz, Kadınlarla erkekler arasındaki bol şarkılı, bol türkülü ve seksli ilişkileri gösterir. Akşamları canları çıkasıya sevişirler, yorgun bir yığın olarak devrildikleri yerde sabahı ederler, ertesi gün kimin hayatta kalacağı belli olmadığı için her günü kesin bir şimdiye bağlı olarak yaşarlar. Romancıklar arasındaki bağları da ortaya çıkaran ince tellerden biri bu “şimdi” düşüncesi, firavunlu romancıkta da mevcut. Yaşam, sağlık, güç, kuvvet, haykırır izleyenler, firavun deli gibi koşar, hayatı koşmaya bağlıymış gibi koşar ki öyledir de, nehrin akışının çentiklerle hesaplandığı zamanlarda koşucunun durumuna göre mahsulün kıt veya bol olacağı düşünülür. Her bir çentiğin adı vardır, örneğin nehir üstlerdeki çentiği boğacak kadar gür akıyorsa mutlaka sel olacak, ortalık karışacaktır. Tam tersi de kuraklık demek, Mısırlılar açlıktan ölecek. Memnun edilmesi gereken varlıklar için Prens’in kız kardeşiyle evlenip hüküm sürmesi gerekir, böylece firavunun beceremediğini yenisi becerecektir ama iki sorun var, ilki Prens’in gözlerine beyaz bir perde iniyor, kimse farkında değil veya umursamıyor, en önemlisi de kardeşiyle evlenip firavun olmak istemiyor. On yaşında bu çocuk, Yalancı denen devlet görevlisinin himayesinde, üstelik Yalancı’yla kız kardeşin ilişkisi de var, nasıl olacak? Heyecanlı hikâye.
Üç devir, üç romancık. Sırf dili için okunur.











Cevap yaz