Ursula K. Le Guin – Atuan Mezarları

Yerdeniz’in doğu cenahlarındayız bu kez, Kargad Diyarı’nın dört adasından biri olan Atuan’ın mezarlarında dolanacağız. Kozmogonide Segoy’un Yerdeniz adalarını okyanusun derinliklerinden çıkarması var, ardından Erreth-Akbe adlı yüce bir büyücü geliyor, bu adam bilinen dünyanın hemen her yerine gitmiş, ejderhalarla yakın temastaymış, bu yüzden ejderhaların saygıyla andıkları tek isimmiş. Bu mevzu ilk kitapta geçiyor biraz, Ged efsanelerden, Erreth-Akbe’nin baş rolünde olduğu söylencelerden yola çıkarak laf dalaşına girdiği ejderhanın adını söyleyerek etkisi altına alıyordu falan. Neyse, bu adam bir yerden eline geçirdiği kadim bir halkayı, Erreth-Akbe’nin Halkası’nı kullanarak dünyaya barış getirmiş, sonra bu Halka ikiye bölünmüş ve Erreth-Akbe bir parçasını Kargad Diyarı’nın iç karışıklıklarından önce mekânın hükümdarlarından birine vermiş. Yıllar içinde adada rahibeler ve Tanrıkrallar güçlenmiş, kraliyet ailesini topraklarından atmışlar. Yine ilk kitapta Ged’in karşılaştığı yaşlı kadınla adam bu ailenin son üyeleri, yıllar boyunca sakladıkları parçayı Ged’e veriyorlar. Diğer parçayı arıyor Ged, bu yüzden şeytani ikizinin katakullilerine karşı savaşıyor ve arayışını sürdürüyor. Hikâyede hemen karşımıza çıkmayacak, önce Tenar’ın yaşadıklarını göreceğiz. Atuan Mezarları’nda kutsal rahibelik nesiller boyunca sürmüş, hiyerarşinin tepesindeki rahibe öldüğü zaman muhafızlar adaları dolaşarak ölümle aynı anda gerçekleşen doğumu araştırmışlar, buldukları zaman bebeği mimlemişler, beş altı yaşlarına gelen çocuğu kutsal mekâna götürerek yaşam boyu sürecek görevine başlatmışlar. Tenar bu şanslı çocuk oluyor işte, erginlik ayininin detayları ve inanç sisteminin geneli oldukça geniş bir şekilde detaylandırıldığından Mezarlar Rahibesi olma aşamalarından geçerken yaşadıkları, sonrasındaki iktidar kavgasındaki davranışlarını anlamamız için iyi bir dayanak haline geliyor. Bu inanç hiyerarşisinden de bahsetmem lazım, Atuan Mezarları’ndaki dokuz taş Kargad’ın Tanrıkralları’ndan çok daha eski, hatta Tanrıkrallar bu taşların yanına gidemiyorlar, öylesi güçlü. İsimsizler tarafından korunuyor, karanlığın güçleri bu ilk insanlardan kalan anıtların yanına yaklaşanların aklını kaçırtıyor, ölmekten beter ediyor. Mezarların Rahibesi dokuz taşın altındaki esas mezarların, labirentin koruyuculuğunu da yürütüyor, İsimsizler’den etkilenmeyen ve karanlıkta dolaşmasına izin verilen tek insan Tenar. Tabii önce sağlam bir eğitimden geçiyor, Kossil ve Thar nam iki rahibe ablası çocuğu iyice bir sıkarak eğitiyorlar. Bir süre sonra Tenar’ın emrine girecekler, o zamana kadar eğriyi doğruyu gösteriyorlar. Manan da benzer bir görev üstleniyor, Tenar’ın sevdiği nadir yardımcılardan biri. Bütün yardımlara ve görev bilincine rağmen Tenar daha en başta mezarlardan korktuğunu, mezarlara ait olmadığını hissedecek, anlatının finalinde hatırlayacağız bunu. Kız on dört yaşından sonra Mezarların Rahibesi haline geliyor, aşağıdaki labirentlerde ödü koparak dolanıyor, üç mezar soyguncusunu cezalandırarak ölüme mahkum ediyor, işine alışıyor kısacası. Bu esnada Kossil’le aralarındaki gerginlik tırmanıyor, yılların öğretmeni bu yeni yetme kıza bileniyor inceden. Tanrıkrallar’a bağlı olan Kossil, İsimsizler’in gücünü kaybettiğine inanıyor içten içe, bu yüzden lanetten pek korkmuyor.

Bir gün mezarlarda dolanan bir adamla karşılaşıyor Tenar, adamı hapsederek yukarı çıkıyor ve gizli bir delikten gözetlemeye başlıyor. Adam büyücü, kapıyı açmaya çalışıyor ama mezarlığı koruyan antik büyüler adamın gücünün çok ötesinde, bozulmuyor. Durumu yardımcılarına haber veren Tenar’a göre adamı aç bırakarak öldürmek makul, bu yüzden adama kimse yanaşmıyor. Zaten dünyanın o bölgesinde büyücülere karşı büyük bir nefret gelişmiş, zamanında adalardaki bütün büyücüler kovulmuş, gelenlerin de mezar soyguncusu olduğuna inanılıyor. Bu büyücü de ölüme terk edilmişken bir şey rahatsız ediyor Tenar’ı, adamla konuşmaya başlıyor. Kim olduğu belli bu adamın, Ged boynundaki Halka’nın diğer yarısını aramak için gelmiş oraya. İkisi konuştukça Yerdeniz’in şehirleri, büyüleri ve insanları hakkında daha detaylı bilgilere sahip oluyoruz, Ged ne biliyorsa -büyücülük hariç- Tenar’a anlatıyor. Anlatmak zorunda, ilgi çekici bir şeyler anlatmadığı sürece ölümle burun buruna gelecek çünkü, Şehrazat tribi çok açık. Birkaç sefer bir araya gelip sohbet ediyorlar, sonra yukarıdaki delikten gözetlendiklerini anlıyorlar. Kossil’in eline koz geçiyor, Tenar’ı tehdit ediyor ama Tenar pabuç bırakmıyor pek, yine de öldürülmesini istediği adamı yaşattığı için yüce görevinin gerekliliklerini yerine getirmemiş olduğu için yargılanıp öldürülebilir. Ged’in ikna kabiliyeti giriyor devreye, Tenar’ın gerçek adını söyleyip kızı şaşırtıyor -her karakter ismini gizliyor tabii, isimler öyle herkese söylenirse kalkanlar inmiş demektir- ve güven uyandırmak için kendi adını söylüyor, Çevik Atmaca’dan Ged’e geçişi pek uzun sürmüyor. Tenar’ın gösterdiği hazine odasında kayıp parçayı buluyor Ged, ardından kendisiyle birlikte kaçması için Tenar’ı ikna ediyor. Kaçıyorlar, mezarlar ve geri kalan yapılar sarsılıyor, bazıları yıkılıyor, ortalık birbirine giriyor, ardından yarı aç yarı tok yolculuk ediyorlar, Ged’in teknesine ulaşana kadar tedirgin zamanlar geçiriyorlar. Tenar bir ara paranoyaya kapılıyor, hiç görmediği dünyadan ve Ged’den ölesiye korktuğu için hançerini çekip Ged’i öldürecekken vazgeçiyor ve engin denizlere yelken açıyorlar. Böyle bitiyor.

Le Guin, metnin bir kadının büyümesiyle ilgili olduğunu söylemiş. Tenar’ın bebekliği, çocukluğu, ergenliği ve nihayetinde yetişkinliği bütün gelişim aşamalarıyla birlikte verilmiş, genellikle semboller vasıtasıyla aktarılan bu dönemler bazen duyguların doğrudan verilmesiyle anlamlı hale gelebiliyor, örneğin Tenar’ın Ged’e karşı hissettiklerini dile getiremeyeceğine dair kısacık bir paragraf var, sonrasında Ged’le tartışmalarının niteliği bu açıdan da incelenebilir. Konuşmaları sırasında Ged belli bir yerde kalamayacağını, sürekli yolculuk etmek zorunda olduğunu ama zaman buldukça Tenar’ın yanında olacağını söylüyor, Tenar ne zaman çağırsa en kısa zamanda gelecek. Bütün yaşamını geride bırakan, Ged’e derin duygular beslemeye başlayan Tenar için tam bir belirsizlik hakim, Ged’in anlattığı büyük şehirlerde bir başına yaşamak, Halka’yı götürdüğü için onca takdirin, şenliğin kaygısını göğüslemek zorunda kalacak, zor. Ged’e göre Tenar ölüp yeniden dirilecek -burada yine bizim kadim bilgeliklere gönderme var, mesela “Ölmeden önce ölünüz.”-  ve kimliğini geride bırakarak yeni bir hayata başlayacak ama birey olamadığı için üstesinden gelemeyeceğini düşündüğü şeylerle karşılaşacak. Böyle gözüküyor, serinin sonraki kitaplarında neler olacağını göreceğiz.

Mezarlardan kaçarlarken karanlığın öfkesinden kurtulmalarını da anlatıp bitireyim. Ged her zaman kendinden emin bir adam zaten, İsimsizler’in baskısına karşı koymak için bütün gücünü harcarken Tenar’dan yardım istiyor, burada Tenar’ın bütün inançlarını öldürüp Arha olarak doğması, mezarlığın karanlığından ışığa çıkmaları belki de en büyük semboldür, doğum böyle bir şey. Son olarak yine yemek muhabbeti geçiyor, önceki kitapta biraz alakasız bir şekilde bahsedilen yemek yaratma olayı burada sırıtmıyor, zira bu iki kaçak ormanda saklanırlarken acıkıyorlar, Tenar büyücülerin yemek yaratıp yaratamayacaklarını sorunca Ged yemek yaratabileceğini ama büyüyle yaratılan yiyeceklerin açlığı gidermediğini, aksine, açlığı artırdığını söylüyor. Sözcükleri yemek gibi bir şeymiş bu yemeği yemek, dolayısıyla tavşan çağırıp kızartmaları daha iyi ama bunu da yapmıyor Ged, hayvanların güvenini kaybetmek istemiyor. Teselli olsun diye bir tanecik tavşanı çağırıyor, sonra yolluyor hemen. Bir de büyücülüğün Kadim Lisan’ı veya büyülü sözleri bilmekten çok daha öte bir şey olduğunu öğreniyoruz, mesele büyüye yatkınlıka yatıyormuş. Müzik kulağı gibi bir şey olsa gerek, belki mana hacmidir, ortaya karışık da olabilir. Sonuçta Ged çok yetenekli bir adam, bu karışımdan kendisinde bol bol var. Tenar olmasa mezarlarda açlıktan, susuzluktan ölecekti tabii, büyücülüğü sayesinde kurtulamayacaktı. Tenar iki can bağışlamış oldu böylece, hem Ged’i hem de kendisini kurtardı.

Kitapların arasında başka kitaplar sokuyorum, iki veya üç gün sonra üçüncü kitapla görüşmek üzere. Gutnayk.