Sefa Kaplan – Geleceği Elinden Alınan Adam Oğuz Atay

“Yalnızlığın Oyuncakları”. Ona onu da yapan canı insanların arasına hastanenin berberi de katılmıştır, Mr. Oguz Atay’ın saçı ve sakalı beyin ameliyatı öncesinde özensizlikle kesilir. Bere takmaya başladıktan sonra alışkanlığını, iki elinin parmaklarını saçlarına daldırmayı özlemiş midir hiç Atay? Hemşire Ashley özür diler gibi bakar, Pakize Atay ve Sevin Seydi moral vermek üzere Oğuz Atay’ın yanından ayrılmazlar. Dr. Alan Richardson’ın raporuna göre beynin sağ tarafında kötü huylu bir tümör tespit edilmiştir, İstanbul’da bilişsel işlevlerin yavaş yavaş eksilmesiyle, daha da önemlisi bir yerine iki Pakize görmesiyle birlikte esas tehlike anlaşılınca tümörün alınmasından başka bir şans kalmaz. İstanbul’da en yakın arkadaşı, Sevin Seydi’nin eski eşi Uğur Ünel, Sinan Ersan, Altay Gündüz ve diğer arkadaşları yanındadır, Hayat Hastanesi’ne kaldırılan Atay’ın İngiltere’de ameliyat olması kararlaştırılır. Nihayetinde Güney Londra’da on aylık bir tedavi süreci başlar, ameliyattan önce Pakize Atay ameliyat öncesinde hüngür hüngür ağlarken iki yıllık eşinin kaybını erkenden duyar, Seydi’nin avutma çabaları sonuçsuz kalır. İki kadın farklı zamanlarda Yeniköy’deki evde bulunmuş, bir araya gelmeleri İngiltere’de mümkün olmuştur, sevdikleri insana ellerinden ne geliyorsa vermeye çalışırlar. Seydi’nin Yeniköy’deki günlerinden kurmacaya düşen yaşantıları görebiliriz, Atay yeni evinin duvarına beğeniyle astığı resimleri Seydi’ye gösterince sert eleştirilere maruz kalır, Seydi kırıcı olup olmadığını hiç düşünmez. Bir süre sonra Tutunamayanlar Atayca yazılır ve Seydiceden İngilizceye çevrilirken karşılaştığı bir cümleyle şaşkına döner Seydi, kötü bir resim asma korkusuyla hiç resim asmamak, kötü yaşamak korkusuyla hiç yaşamamaktır mevzu. Atay’da açtığı yarayı sonra anlar Seydi, daha ne yaralar açtığını düşünmüştür muhtemelen, “her şeyi kendine yönelik bir silaha çevirme ustası” öfkesini biriktirip kurmakta, insanlarıyla metinlerinde hesaplaşıp durmaktadır. Başka, farklı insanların, tutkuların bir arada durabilme yeteneği ikisinin ilişkisinde ortadan kaybolur kaybolmaz gitmiştir Seydi, İngiltere’de yaşamını sürdürmeye başlamıştır ve Maurice’le mutludur. Atay’ı yalnız bırakmasa her şeyin bambaşka olacağını bilir ama başka ihtimalleri yaşamak istemediğini de bildiğinden gitmiştir sonuçta, belki de tümörü oluşturan hayal kırıklıklarından biri de kendisinin yol açtığıdır. Diğerleri Selim İleri’nin Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Dursun Akçam’la Nedim Gürsel’in Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü almaları mıdır, Halit Refiğ’e yazdığı gibi Türkiye’de yaşayıp da bunalmayan insanlar mıdır nedir, ressam olmasına izin vermeyen babasıdır belki, ilk eşi Fikriye’yle evlenmesine karşı çıkan ve oğlunun üzerine titreyip sıcak günlerde bile kalın kalın giydiren, sırta havlular sokuşturan annesidir, bir süre dahil olduğu sosyalist çevrelerin kokuşmuşluğudur, daha neler nelerdir. Tutunamayanlar hakkında hepi topu birkaç yazı çıkar, Mehmet Seyda romanda “insan olmadığını” söyler, Abdullah Uçman olumsuz eleştirilerini sıralar, Selim İleri dedikodudan öte pek bir şey yazmaz. Murat Belge ve Atilla Özkırımlı dışında Atay’ın ne yapmaya çalıştığını anlayan yok gibidir o dönem, siyasi rüzgârların estiği edebiyat ortamında edebiyattan başka her şey gözetilir ve bir parçası olduğu sosyalist gruptan ötürü Atay’ın metni sükût suikastına uğrar, Ahmet Oktay gibi önemli yazarlar yıllar sonra siyasi sebeplerden ötürü Atay’ın metnini görmezden geldiklerini söyleyecek, Atay yaşarken bir kere adını anmamasına rağmen ölümünden çok sonra Atay’ın metinleri gibi metinlerin yazılmamasından ötürü mutsuzluğunu dile getirecektir. Atay’ın edebiyat olayı haline gelmesinde hakkının yıllar sonra verilmesinin etkisi vardır, hikâye “tutmuştur” kısaca. Atay metnini yazar, ödül alır, sonrasında metni bastıracak yayınevi bulamaz. Kısaltma ricalarına kulak tıkar, pek sosyalist yayınevi sahiplerinin değer yargıları yüzünden kapılar yüzüne kapanır, en sonunda metin iki cilt halinde basılır. Tehlikeli Oyunlar bir ölçüde Tutunamayanlar‘ın daha derli toplu versiyonu olmasına rağmen pek ilgi görmez yine, büyük zorluklarla basılır. Kısacası Atay hiçbir edebiyat çetesine yanlamadan kendini var etmeye çalışırken tümörünü de tetikler. Muhtemelen. “Kendilerini kadrolu sosyalist ve kadrolu edebiyatçı zanneden birilerinin karanlık kanatları altına girmeye gönül indirmeyenlerin kitaplarının kapağı dahi açılmıyordu bu güzel ama aynı ölçüde talihsiz coğrafyada.” (s. 42)

“Taşrada Ölüm ve Dirim Hazırlıkları”. Atay’ın hakim babasının tayini Kastamonu’ya çıkar, Cemil Bey ve Muazzez Hanım birbirleriyle pek uyuşmasalar da evlenirler, Oğuz Atay doğar. El üstünde tutulur, şiddetli bir hastalık geçirdikten sonra paranoyaklaşan annesinin bıktırıcı ilgisine maruz kalır, kişiliği bastırılır, Cemil Bey de ailenin kadınlarından yana çıkınca Atay’ın yapabileceği bir şey kalmaz. Sessizliğini, can sıkıntısını ailesine borçludur, yaşamı boyunca çocuklukta kaptığı sosyal ve psikolojik hastalıklarını taşıyacaktır. Cemil Bey milletvekili seçilince Ankara’ya taşınırlar, Atay TED Ankara Koleji’nde eğitimini sürdürür. Yaşamı kitaplardan ve çizimlerden ibarettir, Cemil Bey’in hayallerine göre çok büyük adam olacak, kodamanların bile saygısını kazanacaktır. Pek çok şey gibi o da öyle olmaz, sindirilen çocuk sessiz sedasız kitaplarını okur, en sonunda İTÜ’ye girerek mühendis olur. Oyunlarını uydurduğu dönemdir bu, üniversitede edindiği yakın arkadaşlarıyla oyunlar icat eder, can sıkıntısını yok etmeye çalışır. “Klan” sık sık toplanır, Atay’ın ilk eşi Fikriye böyle bir toplantıda Atay’ı etkiler. Uzunca bir süre sonra tekrar karşılaştıkları zaman derbeder görünümlü Atay’ın gereksindiği annesinin yerine geçer Fikriye, evlenirler ve çocukları Özge doğar. Modayla ilgilenen Fikriye’nin sanatına ayıracak vakti kalmaz, bunun yanında Atay’ın kitaplara gömülmesine de pek ses çıkarmaz, sonuçta hocası Mustafa İnan gibi Atay da ev işlerinden hemen hiç anlamamaktadır, ortalarda dolanmaması daha iyidir. Beş yılın sonunda Atay ayrılmak istediğini sessizce söyler, Fikriye neden ayrılmak istediğini sorar, o kadar. Uğur Ünel ve Sevin Seydi yakın zamanda boşanmışlardır, belki de eşinin Sevin’e duyduğu ilgiyi fark eden Fikriye’nin başka bir şey söylememesinde bu farkındalığının etkisi vardır. Sonrası tekrar hastane, metin başladığı gibi sonlanır. Pek çok bölümden ikisine değindim ben, diğer bölümlerden de birkaç şey aldım, oldu bitti.

Biyografik romana çalan bir biyografi, Kaplan’ın kendine has üslubu yer yer yorucu olsa da bir yaşamı kurmacanın dinamiklerine uyarlamak, Atay’ın sevdiği metinlerden anıştırmalarla zenginleştirmek ve Olric’ten Hüsamettin Tambay’a pek çok karakteri metne katarak üslup taklidinin güzelliğini ortaya çıkarmak Kaplan’ın metnini ilginçleştiriyor. Yıldız Ecevit’e dair eleştirilerinden de bahsetmeli, Pakize Barışta’nın Oğuz Atay’ın günlüğünden cümleleri alıp kendi cümleleri gibi kullanması hadisesine değinmeyen Ecevit’e pek çok noktada değiniyor Kaplan, ikinci örnek Ecevit’in Fikriye’yi küçük görmesi, Atay’ın yaşamını kolaylaştırmadığı için kadını neredeyse suçlu ilan etmesi. Fikriye hamile olduğu dönemde Atay’ın ihtiyaçlarını karşılamamış olabilir, durumu inceleyen Kaplan Ecevit’in yanlış çıkarımlarını ortaya koyuyor. 400 sayfalık metnin başka neresine dokunayım diye düşünüyorum, Yılmaz Güney’in silah dayama olayını anmalı. Birlikte senaryo yazıyorlar, Oğuz Atay istendiği şekilde yazmayınca Güney’in silahının namlusuyla burun buruna geliyor. Sonrasında ağlaşmalar, özürler, bir dünya şey, en azından senaryo ve film ortaya çıksaymış ama o da yok, proje iptal edilmiş sanırım. Vüs’at O. Bener’le Atay’ın dostluğu, Atay’ın Kemal Tahir’e duyduğu büyük saygı pek çok olayla birlikte anlatılmış, yanılmıyorsam Vüs’at O. Bener kardeşi Erhan Bener’le yaptığı nehir söyleşide aralarındaki dostluktan bahsediyor, Oğuz Atay’ı kıskanmadığını söylüyordu, kitabın adını unuttum şimdi, YKY’den çıkmıştı. Atay tersini iddia ediyordu sanırım, oldukça yakın olduklarını ve Kaplan’ın aralarındaki gerilimden pek bahsetmediğini söyleyeyim. Tutunamayanlar‘ı ilk okuyanlar Cevat Çapan ve Vüs’at O. Bener, o kadar yakınlar.

Dolu dolu bir metin, bu yazıda içeriğin onda birinden bahsedebilmişimdir. Atay’ı ve metinlerini daha yakından tanımak isteyenler okumalı.