Kevin J. Hayes – Edgar Allan Poe

Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com’a aittir.

Sayfa başına 1 dolar, 5 dolar kazanıyor Poe, bir öyküsüne en fazla 52 dolar veriyorlar. O kadar büyük bir para kazanınca yaptığı ilk iş daha büyük bir eve çıkmak, tüberküloza yakalanacak eşi için daha büyük yaşam alanları istiyor, kendi rahatlığı için de. Yoksullukla mücadelesi bitmiyor bir türlü, iş dünyasında dikiş tutturamaması yüzünden hep aynı basamakta kalmış gibi görünüyor. Editörlüğü başarılı, edebiyat dünyasında önemli biri ama alkol problemleri, çalkantılı duygusallığı bir işte uzun süre çalışmasını engelliyor, işler yoluna girer gibi olunca ekonomik krizler yüzünden hayallerini gerçekleştiremiyor bu kez, yapmak istediklerini yapamıyor. Üst sınıftan tanıdıklarını da küstürüyor ömrünün sonlarına doğru, birlikte iş yapabileceği adamlar yüz çeviriyorlar Poe’dan, geriye aşılamayacak bir yalnızlık ve en iyileri meydan okumalar sonucu yazılan şiirlerle öyküler kalıyor. Son yıllarında az sayıda öyküsü Fransızca ve Rusçaya çevriliyor, Baudelaire’in Poe’yu kendine çok yakın bulmasıyla Avrupa’da biraz tanınıyor Poe, öyküleri İngiltere’deki dergilerde de yayımlanıyor ama kötü ünü yüzünden ABD’de istediği kadar okur bulamıyor ne yazık ki. “Genel olarak bakıldığında, ölümünden sonra Poe’nun ünü iki farklı biçimde şekillendi: İngilizce konuşulan ülkelerdeki okurlar onun dehasını takdir etmekte tereddüt ederken Avrupalı okurlar hem yazarı hem de eserlerini içtenlikle kucakladı.” (s. 9) Ölümünden sonra Rufus Wilmot Griswold’un Poe hakkında yazdıkları çoğu okuru dehşete düşürmüş, “onurdan, ahlaktan ve her türlü insani vasıftan yoksun olan” Poe’nun “edebi vasi” olarak Griswold’u seçmesiyse tam anlamıyla bir liyakat örneği. Hayes’e göre Griswold yazar ve editör olarak isim yapmış önemli biri, iş biliyor, Poe’yla mazisi de var, bütün bunları düşünen Poe adını skandallara karıştırarak ölümünden sonra öykülerinin iyi satacağını düşünmüş. Danışıklı dövüş değil muhtemelen, Griswold yazdığı yazıyla okurların gözünde Poe’yu öykülerindeki garipliklerle aynı seviyeye çekmiş, böylece küçük bir mit yaratmış. Poe’nun öykülerini ve şiirlerini topladığı ciltlerin ilkine malum yazıyı da koyarak Poe’nun karakterine dair olumsuz fikirlerin iyice yayılmasına sebep olmuş, böylece yaşarken göremediği ilgiyi ölümünden sonra kazandırmış Poe’ya. Robert Louis Stevenson 1875 tarihli bir denemesinde muhtemelen Griswold’un yazdıklarından esinlenerek Poe’nun gerçek bir hikâye anlatıcısı içgüdüsüne sahip olduğunu, bunun yanında ne portresinde ne de karakterinde sevilecek bir yan bulabildiğini yazmış. Anglo-Amerikan okurlar ve yazarlar Poe’yu uzunca bir süre hak ettiği noktada görememişler, tartışmalar sürmüş. Avrupa’da durum farklı, Mallarmé 1889’da Poe’nun çok sayıda şiirini çevirip yayımlamış, böylece sembolist şiirin temellerinden biri ortaya çıkmış. Maupassant ve Verne için çok önemli bir esin kaynağı Poe, Baudelaire’in çevirisinden Rusçaya aktarılan şiirler Rahmaninov’da müziğe dönüşüyor, Gauguin’de çizgilere ve renkler Poe’nun izlerini taşıyor, Fellini’nin filmlerinde Poe’nun alaycılığı ve absürtlüğü ortaya çıkıyor, sanata dalga dalga yayılan Poe etkisi Walter Benjamin’in düşüncelerinde, Güney Amerikalı yazarların büyülü dünyalarında tekrar ortaya çıkıyor. Sonsuz bir kaynak gibi Poe, öykülerinde ve şiirlerinde o kadar çok konseptin ilk adımını atmış ki sanatçılar sonraki adımları getirmek istemiş.

Bölümlerden ilki “Yarışma”, 1833’te düzenlenen ve Poe’ya edebiyat çalışmaları için cesaret veren önemli bir dönemi anlatıyor. “Şişede Bulunan Not”la en iyi öykü dalında ödül kazanan Poe, şiirde de birincilik beklerken yarışmayı düzenleyen derginin editörünün birinciliği kazandığını görüyor. Paraya ihtiyacı var, ayrıca kendi şiiri birinci gelen şiirden daha iyi, o zaman neden yumruk yumruğa gelmesin ki? Editör Poe’ya vuruyor, Poe sendelese de düşmüyor ve tam birbirlerine gireceklerken etraftakiler ayırıyorlar. Mesele aslında daha derinlerde, Poe gazeteciliği, dergiciliği sahici bir meslek haline getirmeye çalışıyor, yirmi dört yaşına geldiği sıralarda geçimini edebiyattan sürdürmeye karar vermiş, bu yönde elinden geleni yapıyor, hatta işini o kadar ciddiye alıyor ki maddi getirisi iyi olmasına rağmen çalakalem yazması gereken yazıları, iş tekliflerini reddediyor. Hewitt nam editör amatörlüğün sürmesini istiyor, bu yüzden yarışmaya katılıp ödülü cebine indiriyor, sıkıntılı bir durum Poe için. Ekonomik durum yazarlığını da etkiliyor, edebiyat yarışmaları öykü dalındaki eserleri ödüllendirdiği için Poe kurmacaya yöneliyor, şiiri ikinci plana atıyor bu yüzden. O yıllarda West Point’ten yeni ayrılmış, halası Maria Clemm’in evinde hasta kardeşi Henry, ergenlik çağındaki kuzeni Virginia ve yatalak büyükanneleriyle birlikte yaşıyor. Bir süre sonra evlenecekler, Virginia on dört yaşındayken Poe’da yirmilerinin sonuna yaklaşmış olacak iyice, kalbini kuzenine kaptıracak ama sadece kuzenini görmeyecek gözü, takdir edilme arzusu ve gemleyemediği aşkları pek çok yazarla ilişkiye girmesine yol açacak. Diğer yandan öykü yazmayı sürdürecek, katıldığı yarışmalarda birincilik kazanan eserleri ölçüsüzce eleştirecek, Amerika’ya özgü konuların öykülerin esas meseleleri olmasını isteyenleri iğneleyecek. Poe’ya göre böyle kısıtlamalar tamamen geri kafalılıktı, yazar istediği temayı ve mekânı kullanmakta özgürdü, “eğlendirerek öğretme” eğilimi saçmalıktan başka bir şey değildi. Yeni bir estetik yarattı Poe, modern kurmacanın temellerini attı, gotik ögelerin klişeleriyle dalga geçen öyküler yazmasının yanında gotiği kendince yeniden yorumlayarak korkuya yeni biçimler kazandırdı. Sıkça şahit olduğu ölümler ve doğa gezileri hayal gücünü çocukluktan itibaren etkilemeye başlamıştı, çocukluğunda okumaya başladığı kitapların yanında annesinin ve kardeşinin ölümleri de yaşamını değiştiren olayların başında geliyor. Alkol eşiği çok düşük olduğu için bir kadeh şaraptan sonra kaotik bir ruh haline bürünmesi sosyal ilişkilerini etkiliyor, insanların tepkisini çekiyordu bir yandan da, ilk aşkı sayılabilecek Mary’yle evlilik planları kurarken Mary’nin babası yüzünden ayrılmaları biraz da bu alkol probleminden kaynaklanıyor, bir de Poe’nun değişken mizacının verdiği güvensizlikten. Bir gün Mary’nin piyanoda çaldığı bir şarkı yüzünden nota sayfalarını hışımla yere atıyor Poe, o şarkı aslında ikisinin şarkısı ama Mary bir başkası için de çalmış, Poe sinirlenmiş buna. Editörlerle, patronlarla ettiği kavgalarda bu parlamaların izlerini görebiliyoruz, Hayes mektuplardan ve anılardan yola çıkarak birkaç kavganın detaylarını vermiş, oldukça ilgi çekici olaylar var. Yine son yıllarında genç bir yazarla yumruk yumruğa gelmesi kendine güvendiğini de gösteriyor, askeri okul dönemlerinde ve öncesinde iyi bir atletmiş Poe, boks antrenmanları yapmış ve nişancılığını geliştirmiş. Philadelphia’da yaşadığı dönemde komşusunun oğlunu yanına alıp ava çıkarmış, civardaki bir gölde tekneyle açılıp kuş vururmuş, oğlan da çenesine kadar gelen suda kuşları toplayıp koca bir poşete tıkarmış, genelde ağzına kadar dolu bir poşetle dönerlermiş eve. Poe’nun yaşamına dair böyle pek çok bilgi var kitapta, annesiyle babasının durumları, yaşamının en bilinen yönleri üzerinde durmadan geçiyorum, Hayes de pek durmamış, Poe’nun edebiyat çalışmalarına ve yayın dünyasıyla ilişkilerine odaklanmış daha çok. Bu benim okuduğum üçüncü Poe biyografisi sanırım, aralarında en iyisi bu. Dedikodulara sırtını yaslamıyor Hayes, Poe’nun yaşamını ajite etmiyor da, tanıklıklar ve belgeler üzerinden yazarın mücadelesini anlatıyor. Poe’nun yaşamının belirli noktaları karanlık, Hayes boşlukları doldurmaya da çalışmıyor. İyi bir çalışma yani bu.

İddialar Poe’nun yaşamını belirlemiş gibi gözüküyor, Baltimore’daki barlarda takılanlar şairi iyi bildiklerinden hemen doğaçlama bir şiir isterlermiş “Ozan”dan, Poe da muhtemelen bir kadeh içki karşılığında istekleri yerine getirirmiş. Bu şekilde yazdığı çoğu şiir bilinen şiirleri kadar değerliymiş ama öylece unutulmuşlar ne yazık ki, belki parıltılarını toplayıp yazdığı, yayımladığı şiirlere katmıştır Poe, kim bilir? Nesnelerin tarihlerini önemsemesi, ölüm olgusuna takıklığı gibi pek çok şeyden beslenmiş, dönemin bilimsel gelişmelerini takip edermiş üstelik, bilimkurguya kapı aralayan öyküleri Borges’e göre türün ilk örneklerini oluşturmuş. Üvey babasıyla ilişkisi biraz daha sıkı olsaymış üniversiteyi de bitirirmiş Poe, yardım alabilirmiş en azından ama oğlunun bağımlılıklarından yaka silken baba pek uğraşmamış, Poe’yu yaşamın ortasında bırakıvermiş öylece. Gerisi bitmeyen bir mücadele, dünya edebiyatını kökten etkileyen öyküler, şiirler, bir dünya metin.

Çok başarılı, doyurucu bir inceleme, ilgilisi hemen edinsin.