Pierre Briant – Büyük İskender

İskender Temmuz 356’da, Pella’da doğdu. Molossoiların kralının kızı Prenses Olympias ile Kral Perdikas’tan sonra kral olan II. Philippos’un oğlu. İlk hocası Leonidas, aristokrat sınıfından genç bir Makedon. İskender bu dönemde zekâ oyunlarını öğrendi, askeri eğitim aldı, ava çıktı, at binmeyi öğrendi. II. Philippos’un çağrısıyla gelen Aristoteles üç yıl boyunca İskender’in ve arkadaşlarının eğitimini üstlendi. Yunan edebiyatı, özellikle İlyada üzerine verdiği dersler eğitimin bir kısmı olsa da en çok iz bırakanı gibi gözüküyor. İskender ve Aristoteles’in bağlantısı, İskender’in Aristoteles’in yeğeni Kallisthenes’i mahkûm ettiği MÖ 327’ye kadar sürmüş ama kesin bilgi değil, Briant kaynakların son derece muğlak olduğunu belirtiyor. Kharioneia Savaşı, İskender’le Yunanları karşı karşıya getiriyor, sol kanattaki süvarileri komuta eden İskender savaştan sonra Atinalı askerlerin küllerini Atina’ya götürüyor, elçi olarak. Babasıyla arası bir yıl sonra bozuluyor, Olympias’tan boşanıp yedinci eşi olan Makedon prenses Kleopatra’yla evlenen Philippos, oğluyla eski eşini sürgüne gönderiyor, araya giren bir soylu sayesinde uzlaşma sağlanıyor. Philippos, kendi kızı Kleopatra ile Olympias’ın kardeşi Aleksandros’u evlendirdikten sonra düğünde bıçaklanıp öldürülüyor. Bu suikastın arkasında İskender, düşman Ahameniş sarayı veya Olmypias olabilir, azmettirici bilinmiyor. Sonuçta Makedon Halk Meclisinin karşısında tahta çıkıyor İskender, babasının eserine devam etme iradesini bildiriyor. Önce Balkanlardaki devletleri kontrol altına alıyor, sonra Yunan kent devletlerini dizginliyor ve Panhelenizm doğrultusunda Yunan savaşçıların bir kısmını ordusuna katıyor. Sparta’yla bir anlaşması yok, bu yüzden Sparta ileride problem yaratacak. Sonuçta doğduğu toprakları güvenceye alan İskender, babasının hayali olan büyük Asya seferine çıkıyor. İlk iki yıl Perslerle iki kez savaşıyor, Anadolu’da yapılan savaşları İskender kazanıyor ama kesin bir zafer kazanmıyor. Darius Babil’de ordularını toparlarken İskender de güçlenerek ilerliyor, Anadolu’nun güneyine doğru. Halikarnassos’u alamıyor bir tek, güneyi ele geçirdikten sonra Gordion’a çıkıyor, Hitit yapılarının arasında birkaç ay bekliyor, böylece Yunanistan’dan ve Makedonya’dan takviye alıyor. Bu sırada en önemli düşmanlarından, Darius’un görevlendirdiği Memnon kıyıları geri almak için saldırıda bulunuyor ama Lesbos’ta Mytilene şehrinin surları önünde ölüyor. Bahardan yaza geçilirken İskender hareketleniyor, Kilikya’ya ilerleyip Tarsus’u ele geçiriyor, burada sikke bastırıyor, tam da Sparta Kralı Agis, Pers donanma komutanlarıyla birleşmeye çalışırken. İlginç, 150 yıl önceki efsane savaşları filmlere de konu oldu, malum. Darius beliriyor nihayetinde, savaşı İskender kazanınca düşmanının ailesini esir alıyor. Fenike şehirlerini ele geçiriyor, uzun süre direnen Miletos düşüyor, Kıbrıslılar ve Fenikeliler Pers donanmasını terk edince denizlerin hakimiyeti tamamen İskender’e geçiyor. Pers yanlısı tiranların da tesliminden sonra Mısır ele geçiriliyor, İskender Mısır tanrılarıyla tapınaklarına saygısını gösteriyor, Amnon’un kehanetine başvurmak için Siva vahasında kısa süreli bir yolculuğa çıkıyor ve İskenderiye’yi kuruyor, ardından Şam ve Halep üzerinden Fırat’a yolculuk. Darius’un ordularını darmadağın ettikten sonra Persepolis’i ateşe veriyor ki bu eylemin gerçekleşmesi için bir sebep yok Briant’a göre, belki Ahameniş hakimiyetini ortadan kaldırdığını gösterme isteği yüzünden böyle bir faciaya yol açtı İskender. Yine ilginç bir olay, Yunan askerleri terhis ediyor. “Hellenik savaş” kurgusu ortadan kalkıyor böylece, bir anlamda esir tutulan askerler salıveriliyor, memleketlerine dönerlerken Pers sarayından alınan Yunan mamulü eserleri geri götürüyorlar. Ordunun ileri gelenleri ilk arızaları bu noktada çıkarmaya başlıyorlar, İskender Pers komutanları, askerleri kendi ordusuna katmaya, Pers kültürünü benimseyerek ordusuna yabancılaşmaya başlıyor. Daha fazla ilerlemek istemeyenler için ayrı bir bölük kuruyor, “itaatsizler taburu” ya da böyle bir şey. Pers askerleri phalanx birliğine almasıyla kendi askerinin huzursuzluğu ayyuka çıkıyor ama yola getiriyor adamlarını, susturuyor. Hintli kral Poros’la yaptığı savaş son büyük savaşı, büyük ölçüde Pers askerlerinin yardımıyla Poros’u ve filleri yenmeyi başarıyor, sağlam bir direniş gösteren Poros’tan etkileniyor, canını bağışlıyor ve kendisine bağlı bir hükümdar haline getiriyor. Bu savaştan sonra askerlerinin isyanını bastıramayarak güneye iniyor, Pers körfezinden geri dönüyor sonra. 323’te ölüyor, böylece hikâyesi sona eriyor.

Briant bu kısa biyografiden sonra İskender’in eylemlerine odaklandığı ikinci bölüme geçiyor. İskender aslında Asya’yı fethettikten sonra orada kalıp dünyanın diğer ucunu da “uygarlaştırmak” amacıyla bir medeniyet kurmak istiyor, yaşamının gayesi bu ama evlerine dönmek isteyen askerlerin haklı serzenişlerini duymazdan gelemiyor bir süre sonra. Garip, istediğini yapabilseydi belki daha farklı bir demografi oluşacaktı, Çin’deki sayısız hanedanla kuracağı ilişkiler ilginç sonuçlara yol açabilirdi. Bütün ihtimaller açık, Briant’a göre İskender hakkında çağlar boyunca yazılan eserlerde hükümdarın deliliğinden mantık emsalliğine kadar pek çok yönüne değinilmiş, bu yüzden mutlak olmayan bir portre çıkmış ortaya. İrrasyonel, çılgın, akıllı, zeki, zamanla değişiyor İskender. Herakles ve Dionysos’la özdeşleşme arzusu var, fethetmeye hazırlandığı ülkeler hakkında bilgi toplamadan harekete geçmiyor, ordusunu kaybetme riskine hemen hemen hiç girmiyor, riskleri hesaplayarak hareket ediyor. Psikolojisiyle ilgili çıkarımların kesinliği yok. “İskender’i akılcı, siyasi bir analizle anlamanın imkânsızlığı özellikle G. Radet tarafından savunulur, onun gözünde ‘sıradan psikoloji kaideleri, damarlarında Herakles ve Akhiellus’un kanının aktığını hisseden bir kahramana uygulanamaz.’” (s. 26) Ardından Philippos’un mirasına ve savaşların detaylarına değiniyor Briant, özellikle savaşlarda uygulanan taktikler, çıkar ilişkileri yüzünden yalnız bırakılan kentlerin düşmesi, politik ilişkilerin tekrar tekrar yapılandırılması oldukça ilginç. Ordunun isyanını içeren kısım da ilginç, Hindi Kuş’un geçilmesi sırasında askerlerin kardan kör olmaları ve açlıkla karşı karşıya kalmaları, yaralıların ve arkada kalanların yol kenarlarında bırakılmaları Ganj’a doğru gitmeyi reddetmelerine yol açmış. İskender bir süre sonra gaddarca önlemlere başvurmaya başlamış, örneğin askerlerini ailelerine mektup yazmaları için yüreklendirmiş, ardından mektuplarda yazanları okumuş ve cezalandırılacak askerleri belirlemiş. Öldürmek veya dünyanın ucundaki kolonilere sürmek varmış aklında. “Görünüşe bakılırsa, kralın kendilerini içine sokmak istediği yeni girişimler, basit askerlerin gözünde iyice, kendilerini giderek daha az bağlı hissettikleri kişisel girişimler halini almıştı.” (s. 57) Ele geçirdiği yerlerde ticaretin gelişmesi için çaba göstermiş İskender, istediği değişimler yoruma açık. Hindistan’da elde ettiği sığırları Makedonya’ya gönderiyor örneğin, tarımsal verimi artırma çabası veya emperyal bir ekonomi anlayışı olarak görülebilir bu.

Hitit tarihinin belirginleşmesinde yabancı kaynakların bulunması oldukça önemli bilgileri açığa çıkarmıştı, 19. yüzyılın sonlarına kadar Hititlerle ilgili bilinenler daha muğlaktı, aynı durum İskender için de geçerli. Görece daha yakın bir tarihte yaşayan İskender’le ilgili eski Babil ve Mısır’da, Asurbilimciler ve Mısırbilimciler öncülüğünde çalışmalar yapıldı, yapılıyor, daha çok kaynak daha belirgin bir resim çıkaracak ortaya, İskender’in ölümü üzerindeki gizem de kalkacak belki. Bir noktadan sonra yorumlarla çatallanan bir tarihin parçası İskender, Briant bu durumu hatırlatarak son bir uyarıda bulunuyor: “Sonuç olarak bu küçük kitap, sağlam bilgileri sunmaktan ziyade, ‘antik dönem İskender tarihçileri’nin fazlaca kolay kabul edilen otoriterlerinin etkisiyle hâlâ orada burada apaçık gerçeklermiş gibi sunulan izahlar üzerinde ağırlığını koruyan, kimi zaman derin belirsizlikleri ortaya sermek amacındadır. Günümüzün tarihçisi, aynı zamanda bir başka metodolojik riskten de kendini korumayı bilmelidir; bu risk de sistematik olarak antik yazarların karşısında yer alarak, bu kaynaklarda ona çizilen kahraman-aziz temsili kadar güvenilir olmaktan uzak, nefret edilesi bir İskender portresi ortaya koymaktır.” (s. 10)