Pierre Bayard – Önceden İntihal

Monokl’un sosyal medyadaki paylaşımlarından birinde Ted Chiang’ın yazarlara önerisi vardı, okumak istedikleri şeyi yazmalarını söylüyordu Chiang. Dönem şartlarını ele alırsak Defoe’nun romana ve romansa muhalefeti bu açıdan önemli, Defoe baskın türlere karşı çıkarak kaynağını doğrudan yaşamdan, ampirik deneyimlerden alan bir edebi türü müjdeledi Moll Flanders‘ın girişinde. Yakın tarihe kadar süren kurmaca, otobiyografik kurmaca tartışmaları bir yana, metin muhtemelen türünün ilk örneği değildi ama Defoe’nun niyetini açık bir şekilde ortaya koymuştu. Bu açıdan Defoe öncüydü, romanın yükselişindeki payı bariz, üstelik kendinden sonra gelecek yazarlardan intihal yaptı. Daha uzun süre yaşasaydı metninin benzerlerini okuyacaktı, bunu sezmiş miydi? Gelecekte o an düşündüğünü düşünecek pek çok yazarın metninden aşırması Bayard’a göre kronolojik çizgiyi tersten çizmekle mümkün. “Edebiyat tarihçilerinin, etki mekanizmalarının yalnızca tek bir yönde incelenmesinde ısrar ederek okurların nesillerdir art arda gelen metinlere dair sınırlı, hatta yanıltıcı bir görüşe sahip olmasına yol açması söz konusudur.” (s. 14)

Ne?

Şu makale üzerinden biraz atıp tutacağım, Gökhan Tunç’a göre Ahmet Midhat’ın incelenen romanında postmodern ögeler olmasına rağmen o dönemde postmodern bilinç henüz ortaya çıkmadığı için metni postmodern olarak sınıflandıramıyoruz. Ahmet Midhat başka saiklerin etkisi altındaydı, didaktik tonu halkı eğitme gayesinden doğuyordu, halk hikâyeciliği de bir başka etken. Bayard, “önceden intihal” kavramını ilk olarak Oulipo yazarlarının kullandığını örneklerle gösterdikten sonra akımın bu konuda bir sınırının olmadığını her metnin her metinden aşırıldığı anlamının çıkarılabileceği birkaç alıntıyla gösterir. “Halbuki bu önceden intihal anlayışı, kavramın temel ögelerinden birinin yönelmişlik olduğunu gözden kaçırma riskini taşıyor. Ölçüt olarak bu aşırma iradesini korumadığımız takdirde, önceden intihal kavramı, farklı dönemlerden biçimsel yahut tematik yakınlıklara sahip metinler arasındaki tesadüfi buluşmaları göstermekten başka bir işe yaramaz.” (s. 29) Önceden intihal yazınsaldan çok kültürel bir kavram olarak da değerlendirilebilir, geleceğin anlatı kültürünü, anlatı kültürünün oluşacağı dünyayı öngörebilen yazar için yönelim ve kaynak belirlenmiş olur. Mesnetsiz bir görüş olarak değerlendirilebilir, Bayard örneklerini sıralayarak okuru ikna ediyor sonrasında. Ben ikna oldum şahsen. Kesinlikten çok şahsi bir kanaate dayanan görüşü yeni bir edebi anlayışın temellerini oluşturuyor, ilk örnek Voltaire’in Zadig‘inden. Zadig nam karakter birtakım ipuçlarını toplayarak çözdüğü gizemle etraftakilerin hayret etmesine yol açar. Voltaire’in Sherlock Holmes’ten önceden intihal yaptığı barizdir, üslup, yöntem ve çıkarımlar o kadar benzer ki Voltaire’in geleceğe göz attığını düşünürüz. “Benzeşme” kavramı bu noktada önemlidir, daha da önemlisi ardıl yazarların aşırmalarının bu bağlamda önemsizliğidir, onlar zaten ustalarından aşırdıklarını gururla sahiplenirler, her şey ayan beyan ortadadır. “Bağdaşmazlık” da bir diğer önemli kavramdır, örneğin Zadig’in dedektif gibi davrandığı bölümlerin metnin geri kalanıyla bağdaşmazlığı, diğer bölümlerden ayrıklığı görülebilir, oysa Doyle’un metinleri bu tür çıkarımların merkezde olduğu bir türü oluşturur. Soy zinciri oluşturulduğunda Zadig’in öncülünün muhtemelen olmadığı görülecektir, varsa da önceden intihali bir basamak daha geriye taşımaktan bahsedebiliriz. Önceden veya klasik intihal bağlamlarında majör ve minör metinlerin konumu da bir başka mesele, örneğin yakın zamanda yazılmış iki metinden Maupassant’ınki kokulardan, tatlardan ve geçmişin canlanmasından bahseder, üstelik öyle bir bahseder ki Proust’a taş çıkarır. Bayard bize Proust’un Maupassant’a ilgi duymadığını Proust’un yazdığı mektuplardan birinden yaptığı alıntıyla gösterir, biraz zorlama bir kanıttır ama iş görür, bu durumda önceden intihal söz konusudur. Hangi metnin majör olduğunu anlamak için metinlerin önemleri açısından yapılacak karşılaştırma yine iş görür, sonuç bellidir. Bağdaşmazlığın olmadığı metin yine aynı metindir, Proust büyük anlatısını geçmişin inşa biçimlerine ayırmıştır ve duyuları hep ön plandadır. Değer yargısıdır aslında önceden intihal, Bayard açıklar: “Bu metnin Proust’tan önce Proustvari olmadığını, ancak onunla birlikte Proustvari hale geldiğini görmek için daha önceki sayfalarda alıntılanan bölümü cümle cümle yeniden almak yeterlidir.” (s. 56) Zamanının çok öncesinde ilk nüvelerini sunmuş bir yenilik gelecekten çalıntıdır bu durumda, üstelik iki metinden başka üçüncü bir metnin de ortaya çıkmasını sağlar. Değerlendirme aşamasından sonra iki yazara da ait olmayan, ortaya çıktığı zamanda donup kalan, sınırları çizilmiş bir metindir bu üçüncü, ortaya çıkması önceden intihale sıkı sıkıya bağlıdır.

“Karşılıklı İntihal” bölümünde iki yöne de ilerleyen bir intihalle karşılaşırız, Tristan ve İsolde‘nin yazarlarının Romantik dönem yazarlarınca taklit edilmesinin yanında tam tersi de geçerlidir, eserin farklı versiyonları her iki zamandan da izler taşır. Pek çok örnekten sonra önceden intihalin yöntemlerini somutlamaya girişir Bayard, ilk olarak “geriye dönük etki”den bahseder, Borges’in bir metninde Kafka’nın “habercilerini” arayışını örnek verir. Borges geçmişteki bazı yazarlarda Kafka’nın sesini duyduğunu düşünür, Zenon’un ünlü paradoksunu anımsatır. Hedefine bir türlü varamayan ok, Kafka’nın “çıkışı bulamayan” karakterlerine benzer, Kierkegaard’un dinsel meselleri de Kafka’nın metinlerini andırır. Han Yu, Browning, Bloy ve Lord Dunsany gibi diğer öncülleri ortaya çıkaran Borges “Kafka yazmamış olsaydı bahsettiği ilişkiyi sezinleyemeyeceğinden” bahseder, her yazarın kendi öncüllerini yarattığını dile getirir. Metinleri kendi seçmiştir, kişisel beğeni ve öznel karşılaştırma önceden intihalin varlığını ortaya koyar ki kendi metinlerinde de benzer bir durum vardır, kitaplar her bir okurla tepkimeye girer başka metinlerle bir araya gelerek birleşir, sonsuza doğru tek bir kitaba dönüşmek üzere yolculuğa çıkar. Bu fikir aşırı yorum olmaya doğru tehlikeli bir şekilde meyleder, Oulipo’dan doğan görüşlere yakınsar, İncil’de bile Kafka’nın sesini duyabilecek hale geliriz. O kadar da abartmamak gerektiğini söylüyor Bayard, ardından potansiyel aşırma durumlarına karşı ne gibi tepkilerin verildiğini inceliyor. Freud’la öğrencisi Victor Tausk arasındaki ilişki ilginç. Tausk’un intiharında Freud’un doğrudan etkisi var, Freud entelektüel üstünlüğünün yok olmasından, öğrencisinin kendi fikirlerini çalmasından korkuyor. Böyle bir girişim eyleme dökülmediği için sorun yoktur ama Freud bu önceden intihalin farkındadır, huzursuzdur, aralarındaki problemler bu yüzden doğar. Devinen metinlerden ziyade düşünceler de önceden intihale dahil edilebilir. Nietzsche’yle Freud’un ilişkisi “Ebedi Dönüş” bölümünde karşımıza çıkar, Freud kendine Nietzsche’nin kitaplarını okumama yönünde yasak koyar, etkilenmekten korkmaktadır. Özetlemek gerekirse Nietzsche felsefeyle uğraşını bilinçdışına yanaştırır, “içgüdü” kavramı Freud’un “dürtü”süne benzemektedir üstelik. Metinler arasındaki en büyük fark Nietzsche’nin kavramlarını yaşamın merkezine, özel bir konuma yerleştirmemesidir, Freud’da tam tersi bir durum olduğu için majör yazar bu durumda Freud’dur. Okudukları ortak öncüleri araştıran Bayard bu savını güçlendirecek çıkarımlarda bulunur, “edebi dönüş” kavramının iki yazar için de anlamını araştırır.

Valéry’nin iddiasının ele alındığı bölüm de hoş, Racine’in Victor Hugo’dan sonra gelmesinin mümkün olmasında “kurucu kopuşların” etkisi vardır, hakiki bir yenilik mucidini bulunduğu zamandan kopararak çok daha önceye götürebilir. Bir de Sterne var ki Bayard da ne yapacağını bilemiyor, Woolf ve Proust gibi yazarların arasına yerleştiriyor Sterne’ü. Gerçekten de çağının çok çok ötesindedir Sterne, Yeni Roman yazarlarının arasında yer alabilir, modernistlerden fırlamış gibidir, bir acayip şeydir. Pek eğlenceli bir bölüm Sterne’ün bölümü, Bayard’ı karar vermeye çalışırken görmek çok matrak. Sterne’e saygılar, ne kadar sunulsa yetmez.

Metinleri tarihsel sıralarından koparabilecek bir çalışma, ilgilisi kaçırmasın. Ufuk açtı.