Peter Pomerantsev – Bu Propaganda Değil: Gerçeğe Karşı Savaş Maceraları

Hakikat bin parçaya bölündükten sonra en çok parçayı toparlayanın kazandığı çağı manipülasyon, dezenformasyon bürümüş, bize hikâyelerden ders çıkarmak kalmış gibi görünüyor. Çıkarsak iyi olacak, en azından gerçeğin kırıntısını bulmak için azıcık çabalamalıyız ki bölüne bölüne ufacık, sessiz, güçsüz kalmayalım, eser miktarda kolektivizmle yavaşlayalım, mümkünse doğru noktada duralım. Gerçeği bulmak yetmeyecek, güçlendirmek ve yaymak da gerekiyor, muhatap kılmak hatta bir anlamda sahiplendirmek, zira beğenilmediğinde hemen bırakılıyor ve alternatifine rağbet gösteriliyor. Hakikati beğenmemek. Hakikatin kendini beğendirecek biçime sahip olmaması. Kavramlar pek bir şey ifade etmiyor artık, “burjuva” veya “kapitalizm” kuramsal metinlere lazım ama pek kimse pek bir şey okumuyor artık, kavramlar çağa, nesle nasıl uyarlanmalı? Basitleştirilmeli, görselleştirilmeli, yaşamdaki karşılıkları doğrudan gösterilmeli hatta. Japon Komünist Partisi’nin videosu konuşuluyor bir süredir, dalga geçeni de çok ama iyi bir stratejinin ürünü açıkçası, hitap ettiği yaş grubu düşünüldüğünde gençliğin ilgisini uyandırır. Önümüzdeki yıllarda her şeyin “çocuklaştığını” göreceğiz muhtemelen, müthiş hızlanan zamanın etkisi. Dinozorluk yaşı otuza düşmüşken makul. İnce bir çizgi: İdeolojik değerlerin çarpıtıldığı veya değiştirildiği durumlar karşı tepkiye yol açabilir, Gökhan Özoğuz’un yeni şeyi -neyi olduğunu bilmiyorum, şarkı galiba, bakmaya üşendim- adından ötürü eleştirildi, tarihî anlamı tahrif ettiği için benimsenmedi. Tahrifatı gerçekliğe genişletelim, “iyi” bir amaç için bilgiyle ne ölçüde oynayacağımız nasıl bir gerçeklik istediğimizle de ilgili çünkü “kötüler” de aynı yollara başvurup kendi mücadelelerini güçlü bir şekilde sürdürürler. Pomerantsev’in sunduğu ideal: “Bilgiyi ‘oradan’ ya da ‘buradan’ gelmesine bakarak değil, bize sunulurken nasıl etkilendiğimizi anlamamıza izin vermeyen bir güç tarafından aşağılanmak yerine o bilgiyle eşit seviyede etkileşime geçmemize izin verip vermediğine göre değerlendiririz.” (s. 208) Böyle değerlendirmemiz gerekir de zor, bilgi bombalarını yiye yiye ipin ucunu kaçırıyoruz. Danimarka’daki “yapıcı haber” gazeteciliği iyi bir alternatif, bir konuyla ilgili tarafların tamamına yer veriliyor, siyasetçilerin kanıt bazlı vaatlerde bulunmaları için baskı yapılıyor, ağır yaralı hakikat böyle iyileşebilir ama şimdilik hayal gibi görünüyor bu, Ukrayna’da olanlardan ve olanların yansıtılma biçimlerinden sonra çok uzun bir yol alınması gerektiğini düşündüm, sonra sıkıntım geçsin diye bir sigara yaktım. Sigaraya bakarken zamanında tütünün yararlarını anlatan bilim insanları geldi aklıma, gerçeğin kolaylıkla satın alınabileceği. Pomerantsev öyle olaylar anlatıyor ki dehşete düşmemek mümkün değil, Filipinler’de uyuşturucu satıcısı diye masum insanların katledilmesi sosyal medyanın canavara dönüşmesinin korkunç bir örneği. Dünya çapında sosyal medyada en çok vakit geçiren insanlar Filipinliler, Pomerantsev’in anlattığına göre sokaktaki herkes mütemadiyen selfie çekiyor, anında paylaşıyor, eller iki dakika boş durmuyor. Böyle bir ülkede kaos çıkarmak da kolay, örnekte olduğu gibi: P genç bir adam, platformlarda kurduğu gruplara milyonlarca insanı toplayınca Rodrigo Duterte’nin dikkatini çekmiş ve çalışmalar başlamış. Yüzlerce farklı lehçe için yüzlerce Facebook grubu, sonra suç haberlerinin yavaş yavaş pompalanması ve uyuşturucu satıcılarının hedef gösterilmesi. Uyuşturucu ülkenin esas meselesi haline gelince Duterte seçimi kazanmış, P o sırada başka bir aday için çalışsa da kıvılcımı çaktığı ve sonrasında umursanmadığı için kızgın. Adamı tek başına taşımadı ama aslan payı onunmuş gibi görünüyor, öldürülen binlerce insandan mesul. Cinnet adeta, kurbanların gerçekten suçlu olup olmadıklarına bakılmadığı gibi öldürüldükten sonra üzerlerine uyuşturucu yerleştirilenlere dair raporlar da varmış, elli dört de çocuk öldürülmüş. Cinayetlere karşı çıkanlardan biri geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Maria Ressa, zamanında Duterte’yi destekleyen haber sitesi Rappler’ın kurucusu. Rappler katliamlardan sonra çark ediyor ama bir basın toplantısında kadın muhabirlerden birine ıslık çalan Duterte’den özür dilemesini isteyen Rappler muhabirine ana avrat düz gidilince işlerin yolunda gitmeyeceği belli oluyor. Ressa sistematik bir şekilde sosyal medya saldırılarına uğrayınca hesapları takip etmeye başlamış, üç milyonluk bir kitleye ulaşan yirmi dört sahte hesaba ulaşmış. Bunlardan biri ilginç, X diyeyim, X bir haftada binlerce makale paylaşarak takipçilerini enformasyon bombardımanına tutmuş, Rappler’ın kendisini ifşa etmesinden hemen sonra ortadan kaybolmuş. Duterte’nin Putin’le görüşüp anlaşmaya başlamasından hemen sonra ıstırap olmaya başlamış bu, bağlantılı olduğu İnternet Araştırmaları Ajansı seçimlerde Donald Trump’ın kazanmasına katkı sağlamış. Karmaşık bağlantılara içeriden de bir pencere açıyor Pomerantsev, 2015’te ajansa sızan Lyudmilla Savçuk’un tanıklığını aktarıyor. Savçuk bir gazeteci arkadaşı vasıtasıyla ajansta iş bulmuş, görevi burçlar ve aşk hakkındaki blog yayınlarının arasına güncel olayları serpiştirmekmiş. Meksika’daki örnekler de aynı, bir trolün anatomisi: “Merkezde çalışan kimse kendini trol olarak tanımlamıyormuş. Onun yerine yaptıkları iş hakkında konuşurken edilgen dil kullanıyorlarmış (‘şu yazılan yazıda’, ‘şu gönderilen yorumda’). Çoğu buna herhangi diğer bir iş gibi bakıyor, kendilerinden beklenenin minimumunu yerine getirip evlerine gidiyormuş. Çoğu görünüşte hoş ve tatlı genç insanlar olmalarına rağmen, kendilerinden kurbanlarını karalamaları, aşağılamaları, hor görmemeleri ve küçük düşürmeleri beklendiğinde gözlerini kırpmadan görevlerini yerine getiriyorlarmış.” (s. 41) Savçuk iş arkadaşlarının o gün yazdıklarını eve gidince ailesinden, arkadaşlarından duyuyormuş, önemli bir olay olduğu zaman amirler hangi haber platformlarına hangi yorumların yazılacağını söylüyorlarmış hemen, dezenformasyon fabrikası adeta. Savçuk ele geçirdiği kanıtları ilgililere verir vermez vatan hainliğiyle suçlanmaya başlamış, meslektaşları selamı sabahı kesmiş, daha da kötüsü kanıtların pek de ses getirmemesiymiş, aktivistler de dahil pek çok insan omuz silkip geçmişler. Gerçeğin gücünün yitmesi bu noktada öne çıkıyor, ülkesinin varlıklarını elden çıkararak elde ettiği serveti yurt dışına kaçıran bir diktatörün suçu ispatlandığında ne olur? Seçmenleri desteklemeye devam ederler çünkü dünyalığını yapmıştır diktatör, daha fazla çalmaya lüzum duymayacağı için halka da üç beş atmaya başlayacağı düşünülür. Gördüğümüz bu, Peter Fleming’in de bahsettiği gibi insanlar ekonomik melankoliye kapıldıkları gibi sömürüye açık hale gelirler, yılana sarılmaya devam ederler. Tarihe bağlılığın kökü de bir, o ihtişamlı günlere geri dönüleceğine dair hastalıklı inanç aynı umutsuzluktan doğar. Pomerantsev sosyal medya vasıtasıyla bu tür görüşleri hızla yayan kişilerle de görüşmeler yapmış, büyük anlatıların ortadan kalktığı bu dönemde dikkatin mikro mevzulara verildiğini söylemişler. Töton kültürüyle uğraşanların toplandığı bir Facebook grubu düşünelim, buraya ülkenin vahim haline dair birkaç makale gönderiyoruz ve büyük Almanya’nın tekrar dirilebileceği fikrini işliyoruz. Sonra aynı söyleme sahip bir lideri parlatmaya başlıyoruz, asgari müşterekle insanları yönlendirmiş oluyoruz. Brexit çalışmalarının başladığı ilk zamanlarda hayvan hakları grupları dahi fişteklenmiş mesela, İspanya’daki boğa güreşleri, etçil Avrupalılar, tam bir barbarlık. Fransa’da azınlıkların eylemlerini görmüşlerdir, Yunanistan’ın ekonomik çöküşünden etkilenmişlerdir, basmışlardır oyu. Küçük, daha küçük gruplara ayrışan dünyayı bir araya getirmek toplum mühendisliğinin sosyal medyaya taşınmasıyla kolaylaştı. Yaratıcı eylemlerin mucitleri bile eskiden sokaklarda başardıklarının günümüzde çok zor olduğunu düşünüyorlar zira birkaç hesabın paylaşımlarıyla gerçek tepetaklak edilebilir. Ukrayna’da faşist gruplar vardır herhalde, Rusya bir şeyleri çarpıtıyordur, insanların öldüğüyse kesin. Pomerantsev’den de şüphe etmeli miyiz mesela, Duterte’nin ABD’ye çektiği restler çokça alkışlanmış. Yapmamız gereken şey gerçeği olabildiğince farklı cephelerden görmeye çalışmak, aksi halde bilgi parçalarının üçüne beşine bağlanıp hakikatten sapacağız. Metin bu konuda hassas olmamızı söylüyor açıkçası, yığının bir parçası olmamalıyız.