Biyografisinden çarpayım, modern Japon edebiyatının öncü isimlerinden biri Mori, 1862 doğumlu, Japon ordusunda göreve başladıktan sonra eğitim görmesi için Almanya’ya gönderiliyor, Batı edebiyatıyla tanışıyor. Romanının anlatıcısı 1880’de Tokyo Üniversitesi öğrencilerinden biri, arkadaşı Okada’yla konuşmalarında Fransızca, Almanca, Latince sözcükler katıyorlar araya, dünyaya açılan Japonya’nın gençleri “modern”. Pek çok yazarın metnini Japoncaya çevirmiş Mori, 1907’de Japon Sanat Akademisi’nin başına geçmiş, memleketinin edebiyatını Batı’nınkine yaklaştırmış. Geleneği koruyor diğer yandan, karakterlerinin durumlarını halk hikâyelerindeki karakterlerin durumlarına benzetiyor, klasik metinleri anlatıyı zenginleştirecek biçimde tokuşturuyor. Örnekleri vereceğim, adım adım gidelim, Meiji Restorasyonu’nun kültürel, ekonomik etkilerini görelim. Yıldızı deli gibi parlayan Okada’nın zekâsından pek etkilenmiş anlatıcı, boş zamanlarında sahaflarda dolanan arkadaşıyla edebiyat vasıtasıyla tanışmasını anlatırken çevirilerin edebiyatı dönüştürmeye başladığından bahsediyor, sokalamaca tekniğinin sıradan kullanımı. Bilgi topağı yani, zart diye hikâyenin orta yerine atıveriyor Mori, memlekette nelerin değiştiğini gösteriyor. Yapılar dahil, eskiden belli amaçlarla kullanılanlarının yeni işlevleri, işlevi hiç değişmeyen binalar, hepsi iç içe. Sahaflar yok olmuş bu arada, Tokyo Üniversitesi civarındaki sahaflardan geriye iki üç dükkân kalmış, anlatılan zamanla anlatı zamanı arasında aşağı yukarı kırk yıl olduğuna göre 1880-1920 arasında, nereden baktığımıza göre değişir, klasik metinlere duyulan ilgi azalmış ya da ekonomi tepetaklak olduğu için kapanmış sahaflar. Karşılaşmaya gelelim, Okada yürümeyi sevdiğinden çevrenin değişimini yakından takip edebiliyor, kadını değişimin izlerini takip ederken fark ediyor, ki anlamlı, ekonomik gerekçelerle insanlar da savruluyorlar, değişiyorlar, istemedikleri bir yaşamı sürdürmek zorunda kalıyorlar. Okada’nın hazır bulunuşluğuna bakalım, Çinli Yu Çu’nun 17. yüzyılda yazdığı bir öyküdeki kadın tasvirinden pek etkilenmiştir Okada, Azrail kapısına dayandığında bile makyajını tazeleyen kadından. “Kadın denilen varlık Okada’nın gözünde, sadece güzel ve sevilmesi gereken bir varlıktı; hangi koşulda olursa olsun, güzelliğini ve sevecenliğini mutlaka koruyacağını düşündüren bir varlıktı. Herhâlde Kainan ile Mukou’nun şiirlerini, üstüne de sentimentalist ve fatalist Ming Hanedanı dönemi entelektüellerini okurken farkına varmadan etki altında kalmıştı.” (s. 16) Aşkın düşüncesi nesnesinden daha kuvvetli, Okada selamlaşmaya başladığı kadının metres olabileceğini düşünüyor da rahatsızlık duymuyor bundan, yoldan geçenlerin bakışlarından utanmasını henüz biçimlenmemiş yargısına verelim ki çatışmanın sebebini anlayalım. Nedir, bahsi geçecek klasik hikâyede olduğu gibi yılanı elleriyle etkisiz hale getirecektir Okada, kuşları kurtaracaktır, böylece kadınla yakınlaşma şansını elde edecektir ama Almanya’ya gidip Batı’yı görme şansı ortaya çıkınca vazgeçecektir her şeyden. Eğitim, aşk, toplum, eski dünya. Anlatıcının hikâyeye kattığı fikri genişletebiliriz aşırı yorumlama tehlikesini göz önünde bulundurarak: Okada’nın gezip durduğu yerlerin ayrıntılı tasvirlerinden öğrencilerin yediklerinin listesine kadar pek çok veri sunar anlatıcı, “gelecek kuşakların kültür tarihçileri adına faydalı olabilir” diye ekler, Okada hikâyeden çıkıp gidene kadar kalıtların arasında yaşıyor sanki. Kadının, O-Tama’nın yaşamı geçiş evresi: Suezo nam tefeci başta öğrencilerin gündelik dertlerine derman olurken işleri büyütür, tefeci olur, paraya para dememeye başlar. Evlidir, çocuğu vardır ama asıl statüsünü metres tutarak edinecektir. Tutar, O-Tama’nın rızasını alır, kadının tek şartı babasıyla kurduğu yakın ilişkiyi sürdürmektir. Babası da razı gelir, kızının rahat bir yaşam sürmesini garanti altına almak ister. Yan hikâyeler başka manzaralar sunuyor ekonomik durumla ilgili, Suezo’nun kiralamak istediği evin sahibi şanslı kesimden: “Kocası eskiden Hiroşima civarındaki büyük bir derebeyinin vekiliydi ama feodal sistem kaldırılınca, hazine bakanlığında memurluğa başlamıştı. Artık altmışlı yaşlarında olduğu hâlde çok titizdi ve Tokyo’da dolaşıp yeni inşa edilmiş kiralık evler aramayı huy edinmişti. Taşındığı her ev biraz olsun eskiyince yeni ev aramaya girişiyordu. Elbette çocukları çoktan büyüyüp ayrı evlere çıkmıştı, iki orta yaşlının kaldığı ev kolay kolay yıpranmazdı.” (s. 24) Şanslı demek doğru değil aslında, Restorasyon bütün gücüyle feodal dünyaya çökünce derebeyler karar vermek zorunda kaldılar, ya yeni rejime uyum sağlayacaklar ya da onurlarını korumak için savaşacaklardı. İlk gruptakiler bürokrat oldular, sermaye sağladılar işleri için, burjuvalaştılar diyelim. Beyinin peşinden gittiği anlaşılan adamımız küpünü doldurmuş, evden eve geziyor, Okada ve arkadaşları da kaldıkları yurt yanınca ölmemek için kaçışsınlar sağa sola, sokakta kalma tehlikesiyle baş etsinler. O-Tama’nın babasının anlattıkları da kayda değer, ülke tepetaklak olduğu sıra dükkânını, her şeyini yitiriyor çünkü beyliklerle merkezî yönetim arasındaki çatışma küçük üreticinin kendi yağında kavrulmasını önlüyor. Çevirmen Alper Kaan Bilir’in düştüğü dipnotlar şahane, öğreniyoruz ki Naosuke İi, babanın iflas etmesinden iki yıl önce samurayların öldürdüğü sert reformcu işlerin ne kadar kötüye gidebileceğinin sembolü olmuş zira İngilizlerin beylikleri bombalaması olsun, ateşli silahlar karşısında samurayların eriyip gitmesi olsun, tekil örneğin gösterdiğinin tam aksi yönündeki gelişmeler üzerinden savaşın sonucu okunabiliyor. Suezo’nun cebindeki akrepten ilerleyelim, babayla kıza para yardımı yapmıyor adam, saygıdan ötürü yapmadığını sanıyorlar, yine iki dünyanın uyuşmazlığı. O-Tama geçim sıkıntısından kurtuluyor nihayet de can sıkıntısı başlıyor bu kez, babasını daha çok görmek için sebep. Görmemek için de, mutsuz olduğu ortaya çıkarsa babasının ne kadar üzüleceğini bildiğinden ziyaretleri aksatıyor bilerek, baba bekliyor, aslında O-Tama da bekliyor, gönüllü uzaklık diyelim. Tefeciliğin utancıyla baş etmesi de var kadının, Suezo’nun tefeci olduğunu öğrendiği zaman ne yapmalı? Toplum nezdinde tam yerin dibine geçmelik iş, nasıl bir kadın tefeci bir adamın metresi olabilir? Kimi suçlayabilir bu durumda? Kendini suçluyor, duyduğu öfke büyüyor git gide. “Ona acı veren şey buydu. O-Tama için ‘hınç’ duygusu, işte bu acının adıydı. Bu sözcüğü ilk kez, bir erkek tarafından kandırılıp terk edildiği zaman kullanmıştı. Daha sonra, metreslik denilen durumu kabullenmek zorunda kaldığında, yine ‘hınç’ diye andığı duyguyu hissetmişti. Şimdi de yalnız metres değil, insanların nefret ettiği bir tefecinin metresi olduğunu öğrenince yazgısına razı gelerek içine gömdüğü, rengi solmuş hınç duygusu, kana cana bürünüp yine gönül gözünün karşısına çıkmıştı.” (s. 50) Daha dürüst bir mesleğe geçmesi için Suezo’yu ikna etmeye çalışabilir, sonuçta “kötü bir adam” değil. Belki. Eşi O-Tsune’yi kandırması, çocuğuyla ilgilenmemesi O-Tama’nın bildiği şeyler değil, şansa karşılaşmasalar ikili ilişkide hiçbir sorun yok, insanlar inanmak istediklerine inanıyorlar veya inanmadıkları halde, aç kalmamak için acı verici ilişkileri sürdürüyorlar. Aynı şemsiyeden iki tane mesela, O-Tsune kendisindekinin bir eşini O-Tama’nın elinde görünce ağlayıp sızlamaktan başka ne yapacak, hiçbir şey, Suezo’nun açıklamalarını kabul etmekten başka bir seçeneği yok. Eh, insan âşık olur, sırf havyarla yaşanmaz tabii, O-Tama’yla Okada’nın karşılaşmaları, yılanla kuş hikâyesi, selamlaşmalar, kaçamak bakışlar çok mutlu ediyor O-Tama’yı, belki yepyeni bir geleceğin hayalini de kurduruyor ama yapı eski ruh yenilenmiş olsa da. O-Tama’nın statüsü, Okada’nın hayalleri, yollar ayrılıyor birden, Okada basıp gidiyor Avrupa’ya, geride gözü yaşlı O-Tama kalıyor. Yıllar sonra anlatacak yaşadıklarını, anlatıcı arkadaşıyla kadının hikâyelerini arka arkaya koyarak ıskanın anatomisini çıkarıyor adeta. Japonya’nın halidir de işte, bir yanda geleneksel yapıların, kurumların devam etmesinin yaratacağı tahribat hatta çöküş, diğer yanda yenilenme, modernleşme, Batı’nın etkisi. Çakışmadan evrilmek yok, Mori’nin romanının incelediği.











Cevap yaz