May Sarton – Kürklü Kişi

Bu kişinin başta bir adı yoktur, kişidir, iki yaşındayken sokaklarda yeterince dolandığını düşünerek bir eve yerleşmeyi kafasına koyar. İki yaşına kadarki sürece geri döneriz hemen, Alexander’la tanışırız. Çocuk. Yaygara koparınca annesini ikna eder, siyah poşetin içindeki yavrulardan birini, beyaz kuyruklu ve güzel olanı seçer, eve götürüp beslemeye başlar. Severken boğar biraz, ayarı yoktur, Kürklü Kişi altı aylık olana kadar Alex’e katlanır. “Kâhya” olarak gördüğü insanlardan en iyisini seçmeye çalışmadan önce özgürlüğün tadını almaya çalışır başta, günlerden bir gün züppe gibi fiyakayla çıktığı eve bir daha dönmez, Alex’i arkada bırakır. Kolay, unutma yeteneği sayesinde geride kalanlar için hiçbir şey hissetmez. Sokak Kedisi’dir artık, yürüyüşünü sertleştirir, heybetiyle caka satmaya başlar. Uykusunda lezzetli bir şeyi yermiş gibi hareket eder, mırlar, uyandığında serseriliğe devam. İki yaşına geldiğinde garip düşlerinden bıkar, yerleşmek istediğine karar verir. En iyi kâhyayı seçmek zorundadır artık, gezinirken gözüne kestirdiklerine yanaşmaya başlar. İlk durak pisi pisileyen bir kadının yanıdır, normalde çağrılara hiç kulak vermese de yanaşma sanatının inceliklerini göstermeye başlamıştır. Evin önündeki ağaca tırmanıp iner, pencerede gördüğü kedinin evi sahiplendiğini anlayınca şarkılarından birini söyler, en azından karnının doyurulmasını sağlayacaktır söylediği şarkı. Anlatıda şarkıların sözlerine de yer verilmiştir, kedi basitliği ve güzelliğinde şarkılardır bunlar, ânın özelliğine göre hep yenisini söyler Kürklü Kişi. Emeğinin karşılığını alır, midesine indirdiği balığı sindirmek için uykuya dalar. Aniden sıçradığında ne kadardır uyuduğunu bilmez, sanki deprem olmaktadır, dünyadan geriye bir şey kaldı mı acaba diye etrafına bakınırken çöp bidonlarının sesine uyandığını anlar. Şunu sıkıştırayım, Sarton kedilerin davranışlarını öylesine iyi anlatır ki o gamsızlık, şahsiyet, kedilere dair ne varsa yavaş yavaş ortaya çıkar. Evet, Kürklü Kişi yuvasını henüz bulamamıştır, aramaya devam eder. Bakkalın önünde bulur kendini, adamın davetini kabul ederek içeri girer, sütü lıpır lıpır içse de bayat hamburgeri şöyle bir koklayıp üzerine toprak atarmış gibi yapar. Besinleri dört ana başlıkta gruplandırma özelliği sayesinde neyi yiyip neyi yemeyeceğini bilir Kürklü Kişi, hamburgerin sarıldığı gazete kâğıdına bir tırmık atarak niyetini gösterir. O sırada şansı döner, dükkâna giren Hanna dönüp duran kediyi fark eder. Bakkal kediyi alıp götürebileceğini söylediğinde çok sevinir Hanna, Kürklü Kişi’yi kucaklar. Biraz sıkı tutmuştur, kedi rahatsız olarak kıpırdanır ve kaçmayı düşünür ama kadının evini merak ettiği için olacakları görmek ister, ses çıkarmaz. Yeşil bahçeli bir ev, orası değil. Başka bir ev, o da değil, eski apartmanlardan birinde bir daire. Kürklü Kişi önünde sonunda kaçacaktır, o zamana kadar karnını azıcık doyurmak ister, karanlık eve katlanmaya karar verir. Hanna bunaltıcı derecede ilgi gösterir, pek hoş yemekler de vermez, vedalaşma vakti gelmiştir yani. Üzücü bir sahne: Hanna herkesin kendisini terk ettiğini söyleyerek arkasından baktığı Kürklü Kişi’nin gidişinin acısını duyar. Bir yanda hiç kimsenin sevmediği bir kadın, diğer yanda dünyadan haberi olmayan bir kedi. Aradığını bulacaktır nihayet, iki kadının yaşadığı evin önüne geldiğinde sunulan yemeği beğenir, yaşayacağı yeri bulduğunu düşünür. “Bu iki yaşlı hanımın en olağanüstü tarafı, yemeğini huzur içinde yemesi için onu kendi haline bırakmaları ve tek bir söz etmemeleriydi.” (s. 32) “Tatlı Ses” adını verdiği kâhya evi dolaşmasını söyler, aralarında hiçbir konuşma geçmez ki geçmez zaten, bir kediye ev sunmak nasıl dile getirilebilir? Yaşlı iki kadın ona hiç dokunmamışlardır, sadece yemek verip evi dolanmasına izin vermişlerdir, ideal kâhya tam da o şekilde davranacağı için evde kalmaya karar verir Kürklü Kişi. Mutabakat sağlanır, kedi o güne kadar yaşadıklarını düşünerek daha iyisini bulamayacağını anlar, kadınlar da kedinin şarkılarını ve karakterini sevdikleri için birlikte yaşamak isterler.

Tatlı Ses ve Haşin Ses. İkincisi birkaç düğmeye basarak takır tukur sesler çıkarır, bir şeyler yazdığını anlarız ama Tom Jones da anlar mı? Kürklü Kişi’nin adı Tom Jones’tur artık, Fielding’in romanındaki karakterin de kimsesi olmadığı için kediye bu ad uygun görülmüştür. Haşin Ses’in edebiyatla haşır neşir olduğunu anlarız, metinleri hakkında hiçbir bilgi edinemeyiz ama Jones’un bu tür bilgilere ihtiyacı yoktur zaten, onun ihtiyaç duyduğu bilgi yemeğin yeri ve sevilmeye ihtiyaç duyduğunda iki kadını nerede bulacağıdır. Kavga etmeyi bilmek ister mi diye düşünürüz okurken, gerçi pek kavgacı bir kedi değildir Jones ama tehdit edildiğinde tırnaklarını çıkarıverir hemen. Kapı önünde gezinirken laf atan bir kediyle kavgası ettiği en büyük kavga muhtemelen, aşağılayıcı şarkıya kendi şarkısıyla cevap verdikten sonra kaçacak yeri yoktur artık, rakibini de haşat etmek ister zaten. Birbirlerine girerler, iki taraf da yaralanır, Jones’un kafası gözü kanamaya başlar. Komşunun dişi kedisi Nelly yüzündendir bu kavgalar, mahalledeki bütün kediler Nelly’nin evinin etrafında toplandıkları için her gün olay çıkar, o gün de piyango Jones’a vurmuştur. İyileşme safhasında pencerenin önünde durarak gelene geçene bakar, mahalleyi iyice tanır. Kediler, köpekler, kâhyalar, arabalar, zaman. Her şey geçer. Konuşmaların arasında “hadım etme” lafı da geçer, iki kadının muhabbetine kulak veren Jones ürperir, ses tonları iyi şeyleri çağrıştırmadığı için başına gelecekleri anlamıştır belki de. Kısırlaştırma operasyonu için götürülür, geri döndüğünde o eski halinden eser yoktur, hırçınlığı ortadan kaybolmuştur, acıyan bakışlara bir süre katlandıktan sonra rostodur, yengeçtir, ne bulduysa hüplete hüplete yeni kimliğine alışmaya çalışır. Yoga hareketlerini aksatmaz, azıcık tüy döker ve buna çok üzülür, alımlı alımlı yürümek yerine gizlenme dürtüsüne kapılır. Kâhyalar kedi nanesine başvururlar hemen, böylece Jones sarhoş edici kokular saçan malzemeyle tekrar canlanır, oyun arkadaşı olarak getirilen fareyi de kovalamaya başlayınca neşesine kavuşur. Son büyük sıkıntısı taşınmadır, kâhyaları başka bir evde yaşamaya karar verdiklerinde durumu Jones’a kolay kolay kabul ettiremezler, içlerinden biri kediyi çıktığı ağaçtan indirmeye çalışırken ne kadar zaman geçtiğini bilmeyiz, uzuncadır. Sonrası yeni mahalle, yeni düşmanlar ve dostlar, kedi yaşamı.

Ne güzel hikâye. Önsöz sürprizi kaçıracağı için sona bırakılmalı, Sarton mevzuyu anlatıyor. Jones gerçek bir kedi, kâhyalar gerçek, bir zaman birlikte yaşamışlar. İki kadın uzaklara gidecekleri bir zaman evlerini Vladimir ve Vera çiftine kiralamışlar, Nabokov olan. Lolita‘yı o evde yazmış Nabokov, muhtemelen Jones kucağındayken. Sonraları bağlantı kopmuş ama Nabokov çifti şehre döndükleri bir zaman Jones’u tekrar görmek istemişler, büyük buluşma. Kâhyalar hazırlanmış, Jones’u da hazırlamışlar, yolda problem çıkmamış ama mekân değişiminden çok etkilenen Jones agorafobiye yakalanıp Nabokov çiftinin evindeki bir kanepenin altına gizlenmiş, bir saat sonra kâhyaları gitmeye karar verdiklerinde hâlâ kanepenin altındaymış. Oluyor öyle, kedilerin tuhaf huyları sürprizlere yol açabiliyor. Anlıktır aslında, kedinin bir ânını başka bir an yakalayamayız genelde. Dostlarla yıllar sonra kaldığımız yerden devam edebiliriz ama kediler için her sefer yenidir, alışmalı.

Okunsun, ben okumayı bitirir bitirmez aşağı indim, beyaz kaplanı sevdim biraz. Tırmaladı. Sorun yok. Kedi.