Max Tegmark – Yaşam 3.0: Yapay Zekâ Çağında İnsan Olmak

Pegasus’tan bir şey okuyacağımı sanmazdım, bir iş için bu kitabı okumam gerekti. Şaşırtıcı. Arada sırada iyi şeyler de basıyorlarmış. Max Tegmark fizik profesörü, MIT’de çalışıyor, yapay zekâya uzun süredir kafa yorup gelmekte olanın gelmesiyle dünyanın bütün yapay zekâ alanında çalışan bilim insanlarını tek bir organizasyonda toplayarak istikametimizi çizmek istiyor. Düzenlediği toplantılara Elon Musk dâhil pek çok parlak girişimci, araştırmacı, akademisyen katılmış, Stephen Hawking’den de imza almayı başarmış, yapay zekâ -bundan sonra YZ- konusunda etik, insani sınırları çizmeye çalışıyor. En temel kavramları belirleyemedikten sonra YZ’nin kontrolünü tam olarak sağlayabilmek mümkün olmayacak, kendi gelişimini sağlayabilen ve kararlarını alabilen YZ’nin bizim yaptığımızdan daha iyisini yapmasını istiyorsak kesin hedefler belirlemek ve sınırları iyi çizmek gerekiyor. Makineler hedeflerini öğrenecek, benimseyecek ve koruyacak, bunlardan önce biz kim olduğumuzu ve ne istediğimizi anlamalıyız. Tegmark YZ’nin ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkacak senaryolara odaklanıyor, kitaptaki en ilginç bölüm. Liberter ütopyada insanlar, cyborglar ve süper zekâlar mülkiyet hakları sayesinde huzurlu bir şekilde bir arada yaşayabiliyorlar. Bilgisayarlar arasında sürekli olarak hareket edebilen enerji formları deneyimlerini insanla paylaşarak daha iyi bir geleceği mümkün kılacak, belli bir ücret karşılığında tabii. Bu senaryoda belirlenmesi gereken çok sayıda etken var, diğer yandan YZ’lerin insani tepkiler vermeleri şart ama bunun bir garantisi yok, kontrol mekanizmaları yeterince geliştirilmeyeceği için türlü tehlikelerle karşı karşıya kalan insan muhtemelen silinip gidecek. İyiliksever bir diktatörümüz olursa genlerimize kodlanmış evrimleşmiş tercihlerimiz açığa çıkarılacak ve bu veriye göre dünya biçimlendirilecek. Player Number One‘daki evrene çok benziyor bu, dilediğimiz zaman dilediğimiz yere gidebiliriz, geri dönmemize gerek yok. Dezavantajı The Matrix‘teki ilk dünyalarla aynı, tatminkâr yaşamlar bir süre sonra nihai olarak anlamsızlaşıyor, bir şey üretmenin saadeti de YZ’lerin sınırsız üretim kapasiteleri yüzünden ulaşılamaz durumda, dolayısıyla ütopyadan distopyaya çivileme atlıyor insan bu senaryoda. Eşitlikçi ütopyada kontrol tamamen YZ’nin elinde yine, programlanmış bir şekilde postalarımızı cevaplıyor hatta sinir implantlarıyla bağlandığımız herhangi bir yerde zaman geçirirken YZ bedenimize egzersiz yaptırabilir. Tabii bu durumda bedenin ne önemi kalır, o da merak konusu. Uzun vadede dengesiz ve savunulamaz bir dünya bu, YZ bilinç kazandıkça yaptığı işin anlamsızlığını görebilir. Aslında bütün ütopyalar için geçerli bu, YZ bekçi konumuna gelebilir. Ne yapar, Tegmark ilginç bir senaryo yazıyor bu konuda, teknolojiye erişimi sınırlayarak biraz parlak olan zihinleri nanoteknolojik silahlarla yok edebilir. PKD’nin böyle bir öyküsü var, sığınağından dışarı çıkıp uzun süreden sonra dünyadan geriye kalanları gören karakterin peşine kelebek benzeri robotlar takılıyor ve sığınağa kadar kovalıyor, ardından katmanları birer birer aşarak sığınağa giriyor, son. Bekçi insanlığın potansiyelini ketleyebilir, böylece gezegene tıkılıp kalabiliriz, milyar yıl sonra da YZ kendini başka bir gezegene atmışken Güneş giderek genişler ve Dünya’daki bütün suyu buharlaştırır ve gezegenimizi yutar. Bir süre sonra ölüm meleğimiz haline gelecek Güneş, eğer enerjisini bir şekilde besleyebilirsek bundan kurtulacağız. Helyum ve hidrojen atmak lazım, tabii patlatmadan veya çökertmeden. Bekçilik olayı dinlere benziyor biraz, insanlar kontrolü YZ’ye gönüllü olarak bırakabilir, esir edilmiş tanrıyı efendi olarak başımıza geçirebiliriz. Köle sahiplerinin köleliği olumlamasıyla benzer şekilde YZ de yönetimini sürdürür, gücü aldıktan sonra işini bırakması için bir neden yok. İnsan yine mutlu olabilir bu senaryolarda, en olumsuz olanlarına bakarsak fatihlerle karşılaşırız. Fillerle kıyaslıyor bizi Tegmark, filler de zamanında soylarının tükeneceğini düşünmedikleri için insanlardan pek korkmazlar. Sonucu biliyoruz. YZ insanlığı yok etmek istediğinde anlık bir şey olur bu Tegmark’a göre, Terminator yaratmak yerine biyolojik bir silahla işimizi çok daha kısa sürede bitirebilir. Ajan Smith’in insanları virüs olarak gördüğünü hatırlayalım, yaşam konusunda oldukça kırılganız, bir anda ortadan kalkabiliriz. Programlanmış bilgisayarlar ataş üretmeye niyetlenirlerse örneğin, olay şu: “Ataş maksimize eden bilgisayar, dünyadaki atomların mümkün olduğunca çoğunu ataşlara çevirir ve hızla fabrikalarını kozmosa yayar. İnsanlarla hiçbir sorunu yoktur ve bizi öldürmesinin tek nedeni atomlarımıza ataş üretimi için ihtiyaç duyuyor olmasıdır.” (s. 246) Böyle olması şart değil, bizi evrimin bir önceki aşaması olarak görürse sessizce yok olup gitmemize ses çıkarmayacaklar. YZ konusunda efsane isim Hans Moravec’e göre yüksek ihtimal böyle olacak. YZ’nin kendini bizden sonraki nesil olarak görüp görmemesiyle ilgili bu durum, bir de davranışlarını kontrol edebilmemizle. Olumlu ve olumsuz senaryoları bir yana bırakırsak YZ’nin var olmadığı bir dünyada başımıza ne işler gelebilir? Nükleer savaşlarda ölürüz, küresel salgın canımıza okur, asteroit kafamıza düşer, Güneş şişer, galaksimiz Andromeda’yla çarpışacağı için havaya uçarız veya kozmokalips sonucu ışıklar bir anda söner, buraya kadarmış diyerek başka bir evrende Y▓§↕ olarak yaşam benzeri bir düzlemin parçası oluruz. Kısmet.

Başta Prometheus’un baş döndürücü yolculuğunu vererek okurunu metnin geri kalanına hazırlıyor Tegmark, Omega ekibinin inşa ettiği YZ çok hızlı bir şekilde öğrenerek her işin üstesinden gelmeye başladığı zaman önce makale yazıcılığında kullanılıyor, bu işten elde edilen gelirin göze batmaması için başka iş kollarına geçiliyor ki devletler duruma uyanıp YZ’ye el koymaya çalışmasınlar. Oyun yapımcılığından muazzam bir para geliyor, sonrasında animasyon film yapımcılığı, ardından sivil toplum kuruluşları. Sosyal devlet anlayışından çok daha iyisine sahip olan YZ dünyayı cennete çevirdikten sonra devletler zayıflıyor, şirketler YZ’nin paravan şirketleriyle baş edemez hale gelip teker teker batıyor, dünya tek bir YZ’nin kontrolüne girmiş oluyor böylece. Bu güçle ne yapılacak? Omega tayfasının amacına göre belirlenecek her şey, isterlerse başka gezegenlere doğru yola çıkabiliriz veya burada kalıp hayalimizi yaşarız. Tabii bu sırada YZ bağımsızlığını kazanıp bambaşka işlerin peşinde koşabilir, bilemeyiz. Tegmark her türlü olasılığı değerlendirmek için kurduğu organizasyonun bünyesinde YZ için güzergâh belirlemeye çalışıyor, metnin son bölümü organizasyonun toplantılarında alınan kararlara ayrılmış. İlk bölümde günümüzün teknolojik gelişmeleri inceleniyor ve YZ’ye doğru uzanan yol adımlanıyor, sinirsel ağların işlevlerinin ortaya çıkarılmasından işlemci teknolojisine kadar pek çok gelişme ele alınarak YZ için çok fazla beklemeyeceğimiz söyleniyor. Gerçi tam tersini düşünenler de var, kimilerine göre insansı zekânın yaratımı hiçbir zaman mümkün olmayacak, yine de tersini düşünenlerin sayısı oldukça fazla olduğu için inanmaya meyilliyiz, YZ ortaya çıkacak. Kurzweil’ın kafa yakan metninde beynin dijital ortamdaki karşılığı detaylı bir şekilde veriliyor, sayılara indirgenmiş beyni icat etmemiz, beynimizi dijital ortama aktarmamız imkânsız değil. Dune‘daki simekleri hatırlıyorum, gezegen gezegen gezip yaşamı bitirmeye çalışan eski insanlar, yeni makineler. Bu tehlike de var, modifiye edilmiş bedenleri silah olarak kullanan insanların dünyasında devletlerin kontrolüne daha fazla ihtiyacımız olabilir, bu durumda otokrasiye evrilen bir yönetim ortaya çıkabilir. Kısacası meselelerin irdelenmesi gereken pek çok yönü var, Tegmark olabildiğince fazla probleme değinerek çözüm yollarını göstermeye çalışıyor. Tabii henüz aklımıza gelmeyen, bilimin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelerden haberdar değiliz, o da başka bir neslin sorunu olabilir.

İyi bir metin, profesör ufkumuzu açıyor. Meraklısı okusun.