Juan José Millás – Sakın Yatağın Altına Bakma

Metroya iniş: Savcı Elena’yla adli tabip gecelerce inceliyorlar cesetleri, mahkemeye dönüyorlar, şoför şaşkın, zabıt kâtibinin başı öne düşüyor. Sıkıntı, sabahın üçü. Darp izi yok, boynu onun boynu, yüzü onun yüzü, bacakları onun bacakları olan biri morga kaldırılıyor. Organların iyeliği, bedenlerin, insanların, sona kadar bunların, aitliklerin, bir şeye ait olmanın, bir şeye ait parçaların, parçaların toplamı benliğin anlamını düşünmemiştim, Millas beriye de bırakmış işaretleri. Elena’nın babası mutluluk içinde, hukukçuların bütün dünyayı yerinden oynattıklarını sanıyor. Elena’nın babası ölü, kızı dünyayı babasının gözleriyle görmüyor artık, Madrid’de bir başına yaşadığı dairesinde babasını arayıp telesekretere mesaj bırakıyor, yaşamını ölü hayallere bulayan adamın sesini duyuyor. Haberi çıkmıştı, Fransa’da mı ne, metro istasyonlarındaki anonsları seslendiren eşini her gün dinlemeye gidiyordu bir kadın, eşinin ölümünden kaç yıl sonra bile. Neyse, tufandan korunmak için bir gemi, hukuk. “Ama tufan yaşamın ta kendisidir, baba: Sonuçta yarata yarata, kendimi varoluştan soyutlayan bir fanus yarattım. Şimdi ne sokakları anlayabiliyorum, ne de varlığımın köşelerini mesken tutan gizli duyguları. Baba.” (s. 8) Bahsi çok geçecektir diğer üç bölümde de, gerçeklik çok kaygandır, karakterler kayıp dururlar da ayakları yerden kesilir. Kendilerine özgü biçimlerde. Kendi cesedini kaldırır Elena, sonra ayaklarını kaybedecek, başkasının ayağını alacak, kimin ayağının kime ait olduğunu anlamayacak, ayakların, bedenin ne işe yaradığını düşünüp işin içinden çıkamayacak, etle kemiği bir arada tutan gücün tuhaf yansımalarını gündelik hayatında arayacak. Şimdilik adli tıpçıya otopsi yaptırıyor, otootopsi yapamıyor? Bir başkasının bedeniyle bütünleşmeye ihtiyacı var. Bir başkasının gerçekliğine, hangi türden olursa olsun. “‘Hukukun hiçbir şeye yaramadığı saplantısı, gerçeğin tükenmesiyle bağlantılı. Biraz dikkatli bakarsan gereceğin tamamen tasfiye edildiğini göreceksin. Şeylerin gerçekten var olduğu zamanlarda, yaşamda birtakım amaçlar da vardı; savcı ya da doktor olmak gibi. Baban haklıydı ama biraz gecikmişti. Büyük olasılıkla dünyanın sonundan haberdar değildi, kimse olamaz.’” (s. 14) Başkalık metroda buluyor Elena’yı, ayakta kitap okuyan kadın, okuduğumuz kitabın adıyla aynı ada sahip bir kitabı okuyor ama okuduğumuz kitabı mı okuyor, biz bu denklemin içinde yokuz zaten, bir şey okuyor. Kadını bulamasa da kitabı bulmuş, bir tür hakikattir. Bazen denk gelinir.

Ayakkabılara giriş: Vicente Holgado’nun sağ ayakkabısı bir çorabı tek lokmada yutuyor, bir çift kahverengi, alçak topuklu ayakkabı, yanında spor ayakkabılar, mokasen, terlikler ama türler arasında sağlıklı bir iletişim yok, çiftler arasında bile yok, yalnız kalmayı düşleyen sağ veya sol tek ayakkabı, çorabı ve iç çamaşırını ve diğer eşyaları tek başına yerken diğerinden yeterince uzak, diyalogları bir çift ayakkabı nasıl konuşursa. Komşuların ayakkabıları, bir tanesi diğerini arıyor, eşini yani, sahibinin bacağı koptuğu için ne olduğu belli değil. Gidip mezarlığa bulsalar, gidiyorlar, mezarı açıyorlar çünkü onlar ayakkabılar ve dünya yeterince kafayı yemiş, gömülü tek ne bok yediklerini soruyor çünkü ayakkabı grubu topraktan çıkmak istemeyen bir ayakkabıyı çıkarıyor oradan, geri döndüklerinde çamur içindeler, Vicente’nin ayakkabıları tercih edilmiyorlar o gün de küsüyorlar ama olağanüstü bir durum var zaten, yatağın altında hiç tanımadıkları bir çift ayakkabı var. Yatakta hiç tanımadıkları bir çift ayak var. Bunlarla ne yapabilirlerse. Biyolojik evrim geçirmeyi düşünüyorlar, animistik bir dünyada cansız nesnelerin biyolojisi. Ayaksız da yapamazlar ama, dolayısıyla fazladan bir çiftle ne yapacaklarını bilemiyorlar. Rahatlıkları, yaşamları: “Ayaklardan her biri ayakkabıların içindeki boşluğa zıpladı. Ayakkabılar çorapların aracılığı olmadan özlerini, iç organlarını oluşturan bu varlıkları içlerinde hissedince öylesine rahatlamış bir soluk koyuverdiler ki, eski terlikler nesnesel uykularından uyandılar. Ayakkabılar kendilerini hiç böylesine dolu ve hafif hissetmemişlerdi, çünkü üzerlerinde kule gibi yükselen gövdenin ağırlığı yoktu.” (s. 65) Ayakları da yoldan çıkardıkları var, ki hikâye bu sapma üzerinden ilerleyecek. Ayakkabıların doğasına uyan ayakların doğası. Bedene isyan. Huzursuzluğa. Bir başlarına çok daha iyiler. Bedenden ayrılmış ayaklarla birlikte. Bilimsel açıklama aramamalı, nerede bulunacak, kanın damarlarda donmasından, kalp çarpıntılarının akışı engellemesinden bahsediliyor arada, yeterli. Bir ayağın başını alıp gitmesi. Olur.

İlişkiye giriş: Vicente Holgado sabah uyandığı zaman ayaklarının yerinde olduğunu, dünyanın biraz ekseninden kaydığını sezer, kendine gelene kadar uyku sersemliğinin etkisindedir, bacakları yer değiştirmiştir sanki. Gece çok şey oldu tabii, mezarlık, onca hareket, bedenin değişmeden kalması zor. Teresa geceki gürültüyü sorduğunda, eh, ayaklarının yerinde olmadığını söyler Vicente, yere düşmüştür, sonra yerli yerinde bulmuştur da, sağ bacak sol bacağın yerinde. Birbirlerini yok edercesine sevişmelerinde geçici olduklarını bilmeleri tabii, hiçbiri bir diğerinin yaşamında uzun süre kalmayacak, ilerleyecekler veya gerileyecekler. Bu hem bacaklar için hem Vicente’yle Teresa için geçerli bence. Vicente yatağın altına geri dönecek herhalde, çocukluğundan beri aşağıdan gelen tehlikeyi biliyor. Canavar, yatağın altından fırlayacak, zaten Vicente de insan kılığına girmiş bir zamanlar. Teresa yatağın altında bir şey olmadığını söylüyor, dolabın içinde var. Kesişim, ayakları yerden kesilenler buluşuyorlar bir şekilde, bir cümle veya bir bakış, bir canavar. Teresa yine de ailesiyle tanıştırmak istiyor Vicente’yi, babasının kendine has absürtlüğü iyi, annesinin sessizliği anlaşılır, kız kardeşi Julie, Julia, Julşey tam bir aşk bombası olduğu için Vicente’nin kalbini hart diye, gerçi modası geçmiştir kalbin, karaciğer revaçta, insanlar karaciğerlerine çok daha iyi bakmaya çalışıyorlar çünkü bu çağ en çok karaciğeri zorluyor, hele derinin rengini değiştiren karaciğere saygı duymayanlar iyice kopuyorlar toplumdan. Eşi olmayan organların çiftlere göre çok daha iyi, başarılı, güzel olmaları. “Teresa da bir asimetri tutkusunun olduğu konusunda Vicente’yle hemfikirdi, bunun bireyselliğin yükselen değer olmasıyla ilgisi vardı belki de.” (s. 89) Evdeler, yemek, Julşey’in köpeğini ölü bulana kadar Vicente’nin keyfi yerinde ama suçlanacağını biliyor, ayaklarının sorumlu olduğunu biliyor veya bilmiyor, ayaklarının veya ayakkabılarının cinayetten sorumlu tutulmayacağını biliyor. Köpeği sakladı, ayakkabıların kendi kişiliklerine sahip olduklarını anlatan kitabın neresindeler acaba, düşünüyor Vicente, çözüm arıyor ama bulabilecek gibi değil. Hayalet ayağa masaj yapıyor Teresa, anlattığıdır, Vicente’nin dükkânının yanına kendi dükkânını açmaya karar verince tanışmışlar da ikisinin ayaklara düşkünlüğü nelere yol açtı işte, sifonu bozan Vicente hemen babayla yakınlaştı ve adamın hırdavatçı dükkânından malzemeleri almaya gittiler, sohbet güzel, iyi de iş çıkarıyorlar ama Julşey köpekle birlikte döndüğünde, ölü köpek, gözyaşları, Vicente arazi. Keskin değil bu geçişler, çaresizliği belirtmek için sadece eyleme yer vermek kadar iyisi yok. Evine gidiyor adam, yatağın altına girince canavarıyla yüz yüze geliyor, canavarıyla yüzleşiyor, canavarını yüzlüyor, canavarına dönüşüyor ve ölüyor. Anahtar Teresa’da var, Vincent’i beklerken üç gün boyunca sevgilisinin cesedinin üzerinde uyuduğunu bilmiyor.

Sorguya giriş: Elena yine çıktı ortaya, çünkü ceset. Kitabı okuyan kadınla basit bir ölüm aracılığıyla tanışacağını aklından bile geçirmemiş. Ayakkabıların ne işe yaradığını öğrenecek, adli tıpçıyla ilişkisini sürdürürken araya giren beşinci ayağın beşinci olup olmadığını bilemeyecek, ayağın kendi ayağını kovarak kendi ayağına dönüşeceğini de. Kimliği nerede aramalı bu durumda, hayalet organları ölü olduğuna ikna etmek? Ölümün ölümden sonra bile devam ettiğine dair bir bölüm vardı, bir cümle, romanı o cümleyle tamamlamalı.

Yayınevim olsa basardım, Millás’ın diğer metinlerini de basardım. Can’dan, Kafka’dan, Hayykitap’tan çıkmış, dağınık. İyi roman bu.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!