Şükran Kurdakul’un, Necati Cumalı’nın, nicelerinin öyküleri vardır Ege’deki köylerin, kasabaların insanlarını anlatan. İnsanların yozluklarını daha çok. Cumalı’nın öykülerinde kadınların çilesi ağır basar, Kurdakul’unkilerde kasaba siyasetinin ezip geçtiği arkasızlar. Başaran köy enstitülü, köyün halini yakından görmüş, her telinden çalıyor. Ne Cumalı ne Kurdakul kadar uğraşmıştır öyküyle, öykünün diliyle daha doğrusu: ayrıntılarla hikâyeyi hantallaştırmasının yanında köylü çocuğu “Hey, Himmet Dayı!” diye haykırtır. Kıymeti nedir öykülerinin, eziyeti, adaletsizliği aşama aşama göstermesi bir, büyükbaşlar üzerinden kurulan güç hiyerarşisini incelemesi iki, bürokratik cehennemin kademelerini ele alması üç. Birincinin çeşitlemeleri aslında diğerleri, bakalım, köyün kasabadan çekinişini gösteren sıkı öykülerden “Kasaba mıı?”, Çete Halil’in tepelenmesinin hikâyesi. Köylünün de, toptan. Devlet duvarından uzak durmaları gerektiğini Halil’in öküzü çalınana kadar bilmeyen varsa öğrenmiştir artık. Önceleri kasabayı, particiliği, devleti tutar Halil, Müslümanlık dendi mi partinin adamlarını baş üstüne koyar, onlar olmasa Kuran kursu, “aporlo” gelmezdi köye, günde beş vakit “Ezan-ı Muhammediye” çınlamazdı falan. Öküzü çalındıktan sonra tam tersi, tümü hırsızdır artık, tümü dolandırıcıdır kasabalıların. Nasıl tokatlandığını göreceğiz, kestirip atmasını görelim bir: “‘Kaç eli var yakamızda kasabanın hesap ettin mi? Tüccarı, doktoru, abukatı, memuru, particisi nerde tuzağını kurmuş? Bankaları, hükümatı da unutma. Kurtarabilir misin kendini kasabadan? Gayrı dağlar değil, kasabalar korkulu oğlum. Gözünü seveyim bunların yanında tüfekli eşkiyanın.’” (s. 39) Zıplayayım buradan, “Ayrılanmak”ta köylünün faydalandığı ortak alana el koyan efendi kimseyi dinlemez, konuşmaya gelen ihtiyarları bile, toprağını genişletmekten başka hiçbir isteği yoktur. Eşi tepesine binecektir artık, akrabaları bile yüz çevirir onlardan, iyice yalnızlaşırlar ama umurunda değildir beyin, bok yiyebilirler, bir de motor çekti mi ondan kralı yoktur. Particilik yapsın yapmasın, namı duyulmuştur bir kere, gücünü duyan banka müdürü hemen bir “krado” çıkartır da traktör mü, ne belaysa ondan almasını kolaylaştırır. Beyefendi bir yandan işine gücüne bakar, ezdikçe ezer köylüsünü, diğer yandan kabuslar görür: köylü toplanmış, evini basmış, ateşe veriyor. Bağırarak uyanır, ertesi gün köyün yaşlısıyla konuşup durumu düzelteceğini söyler. Malına zarar geldiğini gördüğünde fikri değişmiştir, yoksa o da olmayacak. Neyse, bir öküz çok şey demektir köyde, kaybolunca Halil’in dünyası yıkılır. Civar köylerden duyduğu yitik vakaları tamam, kendi başına geleceğini düşünmemiş hiç. Bekçilere, sığırtmaçlara küfrediyor da işin içinde bit yeniği olduğunu öğreniyor Bakırcı Emin’den. Hayvan kurt ağzında ama başka kurt bu, uzaktan korkuyla baktıkları kasabadan geliyor. Tek başına halledemez Emin, yancı istiyor, üç kişi daha kalkıyor ayağa. Bugün başkası, yarın onlar, kurdu avlamak lazım. Serüven başlıyor artık, kasabaya girdiklerinde tedirginler ama geri dönmek yok. Kaymakamın odasına dalıyorlar, mezbahada bir işler döndüğünü söylüyor Bekir, kaymakam kasabanın kulübünde kumar oynamış da para kaybettiğinden canı sıkılmış, kovuyor bunları. Mezbahaya gidiyorlar, öküzünün kafasını ve derisini buluyor Halil, yazıcı o hayvanı Kör Salim’in getirdiğini söylüyor. Kasabada bilmeyen yok bu adamı, partici, belediye başkanının sağ kolu. Dört yıldır ona ait mal kesiliyor orada, işini iyi yapıyor demek. Çalınma mı? Yazıcı uyarıyor gelenleri, aman başka yerde söylemesinler, başları belaya girer. Karakola gidiyorlar, çavuş hikâyeyi dinliyor, delleniyor. Baytar, başkan, yazıcı, herkes bir yerinden tutmuş da alayına hırsız diyorlar, asıl o öküzün derisi hırsızlık malı gibi görünüyor! Yallah kodese. İçlerinden biri yolda kirişi kırıyor, belediye başkanına gidiyor. İlginçtir, çeteyi başkan da kontrol edemiyor belli ki, kıyameti koparacak yüzbaşıyı arıyor hemen, adamlarına ayar çekecek asker sayesinde. Yüzbaşı esip gürlüyor, mevzu ortaya çıkıyor ama işler tam hallolacakken görevi çıkıyor yüzbaşının, belki “çıkarılıyor”, bir başlarına kalıyorlar. “Başbakan gelse çözemezsiniz bu düğümü,” demişti yazıcı, gerçekten de çözemiyorlar. Muhalefet partisinin başı Avukat Cemil’e gidiyorlar en son, olayları iyice öğrenen Cemil partisi için de bir şeyler yapacak, olay ayyuka çıkınca iki taraf da birbirini suçlamaya başlıyor. “Öküz hırsızları!” “Asri soyguncular!” Hiçbir şey değişmiyor, harala gürelede bir de ayar yiyorlar çavuştan, kös kös dönüyorlar köye. Devletle parti karman çorman bir şey olmuş, vatandaşın malını löp diye yutuyor, Başaran’ın öykülerinde sıklıkla görüyoruz. Muhtarı ayrı, jandarması ayrı, imamı ayrı. İki öykü var imamlı, köylünün dinî duygularını istismar ederek tacize, tecavüze kalkışıyorlar, doktora para harcamak istemeyen babalar çocuklarını kurtarmak için bu hocalara gösteriyorlar. Nasıl kurtulacak köylü, hocanın duası tutarsa bir ihtimal, tutmazsa da öbür tarafta rahat artık, en azından hocayı gördü ölmeden.
Düzene karşı çıkanların öyküleri vardır, başkaldıranlar genellikle devletin gücüyle durdurulurlar ama ateşi yakmışlardır bir kere, yürekliler ağalarla paşalarla mücadeleyi sürdürürler. “Çopur” var öyle, köyün yardımseveri Çopur. Babası madende çalışırken toprak altında kalmıştır patlatılan dinamit yüzünden, anası Kuru Hatçe düğünlerde okuyuculuk edermiş ölene dek. Yalnız kalan Çopur’u aç karnını doyurmaktan öteye gitmeyen biri yanına alır, askere gönderesiye kölesi yapar resmen. Başaran’ın diline de örnek: “Adamı gösteren çul be kardaşım. Sırtına göre dikilmiş, kolu sırmalı giysiler içinde görecektin Çopur’u. Yüzü, yapısı meydana çıkmış. Karavanaya kaşık çaldığına, et dat gördüğüne toplamış, kargöz, sanırsın mektepli… O yürüyüş, dimdik, subay gibi. Getir Muhtar yap köye. Kâğıt, kitap, okumak göster biraz, geçir istediğin masa başına. Çok efendiden daha iyi yapar. Diyeceğim öyle hallerini gördük, gördük de ağzımız ayrık kaldı. Ummadık taş diye buna denir işte. Herkeste bi itibar, bi itibar…” (s. 56) Gülsüm’ü, yanına girdiği adamın kızını kaçırır Çopur, aileyi karşısına alır, kahvede dünya laf söylerler de düşman kesilirler iyice. Çopur öğrenmiştir emeği, emeği savunan partiyi, hemen partili olup çalışmaya başlar ama diğer taraf pis oynar, Gülsüm’ü kandırarak eve geri döndürürler, çocuğunu göstermezler Çopur’a. Tuzak kurarlar, adamı sopayla döverler, mal çaldığını söylerler köye gelen jandarmaya, köylü bir olup kaymakama dönen dolapları anlatır ama muhtarıydı, kaymakamıydı, askeriydi, hepsi bir olup güçten yana olurlar, kaymakama çıkanların alayına dava açılır. Çopur hastanede, muhtar kayıp, köylüler adliyelere taşınıp duracaklar artık. “Ağıtsız” biraz otobiyografik mi ne, anlatıcının babasının öyküsü. Komşu köye fırın yapar, kendi köyünün damlarını onarır, ev çatar baştan, elinden çok iş gelir ama belini bir türlü doğrultamaz adam, aç harmanını kaldırır, eline geçenleri borçlu olduklarına verir, kendisi gecelerce uykusuz kalır ailesini nasıl geçindireceğini düşünmekten. Oğlunun büyümesini bekler bir yandan, çabuk büyürse beli düşmeden kurtulur, birlikte yaparlar işlerini. Öyle olmaz tabii, baba okuyabildiği kadar okumuş, kitapların dünyasını keşfettikten sonra oğlunu da o dünyaya sokmak istemiştir, bu yüzden köy enstitüsüne yollar. Ne belalarla uğraşacağını bilemezdi, oğlan köy enstitülü olduğu için kapılardan kovulunca kendi gitmeye kalkar Ankara’lara, muhatap arayıp oğlunun işini gücünü görmek ister. Küçük oğlanı da okutmuştur dişini sıkıp, ne yapsın, onlar büyüdüklerinde göçerler, kendi ekmeklerini tutmaya başlarlar, anca o zaman rahatlayacaktır baba. Gençliği de mücadeleyle geçmiştir, seferberlik zamanı askerine kötü davranan bir komutana sert çıkınca yallah Kudüs’e sürülür, Osmanlı’nın topraklarını savunur hastalığa yakalanana kadar. Aylarca yatar, bütün arkadaşları ölür de o kurtulur. Fikret Otyam’ın babasının cephede boğuştuğu tifüs herhalde. Geri döndüğünde malum hikâye. Yaşlanır, öldüğünü duyurmasınlar ister çocukları, dağ taş, kurt kuş, insan bilmeyecektir. Zaten ölmemiştir, toprakla birlikte yaşamaya devam edecek, kollayacaktır etrafındakileri.
Başaran’ın orta karar öyküleri diyelim. Denk gelen okusun.











Cevap yaz