Henry Fielding – Tom Jones

Metnin roman tarihi açısından önemini Romanın Yükselişi‘yle birlikte ele alacağım, bu yazıda maksadım Fielding’in tekniğini irdelemek ve dönemin toplumsal dinamiklerini göstermek. Metnin çevirmeni Mina Urgan’ın önsözünden bir iki şey çarpmakla başlayayım, romanın yazıldığı 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan tepkiler Fielding’in metninin önemini gösteriyor. Dr. Samuel Johnson’a göre “rezil” bir kitap bu, ahlâksızlıkla dolu. Samuel Richardson bu rezil kitabı okumayı göze alamadığını söylese de yazılarında metni incelediğine göre okumuş. Kişisel bir mesele var gerçi aralarında, Richardson’ın gerçekliğe nanik yapan bir metnine karşın parodi bir metin yazmış Fielding, şimşekleri üzerine çekmiş. Hasılı Tom Jones edepsizliklerle dolu bir roman olduğu için yayımlandığı dönemde meydana gelen iki depremin müsebbibi olarak görülmüş, Fransızcaya çevrilmesi yasaklandığı için depremlerin Fransa’da görülmediği söylenmiş. Kitap kadınlarla çocukların uzanamayacağı kadar yükseğe konmuş kütüphanelerde, Ford Madox Ford 1930’da yayımlanan bir kitabında Fielding gibi yazarların kötü ve tehlikeli olduklarını söylemiş. Yaşadığı dönemde de uzunca bir süre ahlâksız olarak görülmüş Fielding, kim sadakatsizlikle, cinsel şehvetle dolu bir roman yazabilir ki ahlâksız bir yazardan başka? Sonradan yapılan araştırmalarla Fielding’in dönemin belki de en erdemli insanlardan biri olduğu ortaya çıkmış. Detaya girmeyeceğim, yaşadığı onca zorluktan sağ kurtulabilen Fielding geç bir yaşta hukuk okuyarak baroya kayıtlı bir hukuk adamı haline gelmiş ve karşısına çıkan soylularla “düşükleri” gözlemlemiş, anlatısında karşılaştığımız her sınıftan insanı başarıyla kurgulamasında bunun payı büyük. Fielding çağının ötesinde bir düşünme kapasitesine, empatiye sahip, suçluları yargılarken asıl problemin bilgisizlik ve yoksulluk olduğunu anlayarak çarpıklıkların giderilme biçimlerini düşünmeye başlamış. Jones’un yoksullara yardım etmesinin yanında düzenbaz yetkililere ve soylulara karşı çıkması, bu uğurda evlatlıktan reddedilmesi doğru olanı yapmak için ödenecek bedelleri gösteriyor ki insanlığın büyük adımı bireysel kaybı küçücük kılıyor, daha iyi bir dünya için bedel ödenmeli. Jones’u aziz gibi göstermiyor Fielding, kendi zamanından önceki metinlerde yer alan tiplemelere yeni boyutlar ekleyerek karakterlerini zenginleştiriyor. Jones âşık olduğu kadını ararken üç kadınla birlikte oluyor örneğin, Urgan’a göre Jones’un kimseye hayır diyememesinden kaynaklanan bu durum o dönemin ilişkilerinin özeti niteliğinde. Kırk küsur karakterin çoğu menfaat ilişkilerinin egemen olduğu dünyayı olumlayıcı savlarını sunmaktan çekilmez, Fielding’in aşk uğruna yollara düşen karakteri bu yüzden ahlâksız olarak değerlendirilir. Aslında kibar, nazik, adil bir karakterdir Jones, karşılaştığı haksızlıklara karşı çıkar, gerekirse kafasını yardırır ama doğru bildiğinden şaşmaz. Fielding’in Don Kişot’u örnek aldığı söylenebilirse de Jones’un derinliği daha zengindir, karakterin psikolojisi serüven boyunca farklı veçheleriyle ortaya çıkar. “Düzyazıyla yazılmış güldürücü bir epik”tir bu metin Fielding’e göre, yazma niyetini tiyatro bahsinde de sezdirir. Arayışı süren Jones gezici bir kukla ekibiyle karşılaştığında muhabbete başlar, ekibin başı eğlendirirken öğreten oyunlar oynamayı sevdiğini, bu yüzden bir dünya para kaybettiğini söyler örneğin, artık kaba güldürüden ibaret oyunları sergilemez. Topluma sunulan sanatın öğretici niteliği ön plana çıkar, böylece didaktik sanat toplumsal problemleri ortadan kaldırır, tez bu. Bizde Namık Kemal yaklaşık yüz yıl sonra söylüyor bunu, ilginçtir ki onun metinleri de zaman zaman ahlâksızlık içerdiği gerekçesiyle eleştirilmiş, Fielding’in yaşadığına benzer bir olay. Neyse, Lord Byron eseri beğenir, André Gide İngilizce şivesini düzeltmek için yüksek sesle okur, Erich Auerbach Mimesis‘te över, Walter Scott Fielding’i “İngiliz romanının babası” olarak görür, böyle gidiyor bu. Batı Kanonu’nun başlangıç noktalarından birini oluşturan bu müstesna eser dönemine göre pek çok yeniliği içermesiyle de önemlidir, örneğin kurgusal gerçekliği yer yer pikaresk metinlerin parodisiyle veya Homeros’tan alıntılarla esnetir ama yırtmaz, dengeyi iyi kurar Fielding. Anlatıcı metne sürekli müdahale eder, Antik Yunan tiyatrosunda koronun görevini de üstlenir. En önemlisi şu olsa gerek: “(…) Gerçi Tom Jones‘tan önce de romana benzer bir yığın kitap vardı ama bunların çoğu derme çatma kurulmuş, kişileri genellikle gerçeklere uygun bir biçimde işlenmemiş, özenle planlanmadan gelişigüzel anlatılmış öykülerdi aslında. Oysa Fielding’inki gerçek anlamda bir romandır. Tom Jones yayınlandıktan bir iki yıl sonra, adı bilinmeyen bir eleştirmenin ‘Mr. Fielding’in yarattığı yeni bir yazın türü üstüne bir deneme’ adını taşıyan yazıya bakılacak olursa bunun o sırada bile anlaşıldığı ortaya çıkar.” (s. 17)

Fielding okurunu kurmaca bir metin okuduğuna tam anlamıyla “ikna eden” ilk yazarlardan biri, bunun yanında anlatıcı metne öylesine davetsizce girer ki bunun tersini ispatlamak için elinden geleni yapar gibidir, örneğin karakterlerden bazılarının kaldıkları bir hanın gerçekten iyi bir han olduğunu söyler, o yöreye giden herkese o otelde kalmayı tavsiye eder. Reklam yerleştirme olup olmadığını merak ediyor insan, acaba Fielding hanın sahibinden ücret almış mıdır reklam hizmeti için? İki dükkânı över, bazı yiyecekleri yere göğe sığdıramaz, bütün bu övgüler serüvenin duraksadığı noktalarda birikir. Fielding bir serüven romanı yazma niyetiyle yola çıktığı ve kararını değiştirmediği için esas karakterler dışındaki insanları pek derinleştirmez, o insanlar maceranın sürmesini sağlayan figürler olmaktan öteye geçmezler. “Twist” konusunda ustadır Fielding, uzun uzun anlattığı bir umutsuzluk ânı bir anda sona erip bambaşka bir boyuta geçebilir karakterler, neyin ne olacağı pek belli değildir bazı bölümlerde. İhtimaller de metinde genişçe yer bulur, Fielding olabilecekleri anlatırken bir anda yaşananlara geçer ve anlatıyı genişletir, tabii gerçekleşmeyen olaylar konusunda verdiği onca detayın boşa çıkması kusur olarak görülebilir. Kusur mudur ki bu, anlatmanın, bağlamanın, oradan girip buradan çıkmanın eğlencesi olmadan kurmaca nedir? Anlatıcı daha en başta okurunu uyarır üstelik, esas meslelelerden saparak bambaşka şeyler anlatabileceğini, okurun sıkılmaması gerektiğini söyler. Fielding türler arasındaki çizgileri ortadan kaldırarak bazı bölümlerin başına sıkı denemelerinden birini oturtur, örneğin Jones’un kafasının yarıldığı bölümü anlatırken tıpla ilgili detaylara inebilir veya sadakatsizliğin konu edileceği bir bölümün başında dürüstlüğün kıymetini anlatabilir, olay örgüsünü delik deşik ederken en başta yaptığı uyarıyla okurunu dinç tutmayı da bilir. Bizde Ahmet Midhat’ta rastlıyoruz buna, aslında Müşahedat‘la Tom Jones‘un anlatım biçimleri kıyaslansa ilginç bir makale çıkabilir ortaya. Akademisyenler göreve.

Olay örgüsünden de bahsedip bitireceğim. Mr. Allworthy adı gibi kıymetli, değerli bir beyefendidir, kırsalda kız kardeşiyle birlikte yaşar. Yeğenini pek sever, kapısına bırakılan bebeği de sevmeye karar verir ve iki çocuğu da ahlâk dersleri vererek büyütmeye başlar. Bu anasız babasız çocuk Tom Jones’tur, aslında anası bellidir de babası belirsizdir, bu yüzden ana Mr. Allworthy tarafından sürgün edilir, baba olduğundan şüphelenilen öğretmen adam da yargılanır ve kovulur o da. Bu karakterler daha sonra karşımıza çıkacak, aslında çoğu karakter daha sonra bir şekilde karşımıza çıkacak ve muhtemelen içlerinden biri Jones’un gerçek babası ama finale kadar öğrenemeyeceğiz babanın kim olduğunu. Neyse, Jones ve yeğen Mr. Blifil birlikte büyürlerken Jones biraz uçarı bir çocuk olduğu için sık sık uyarılır, Mr. Blifil halt ederek Jones’u kötü göstermeye çalışır çünkü Mr. Allworthy’nin mirasından pay almasını istemez. Sonuçta öğretmenini, hizmetçileri ve pek çok kişiyi Jones’a karşı kışkırtarak çocuğu defalarca zor durumda bırakır. On küsur yıl dayanır Jones, en sonunda evden kovulur ve âşık olduğu kadınla Londra’da buluşmak üzere yola çıkar. Yol boyunca bir sürü macera, kavga, dövüş. Sophia da Jones’a âşıktır ama aralarındaki sınıf farkından ötürü bir araya gelemezler, Londra’ya gitmeleri gerekir. Jones’un kırığı Molly’den de bahsetmeli, kendisi bir başkasından hamile kalınca iyice gözden düşer ve kendisine hediye edilen kıyafetleri giyince kilisede saldırıya uğrar, insanlar çekemez onu. Homeros’un epik savaşı 18. yüzyılda canlanır böylece, Fielding müthiş bir şekilde dövüştürür Molly’yle köylüleri. İlk kitabın sonunda Sophia ve Jones aynı handa kalırlar, Jones durumu öğrenince sevgilisini arar ama kıskanç birinin yanlış bilgilendirmesiyle basıp gider Sophia, çok kızmıştır, Jones’la buluşmaz. İkinci kitapta bütün gizemler çözülecek, bakalım.

Edebiyat olayıdır bu metin, önceden intihalin her türlüsünü taşır. Romanın kökenlerini görmek isteyenler okumalı.