Feyza Hepçilingirler – Arada Aşk Var

Ayvalık’ta kümelenmiş, Ayvalık’ın denizine bombalama atlamış insanların hikâyeleri. Çocuklar büyük şehre göçmüşlerdir, âşık olurlar, olmazlar, başlarına türlü işler gelir, kümede olduklarını hatırlarız zira bir öyküdeki karakterler başka öyküdekilerin anası, bacısı yahut başka bir şeyi çıkar. Değinilmiştir, çatışmanın ortasında kalan karakter babasıyla da benzer bir sorun yaşadığını düşünür örneğin, serbest dolaylı anlatıcı gerek karakter gerek anlatıcı olarak değinir düğüme, çözüm bir türlü belirmez. İlişki yumağı. Hepçilingirler kitabın ortasından başlar anlatmaya, bir şey olmuştur, karakter bir durumun ortasındadır, çember yavaş yavaş genişler de ortak karakterler çıkar piyasaya, geçmiş eşelenir. Otuz yıl önceki öykülerini de hemen hemen aynı teknikle kuruyordu yazar, yeni bir şey sunmuyor. Eski bir şey, eskisine göre daha yalın belki, klasik anlatı. Geri dönüşlerle açılan hikâye, karakterlerin devinimleriyle genişleyen şimdi. Hepsi böyle değil, bazen birkaç saatin içinde yaşananlara şahit oluruz, öykünün biçemiyle tanışlıktan doğan sıkıntıya bir de olay yığını eklenir. Hepçilingirler öykücülüğü niteliklidir, başarılıdır da, sade onca yıldan sonra aynılık boğucu oluyor. Sıkıntıyla okudum ben heyecan uyanmayınca, bir ayrılık bir yoksulluk bir ölümün yanına bir bombastiklik eklenmeyince. Sıradan dikiz: “Sen Âfet, Ben Daha Âfet”te üç dört görüntü sıralanmış, gerçi görüntü akışı demek daha doğru belki, bikinilerin incecik iplerinin zor tuttuğu popolar, memesidir göğsüdür, böyle bir dünya iç muçuçlayıcı nesnenin tatil yöresinde gezindiğini görürüz. Bakışların hepsi misina olsa birbirine dolanırmış, azıcık oyun da gördük böylece. İki kadının bu popolar falan, Rüya’yla Esma’nın, ilki diğerinden on yaş küçük. Eşi Burak’ı aldatacak, başkalarıyla bumçikibum yapacakmış Rüya, alenen söylüyor, Esma şaşırıyor çünkü nasıl yani, yuvasını mı dağıtacakmış, hafif kadınlar gibi mi yapacakmış Rüya? Amanmış, nine gibi konuşmasınmış Esma. İkinci görüntü geçti, üçüncüde Zafer çıkıyor piyasaya. Karpuz mu ne satmış, parasını almaya gelmiş otele, iki kadının radarına giriyor hemen. Ha, Rüya’nın şu muazzam sözü yüz paralık: “’Ben gönlüme göre değil, bedenimin isteklerine göre yönlendireceğim kendimi. Son kararım bu. Bu beden benim ülkem; bu ülkede at koşturma hakkı da benim seçtiğim süvarinin olacak.’” (s. 9) Just waow. Zafer geldi, bizimkiler araya aldılar çocuğu, içiriyorlar, çocuk yakın zamanda babasını kaybettiğinden bahsederken bunlar çocukla sallanıp yuvarlanmayı düşlüyorlar. Mesela buradan çok absürt bir hikâye çıkabilirdi, çıkmıyor, çocuğun babası öyle kalıyor ortada. Başka öyküde ortaya çıkması için ortaya atılmış sanki. Son görüntüde Rüya ağlıyor, Esma’nın kapısını yumrukluyor, Burak gibi o da mı hayatından çıkardı yoksa? Kapı açılıyor, Esma tedirgin, arkasında yarı çıplak vücuduyla Zafer duruyor. Bazıları daha yaşlı sever, kıssadan hisse? İlk öyküler gerçekten vasatın altında kalıyor, sonradan Hepçilingirler’in asıl sesi duyuluyor nihayet, kır atla varalım gidelim bir kötü öyküye daha: “Eski Bir Kilim”. “Bir daha hiç, o geceden önceki Sevil olamayacağını bilmiyordu. O gece yaşayacaklarının bütün hayatını etkileyeceğini; mesleğinde olduğu gibi, evliliğinde de bir şeylerin hep eksik kalacağını, söylenmemişliğin acısını ruhunun derinliklerinde bir ur gibi büyüteceğini, bütün yaşamının kırık dökük sürdürülen bir ilişkiler sarmalına döneceğini… Başını gururla kaldırıp oğlunun, kocasının, babasının; yalnız onların değil, kimsenin yüzüne, gözlerinin içine bakamayacağını… Bir daha kimseye, asla güvenemeyeceğini, insanoğluna ilişkin temiz duygularını bir daha yerli yerine koyamayacağını… Hiçbirini, hiçbirini bilmiyordu.” (s. 13) Şimdi, öykünün bismillahındayız, canavar gibi yük yükledik, Sevil’in acısıyla acındık, üzüntüsüyle üzündük, belli ki bir felaket yaşanmış, kendimizden geçtik, kısacası tansiyon aşırı yükseldi, enerjiyle dolduk, bundan sonrası için dengeleyici, bu yükselişin düzleşimini sağlayan bir sakinleştirici veya fişekleyici gerekiyor bu ciddiyette bir öykü için. Öykü çok ciddi bu arada, az daha ciddi olsa koftiden say gitsin bunca ayrıntıyı, illa çiçik bir yere evrilir de manası anlaşılır ama bunu kaldırabilecek bir anlatım olmazsa zor. Olay değil, anlatım, çünkü olay gerçekten korkunç, Sevil’in yaşadığı çok sarsıcı ama dümdüz verince işte, bu yığının altında kalmayacak pek az şey var dümdüzlükte. Bu arada bedeni morluklar çürükler içinde, Sevil polise gidememiş, kimseye hiçbir şey söyleyememiş de besbelli çok büyük bir şey yaşamış, annesi olsun eşi olsun onlara nasıl bir hikâye anlattı da ikna etti, ikna ediciliği işin peşini bırakmalarına nasıl yetti, bunlar muamma. Neyse, okul arkadaşları toplanacak, İdil gelmesi için ağzından girip burnundan çıkıyor arkadaşının, Sevil nihayet kabul ediyor. Trenle gidip dönecek, yataklı vagon, sabah işinde. Gelen arkadaşlarından bir kısmını başka öykülerde görebiliriz, onların akrabalarını, Berlin’den kalkıp gelenler karşımıza çıkabilir, Hepçilingirler böylece siyasi tutsakların, kaçakların yaşamlarını da öyküye alabiliyor, iyi de irdeliyor bakınca. Kitaptaki en iyi öykü göçmek zorunda kalanların öyküsü, Faruk’un diyelim, oralarda nasıl tutundu, aile bağlarının önemi falan. Benzer bir hikâyeyi dinledim yakın zamanda, otuz yıl önce Kartal’ın tepelerinde bir müddet gizlenen uzak akrabayla ilgili. Kitaplarını evdeki kızlarla paylaşıyor, sol düşünceyi aşılarken çalışmalarını sürdürüyor, zamanı gelince yallah Almanya’ya. Kızlar evlerinde kimin saklandığını yıllar sonra öğreniyorlar, içlerinden biri Almanya’ya gidip yıllar sonra görüşüyor adamla, bakıyor ki tam bir patron olmuş, kitaplar araştırmalar çoktan kalkmış ortadan. “Stephan’ın Dükkânı” dört dörtlük öykü, gerçi Sevil’inkini anlatıyordum ben ya, şöyle: Sevil eğlenceye gider, yıllardır görmediği insanlarla vakit geçirmek iyi de gelir, dönüşte İdil’in tanıştırdığı Aytaç Bey trende saldırır. Kendini eski bir kilim gibi hisseder Sevil, herkesin basıp geçtiği, desenleri karmakarışık filan. Apaçık kesit öyküsü, hani iki öyküyü bağlamak için aracı diyeceğim, müstakil ama. Faruk’un yardımcı olduğu kaçağın serüvenine dönüyorum, orada kıymetli bir şey var. Dükkân bahsi başta ve sonda, Stephan önce yabancı işçilerin, Türklerin gönderileceğini söylüyor, Merkel’in gözden çıkaracağı ilk topluluk Türkler olacak. Çin mallarının piyasayı ele geçirdiği, yerel üreticinin çanına ot tıkandığı zamanlar, Çinli işçiler de geliyorlar bir yandan, durum hiç iyi görünmüyor. Ekonomik arka plan, Türkiye’de yaşananlar bilgi topağı haline gelmeden yayılıyor hikâyeye, Faruk otuz yıl önce vatandaşlıktan da çıkarılmış, abisinin pasaportuyla Ayvalık’tan Midilli’ye geçmiş, oradan Selanik, Almanya. Son duraktan önce düşünmüş hep Selanik’te kalmayı, Rum mübadillerle yarı Türkçe yarı Rumca muhabbetler hoş gelmiş de Almanya’da siyasi sığınmacı olarak daha rahat edecekmiş. Anlatıcı, Faruk’tan gördüğü dostluğu kimseden görmediğini söylerken geçmişte ailece vatan haini ilan ettiklerini de ekliyor, Faruk ailenin yüzkarası olarak otuz yıl geçirdikten sonra elini uzatmaktan hiç çekinmiyor. Dükkâna ne oluyor peki, Stephan kısa süre sonra kilidi takıyor, iflas etmiş. İlk dalganın dükkânını vuracağını bildiğinden herhalde, biraz da suçlar gibi konuştuğu Faruk’la anlatıcı dükkânın önünde dikiliyorlar, işleri güçleri yine yerinde değil ama ayakta kalabiliyorlar en azından. Derinlikli öykü, ilticası ekonomisi iç içe geçmiş hikâyeler, hoş.

“Horoz Şekercinin Karısı”yla birlikte çıta biraz düşüyor yine, Pembe Hanım’ın “Hanım” olmadan önceki yaşamıyla sonraki yaşamı. Kodamana yanaştı mı tozpembe hayat, kodaman ölünce ortada resmî bir şey olmadığı için tekrar yoksulluk, tekrar horoz şekercilik. Çıta düşüyor dediğim, Hepçilingirler öykücülüğünün seviyesine göre altta kaldığından, yoksa yine iyi öyküdür de buna benzer bir dönüş hikâyesini Cumalı da anlatmıştır mesela, kıyasla şıkır şıkır, üstelik buram buram Ege havası gelir öyküden, farkı iki paralel okumayla görebiliriz. Dükkânlı öyküyle Cumalı’nın Ay Büyürken Uyuyamam’daki öykülerini bir tutarım, soy öykülerdir.

Tekrara düşsün düşmesin, değerlidir Hepçilingirler’in kalemi.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!