Avery Corman – Kramer Kramer’a Karşı

Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com’a aittir.

Marriage Story‘nin esin kaynaklarından biri olduğu çok yerde yazılmış, çizilmiş, dava sürecinden avukatlarla girilen diyaloglara kadar pek çok benzerlik var. Kramer vs. Kramer baş tacı olarak duruyor, Dustin Hoffman ve Meryl Streep şahane oyuncular, bunun yanında Marriage Story‘nin modern zamanların boşanma hikâyesini işleyişi de pek hoştu, iki film de oldukça başarılı. Metne dönüyorum, Ted ve Joanna doğuma az bir süre kala panik halindeler, Bill geliyor, Joanna siktirleri sıralarken Ted ne yapacağını bilemiyor, aldığı bütün eğitim boşa. Eşini sakinleştirmeye çalışırken kan yüzünden baygınlık geçirecek durumda, en sonunda hemşire kenara itiyor Ted’i, kalabalık yapmaktan başka bir işlevi yok o sırada. Bebeği isteyen Joanna’ydı, Ted için küçük bir mucizeydi bu, bebek ve Joanna’nın isteği. Korunmayı bıraktıktan bir ay sonra hamile kalıyor Joanna, sekssiz geçecek birkaç aya giriyorlar. Corman minik detaylarla yaşananları derinleştiriyor, örneğin Ted bir gün banyodayken metroda gördüğü şişman bir kadını düşünüp mastürbasyon yapıyor, boşalmadan kısa bir süre önce aklına Joanna’yı getirerek aldatmanın azabını düşürüyor aklınca, suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışıyor. Joanna manken gibi bir kadın, partideki ışıltı adeta, Ted kendini şanslı hissetse de eşinin güzelliği karşısında ezilmeyecek kadar kendine saygısı var. Uykusu yok bir tek, hamile kaldıktan sonra Joanna mışıl mışıl uyurken Ted’in uykuları kaçıyor, ne olduğunu bilemediği bir his kıpırdıyor içinde. Bu hissi genellikle her şey bittikten sonra anlıyoruz, içimizde alarm zilleri durmadan çalıyor, huzursuzluk ayyuka çıkıyor ama duymak istemeyen için dünyanın bütün zilleri çalsa yine para etmez. İyi bir baba olamamaktan korkuyor Ted, gelecek kaygıları rahat vermiyor ve daha da önemlisi korkularından bahsetmiyor Joanna’ya. İkisi arasında pek bir paylaşım yok görünen o ki, birlikte vakit geçirmekten hoşlanıyorlar, sevişiyorlar, geziyorlar, hepsi bu. Yeterli gibi gözükse de ilişkiyi besleyecek veya duruma göre yıkacak asıl öz söylenemeyenlerde gizli, Ted korkularından bahsetmesi durumunda Joanna’nın gözünden düşmekten çekiniyor, o da muhteşem bir hata yapıp korkularını yok sayıyor, tanrı gibi görüyor kendini. Doğuma kadar, doğumda bütün korkuları açığa çıkıyor ama William Kramer’ı kucağına alınca dünyanın en güçlü adamına dönüşüyor. Hastaneye yetişirlerken trafiği açmak için bağırıp çağırması, doğumhanede eşinin yanında olması iyi hissettiriyor. İlk bölümün sonu: “Sonraları her şey değişince, daha evvel aramızda gerçek bir yakınlık hiç olmuş muydu diye düşünmüş, Joanna’ya bu ânı hatırlatmıştı, Joanna ise ‘Senin orada olduğunu tam olarak hatırlamıyorum,’ demişti.” (s. 16) Senkron kayması paylaşılmayanlar nispetinde artıyor, içte tutulanlar birlikteliğin doğallığını bozuyor, aralarında yaşanan tam olarak bu. Bu konuşmayı ne zaman yaptıklarını bilmiyoruz, hiçbir zaman bu tür bir konuşma yapmıyorlar anlatıda, muhtemelen finalin de ötesindeki, her şeyin bittiği zamanlardan birinde oturup konuştular, zira iletişimleri tamamen tartışmaya dönük, anlatı boyunca çekişiyorlar. Fire Island’da tanıştıkları zaman ikisi de mutluydu oysa, gelecek vadeden insanlardı. İkisi de üniversite mezunu, zamanla iyi paralar kazanacaklar, birbirlerinden hoşlanıyorlar, sevgili olsunlar o zaman. Joanna tek çocuk, şımartılmış. Ted reklamcı, orta sınıf bir aileden geliyor, abisi içki ticaretiyle uğraşıp parayı kırdığı için bir nevi yenilgiden mustarip Ted, abisiyle ilişkisi ne yazık ki derinlemesine işlenmediği için bu yenilginin detaylarını bilemiyoruz ama abinin kardeşini sevdiğini görebiliyoruz, zor zamanlarda kardeşine yardımcı oluyor, cebine para koyuyor, aralarındaki mesafeye hayıflanıyor hatta. Duvar çocukluklarından beri var muhtemelen, yıkılacak gibi durmuyor.

Joanna başlarda Ted’i yedekte tutsa da standartları karşıladığını düşünür düşünmez yakınlaşıyor, evlilik, çocuk. Keskin bir yol ayrımı beliriyor sonra, Ted oldukça basit bir adam başlarda, Joanna’nın ruh halini anlamıyor, kadının çektiği sıkıntıları görmüyor. Sevişemiyorlar, doğru düzgün uyuyamıyorlar, Ted oldukça mutlu olduğu için ikinci çocuğu da istiyor ama Joanna çıldıracak halde, bebek yatağına kelepçelenmiş gibi hissediyor. İşe geri dönmek istediği zaman Ted karşı çıkıyor, Joanna’nın kazanacağı para bebek bakıcısına ve iş masraflarına gideceği için anlamsız bir istek bu, oysa paradan çok daha büyük problemlerle boğuşuyor Joanna. Tenis oynamaya başlıyor yine, birlikte maç yaptığı adamlarla seviştiğini düşünerek neşeleniyor, diğer yandan evine tutunmaya çalışıyor ama başarılı olamıyor, aile dostları ve arkadaşları yıpratıcı bir süreçten geçtiğini, duruma zamanla alışacağını ve her şeyin çok güzel olacağını söylüyorlar ama pili bitiyor Joanna’nın, vedalaştığını bilmeden bebeğiyle vedalaşıyor, içten birkaç sözcükle pişmanlığını dile getirdiği zaman her şeye baştan başlama isteği açığa çıksa da çoğu şey için çok geç, başlangıçlara dönmek imkansız. Gitmekten başka bir çare yok, kısa ve sert bir konuşma yapıyor, hiçbir şey anlamayan Ted’i ve bebeğini ardında bırakarak çıkıp gidiyor evden. Ted’in macerası başlıyor sonra, geri kalan bölümde Ted’e odaklanıyoruz ve iş yaşamından sosyal ilişkilerine, cinsellikten çocuk büyütmeye pek çok açıdan inceleyebiliyoruz karakteri. Mazbut bir adam Ted, hırslı değil, Bill’i seviyor ve onun için her şeyi yapmaya hazır. Joanna gittikten bir süre sonra Bill’e mektup yazıyor, mektubu yok etme şansı varken Bill’e okuyor Ted, düzgün bir insan kısaca. Anneyi kötülemiyor, arkadaşlarıyla konuşurken üzüntüsünü dindirmek için aşırıya kaçar gibi oluyor ama kişiliği müsaade etmiyor kabalığa, tek amacı oğluyla birlikte iyi bir yaşam kurabilmek. Yaklaşık dört yıllık macera başlıyor böylece, işten çıkarılmalar ve iş bulmalar, parasızlık, açlıktan kurtulma yolları, boşanma davası, arka arkaya gelen darbelerden usulca sıyrılmayı başarıyor Ted, sinikliğini üzerinden atıp inisiyatif alarak işinde fark yaratıyor, eşinin ailesinin suçlayıcı tavırlarına karşı çıkıyor, kendi ailesini sakinleştirmeye çalışıyor. Yeni bir dünyayı adım adım kuruyor, çocuk bakıcısı bulma serüveni onca gudubet adaydan sonra başarıyla sonuçlanıyor, Bill’in velayeti Joanna’ya geçince bakıcıyı da eski eşine paslamaya çalışıyor oğlunu düşünerek. Yaşadığı bütün zorluklara rağmen oğluna iyi bir baba oluyor, hiçbir şey umduğu gibi gitmese de olabilecek en iyi babaya dönüşüyor, duygu yoğunluğu yüksek bir mücadele veriyor ve başarılı da oluyor, Joanna’nın yokluğunda anne rolünün de üstesinden geliyor. Joanna ortaya çıkana kadar.

Önce bir mektup, sonra telefon, görüşmeler, Joanna sadece oğlunu görmek istiyor, Ted’den öylesine soğumuş, nefret etmiş ki adamla görüşmek istemiyor. Evden ayrılırken tartıştıkları sırada Ted’in biraz da şaşkınlıktan ötürü güçsüz düştüğünü, Joanna’ya hiçbir şekilde dokunamadığını görüyoruz ama söyleyecek sözü var artık, zorluklarla baş ede ede güçlenmiş, altta kalmıyor. Joanna New York’a taşınıp mahkemeye başvurunca iyi bir avukat tutuyor Ted, sonrası iki filmden bildiğimiz sahnelerden ibaret. Sır kalması gerekirken dile getirilenler, çirkin sorular, hassas insanlarda ciddi yaralar açabilecek iddialar arka arkaya sıralanıyor, davayı Ted kazanacak gibi duruyor ama anneliğin üstünlüğü baskın çıkıyor ve çocuğun velayeti anneye geçiyor. Ted için yıkım bu, adam kendine gelemiyor bir süre, sonra kabulleniyor ve oğlunun eşyalarını bavullara doldurmaya başlıyor. O sırada Joanna’dan telefon, babayla oğlun muhabbetini gördükten, durumun üzerinde düşündükten sonra çocuğu alamayacağını söylüyor. Onca tantananın yaşanması gerekiyormuş Joanna’nın ne yaptığını anlayabilmesi için, haklarından vazgeçiyor sonuçta, Bill ve Ted birlikte yaşamaya devam ediyorlar, çocuk annesini hafta sonları görebiliyor, son.

Aile yapısı üzerine düşünüyoruz, ikili ilişkilerin doğasını inceliyoruz, insanların sevgiden nasibini alıp almadıklarını anlıyoruz, Corman pek çok meseleye değiniyor. Oyunsuz, düz bir anlatım. Küçük, bazen rastgele davranışlardan karakter biçimlemece. İyi bir metin, okurunu bulsun.