Andrew Bennet & Nicholas Royle – Şu Edebiyat Denen Şey: Okumak, Düşünmek, Yazmak

Metnin yazarları profesör, bilfiil edebiyat eğitimi veriyorlar, metni edebiyat okumaya başlayan veya başlayacak olanlar için yazdıklarını söylüyorlar. “Neden edebiyat okuyalım?” sorusuna cevapları var, tabii bağlam tamamen Batı dünyasından doğduğu için üniversite eğitimi almak, edebiyat okumak, edebiyat okuduktan sonra geçim derdine düşürmeyecek bir iş bulmak gibi meselelerin ve bu meselelerden doğan çıkarımların bizim topraklar için, nasıl diyeyim, pek bir geçerliliği yok. Bu konulara en sonda değineceğim, şimdilik edebiyat okumanın işlevine odaklanıyorum. Hamlet‘ten, Oliver Twist‘ten ve Emily Dickinson’ın bir şiirinden örneklerle insanın düşünsel olarak daha duyarlı, daha ince bir bakışa sahip olabileceğini söylüyorlar, edebiyat eğitimi “olmak ya da olmamak” sorusunun —metnin orijinalinde bir sorudur bu, malum— özyıkım arzusuna ayna tuttuğunu gösterebilir, Freud’un fikirleri üzerinden bütün canlı türlerinin doğasında olan özyıkıcılığı geriye bakışla Shakespeare’in metinlerinde arayabiliriz. Twist’in daha fazla yiyecek talebini romanın geçtiği zamanın koşullarını ele alarak sosyoekonomik açıdan irdeleyebiliriz, son olarak Dickinson’ın şiiri öznenin özdüşünümsel aksiyonunu ortaya koyuyor olabilir. Bunları düşünmek için edebiyat eğitimi almak şart değil, o halde neden onca insan edebiyat okuyor? Sırf bu bağlamda değerlendirelim, kurumsallaşmış ve tekelleşmiş eğitimin en organize ve doğru bilgiyi aktardığına dair genel geçer bir durumun var olduğu düşünüldüğü için birey bu en kısa yoldan geçmek ister, birkaç yılını eğitime ayırır ve otoritenin onayıyla edebiyat konusunda “ehilleşir”. Sorgulama sanatının geliştirilmesi için bu sürecin önemli olduğundan bahsediliyor, tartışmaya açık bir iddia bu. Edebiyatın kendisi düşüncenin sınırlarını genişletir, bu iyidir ama örgütlü eğitimin sınır genişletme konusunda büyük sıkıntıları olduğundan bahsedilmiyor, edebiyatın —Derrida’dan bir alıntıyla— “her şeyi, her tarzda söyleme” eylemi olduğundan bahsediliyor ama bu da tartışılır. Aslında edebiyatı özümsemek, bir anlamda yaşamı özümsemek için herhangi bir eğitime ihtiyacımız yoktur, kitap okumak tek başına bu eğitimin vereceği bilgiyi karşılar. Profesörlerin yazdığı bu kitaba da pek gerek yok açıkçası, edebiyatın neliğini anlayabilmek için biraz istenç, biraz boş zaman ve kitaplar yeterli. Yine de yolun başındaki okurlar için bir parça faydalıdır bu kitap, türlerin ne olduğunu, hatta tür diye bir şeyin olup olmadığını, yaratıcı okumanın ve yazma eyleminin bileşenlerini merak eden heveslilere yardımı dokunacaktır. “Büyülü düşünme” ve “serbest dolaylı anlatıcı” gibi birkaç teknik mesele daha üst seviye okurlar için de ilgi çekicidir ama derinlemesine incelenmez bunlar, okuru uyandırmak için birazcık eşelenir, o kadar. “Gerçeklik etkisi” meselesini ele alalım, Barthes bu etkiyi yaşayabilmek için romandaki “alakasız” ayrıntılara odaklandığımızı söyler, aslında bu simülasyon/yapay gerçeklik okurun edebiyatta aradığı en temel şey olabilir, olmayabilir, görece önemli bir öge. Yüzeysel bir şekilde ele alınan bu mevzuyu Auerbach’ta ve Lukács’ta başlı başına bir mesele olarak bulursunuz, hatta Kurmacanın Kıyıları‘nda genişleyebildiği kadar genişler. Giriş dersi için bu metin iyidir kısacası, biraz olsun kafa patlatan okurları kesmeyecektir ama.

Yaratıcı okuma bahsini de açayım, okunan metinlerle başka metinler arasında bağ kurulması gerektiğinden zamansal perspektiflerdeki değişimlerin anlatıyı zenginleştirmesine kadar pek çok şeyden bahsediyor yazarlar, edebiyatın yaşama yaklaştığı noktayı yakalayabilmek için yaratıcı okumanın şart olduğundan bahsediyorlar. Emerson’dan alıntıyla bir nevi mucitlik olduğunu da söylüyorlar bunun, yaratıcı yazının bir parçası aslında. Yaratıcı yazı, bunun hakkında da tartışılır.

“Okumak” bölümünde şiirle ilgili bir alt başlık var, şiirin nasıl okunması gerektiğinden bahsediliyor. Çok kısaca bahsedeyim, bir şeyleri bir şeylerle bağlayarak okursak şiirin bağlamı ve imgelem dünyası genişler. Şiirin içinde doğrudan veya gizli göndermeler olması şart değil, bir heykele veya bir resme ilişen şiirin dünyası zenginleşir. Ekleyeceğiz, katacağız ve daha doyurucu bir okumaya kapı aralayacağız. Çok genel ögeler ele alınmış, örneğin yazarın niyeti, okurun niyeti, evrensel hakikatin ve bireysel hakikatin —eğer varsa— kesişim noktaları, yeniden üretilen anlam, biçemin yapısı, bu tür şeyler. Hemen her bölümün sonunda okura bir yol haritası çiziliyor, biraz komik açıkçası. Uyanık olmaktan, duyarlı olmaktan bahsediliyor şiir okurken. Gözümde şiirin nasıl okunacağını anlatan sayfaları yırtıp attıran öğretmen canlanıyor bir yandan, bir şiirin nasıl okunacağını bilmiyorsanız bu bilgiler size yol gösterebilir ama yolu gördüğünüz an bu bilgileri unutmanızı tavsiye edeceğim, çünkü uyanık olmaya dair emir uyutur. Çok açık. Roman okumakla ilgili bölümde romanın yeni bir şeyi yeni bir biçimde sunduğundan bahsediliyor, bu bizim dünyayı algılayış biçimimizi değiştirir, “gerçek” dünyaya dair çok sayıda fikir verir, bu tür şeyler. Romanın kısa bir tarihi verilmiş, söylencelerden romana kadar gelen formlardan bahsedilmiş biraz, Ishiguro var, Austen var, “güvenilmez anlatıcı” çıkıyor bir yerden, sonra romanın nasıl okunması gerektiğine dair tavsiyelerle nokta konuyor. Öyküyle ilgili bölümde Poe’nun “tek etki”sinden bahsediliyor, nakavtın ilk versiyonu denebilir. Öte yandan Hemingway’in “buzdağı tekniği” var. Oyun okumayla ilgili bölümde oyunun okunması ve izlenmesi gerektiğinden bahsediliyor. Anlatacak pek bir şey de bulamıyorum buralarda, alıntılardan birtakım çıkarımlarla desteklenen tavsiyeler yeni bir şey söylemiyor ama yazarların niyetini unutmayalım, edebiyata yeni yeni yanaşan insanlar için bu metin.

“Düşünmek” bölümünde edebiyatın ne olduğuna dair birkaç fikir var. Vecizeler halinde kurulan bölümde bu vecizelerin kısa açıklamaları yer alıyor. Birini alayım: “Edebiyat üstüne düşünmek düşünme üstüne düşünmeyi gerektirir.” Tamam. Eleştirel düşünmeyle ilgili söylenenler biraz daha dikkat çekici, üzerine düşünülecek bir metnin ikincil kaynaklarla birlikte değerlendirildiği zaman karar ve hüküm mekanizmalarının daha iyi çalıştığından, eksiltme dürtüsüyle daha basit ve tutarlı düşüncelere varabileceğimizden bahsediliyor. Bunları yapıp önemli eleştirmenlerin metinlerini okursak yalnız hissetmediğimiz duygusuna kapılıyormuşuz, edebiyat bir parça bu işe de yarıyor, düşüncelerimize benzer düşüncelerle karşılaşmak okuru anlaşılabilir olduğuna dair teskin edici bir etki bırakıyor. Simüle edilmiş bir sosyallik duygusu sanırım. Okur eğer umursuyorsa bunu, o zaman işine yarar. Umursamıyorsa da yarar, hayatına dair bir şey yapmış olur, kendini tatmin eder en azından, ne bileyim. Okuduğum hemen hiçbir metni bir başkasıyla paylaşmadım, metin hakkında iki laf etmedim, başka kaynaklara yöneldiğim için bu eksikliği pek hissetmiyorum sanırım.

“Yazmak” konusuna girmeyi hiç istemiyorum, sıkıntıyla okudum. Kime göre kötü bilmiyorum ama kötü yazın, yine de kendi sesinizle, kendi sesinizi bularak yazın, benim tavsiyem bu yönde olacak.

Edebiyat burada anlatılanlardan çok daha azı veya fazlası, buna okur karar verecek. Tek kişilik bir performans tek kişi tarafından sergilenirse özgünleşiyor, o yüzden her okur edebiyatla ilgili her konuda kendi anlayışını geliştirmeli. Geliştirenlerden kendince fikirler çıkarabilir, sonra daha yeni, daha kendine has bir anlayışa varır falan, böyle katlanarak, zenginleşerek gider bu iş, ne bileyim.

Bizdeki edebiyat eğitimine dair bir iki yorumla bitireyim. Öncelikle bu eleştirel, yaratıcı okuma olayı öcüleştirilen bir şey, bunu pek yapamayacaksınız. İstisnalar vardır ama hocalar çoğunlukla kendi alanlarının dışına çıkılmasını pek istemezler, bu yüzden bir kahramanla ilgili sınav sorusunda Campbell’den alıntılar yaparsanız beklediğiniz notu alamayabilirsiniz, almak için hocanın yazdığı makalelere vs. bakacaksınız ve onların dışına pek çıkmayacaksınız. Öğrencilerim bazen edebiyat okumak istediklerini söylüyorlar, okumamalarını telkin ediyorum, lüzum yok çünkü. Dört yılı bu eğitime harcamaya gerek yok, edebiyatı sevenlerin zaten uzak durmaları lazım akademiden. Böyle bir sürü şey, neyse, bu metni edebiyatın çekimine yeni kapılanlar okumalı, biraz olsun okuyup yazmış olanların okumasına lüzum yok. Yazarların Ayrıntı’dan çıkan Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş nam metnini tavsiye ederim ikinci gruptakiler için.