“Keyfi ve keyif anları arasındaki farkları ele almanın politikası”. Bunun üzerine düşünmek de keyif, iki kilo domatesi 10 saniye içinde yemek de, ikisini birbirine nasıl bağlarız? Keyfi ele almanın yollarının siyaseten tehlikeli olabileceğini söylüyor Bown, 19. yüzyıl Viktorya söyleminde “rasyonel eğlence-dinlence” denen nanenin devrimci potansiyeli zaptedip sınırlamasına benzer bir dalganın ikincisiyle karşı karşıya olduğumuzu öne sürüyor, ayrıca 21. yüzyıl küresel kapitalizminin ışığında “üretken” ve “üretken olmayan” keyif diye adlandırılabilecek iki biçim arasında ayrım görüldüğünü. Rol değişebilir, üretken olmayanda radikal potansiyel olabilir, üretken keyifte konformist itaat hüküm sürüyor olabilir, keyifler arasındaki politik hiyerarşi, varsa, iyi bir çalkalanacak. Farklı sınıflardan gelen özneler arasında kültürel farklar, iletişimsizlik pompalanır keyif yoluyla, haz düzenlemesi kolektiviteyi cortlatabilir, eleştirel teori anti-kapitalist bir direniş biçimi olmaktan çıkarıp bir meta olarak keyif alınacak hale gelebilir, özellikle dikkatin dağıtılması çok işe yarar bu konuda. Üç bölümde inceliyor bunları Bown, Walter Benjamin ve Jacques Lacan gibi düşünürlerin kavramlarını kullanıyor, tabii Žižek’siz olmayacak iş, keyif türlerinin tartışmaları Žižek’te pektir. Özetle süperegonun arzuyu doğal, toplumu yasaklayıcı olarak gösterdiği fikrine takla attırıyor Žižek, modern Batı toplumlarında bunun neredeyse tam tersinin geçerli olduğunu, süperegonun başlıca emrinin “keyif al” olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Bir şeyden değil de doğrudan keyif almak, bu sayede seçimlerimizin “onaylanması”, keyifle birlikte modern kapitalizmi fişekleyici harcamalar yapmaya devam edilmesi, “patolojik narsisizm”, keyif almakta özgürlük ama sunulanlardan başka keyif kaynağının “olmamasından” ötürü bağımlılık. Bourdieu “beğeni” fikriyle ilişkilendirmiş bunu, bir doğa vergisi olarak beğeni, kültürden kaynaklı değil de “dayatılmış” doğallıktan. İdeolojiye giden yol bu, keyif bizi kurar, büyülü bir özgürlük hissi verir. Keyif almak emirdir adeta, toplumsal bir emir.
İlk bölümde eleştirel teorinin keyfin nesnesine dönüşebildiğini gösteriyor Bown, edebiyat bağlamında, kanon aracılığıyla. Okuyoruz, kültürel sermaye biriktiriyoruz ve kendimizi okuduklarımızla tanımlıyoruz, bir değer yargısı oluşturuyoruz, Eagleton’a göre her şeyin edebiyat olabileceği ve hiçbir şeyin edebiyat olmayabileceğini belirleyen dinamikler sırf eserin niteliğinden doğmadığı için keyfin kanonlaştırılma süreci aynı zamanda öznenin öznelliğini oluşturmasını -bilinçli tercihlerinin yanında bilinçaltı da önemli- doğrudan, özneye içkinmiş gibi bir yanılsama vasıtasıyla etkiliyor. Metin kanona aitse “okurun ihlal edici potansiyeli” azalır, Foucault’nun “Yazar Nedir?”inde bahsettiği: kapitalizm “yazar” etiketiyle birlikte gelir, belli bir kimlik ve mülkiyet hakkını dayatır. Okur metalaşır bu durumda, eleştirel teori bu durumu elbet çözümler ama sorun kendi varlığında da mevcuttur. Özetleyip Bown’un iki eleştirel teori eleştirisine geçeyim: “Eleştirel teoriden alınan keyif, söz konusu malzemenin çoğu kez, tam da bu teorilerin karşı çıkacağı, tam da kafa tutmayı amaçladıkları yapıların emredeceği şekilde bir ürün olarak tüketildiğine ve keyfe konu olduğuna delalet etmektedir.” (s. 28) Deleuze ve Guattari’nin metinlerini ele alıp hangi metnin neyi içerdiğini anlatır Bown, okurun elinden öper topu, ben kısaca değineceğim. Modern özne tam anlamıyla şizofrenik, çoklu ve bölünmüştür, “arzulayan makine” halindedir, toplumsal söylemin etkisiyle başka tür arzulayan makinelere -doğal yaşam, kültür, medya- bağlanır. Anti-Oidipus gösterir ki sabit bir özne yapısı, bu yapının normalleştirilmesi öznenin anlaşılması için tek yol değildir, “eksiklik” psikanalize göre öznenin kuruluşunun temeliyken Deleuze ile Guattari arzuyu öncelerler, eksiklikten önce bir arzunun varlığı mümkündür. “Gangnam Style”ı seyrederken alınan keyif “arzu hezeyanı” ve “keyif alan makine”yle ilgilidir, Bown’un dediği “öznesiz bir keyif” zira Deleuze’ün karşı çıktığı özne türünün keyif alabileceği bir eylemdir bu. Guilty pleasure nanesi. Asla kimliğimizi oluşturmaz, yani gururla değil de biraz sıkılarak, utançla söylenir bir keyif, diyelim Faruk K dinlemek. Maruz kaldıktan sonra olur, rıza üretilir, kurtulmak mümkün değilse sevilecektir Faruk K, kesin bir çıkış için “yersiz yurtsuzlaştırma” ve “yeniden-yerli-yurtlulaştırma” gerekir. Teori iyidir, ama: “Deleuze’den keyif alma biçimimiz tam da kendi kimliğini, özdeşliğini olumlama arayışında olan eksik bir öznenin keyif alma biçimidir ve bu tam da Deleuze ile Guattari’nin karşı çıkacağı türden bir keyif türüdür.” (s. 36) Deleuze’den keyif alma tarzının Deleuzecü bir yanının çoğu kez hiç olmadığını söyler Bown, bu durumda “eksiklik” ve “keyif alma emri”nin başka kodlarla değiştirilmesi gerektiği açık, yani kapitalizmin sunduğu keyiflenme çerçevesine oturtmayacağız keyif veren şeyleri.
Eleştirel teorinin ikinci “vaka incelemesi” Lyotard’dan. Deleuzecü “eksiklik” yine merkezdedir, “keyif”teyse “yasaya tabi olup emredilen özne pozisyonlarının keyfini sürmek”ten bahseder Lyotard. Bölünmüş öznelerin anlatı kurma ihtiyacı olmaksızın tokuşması, türlü türlü keyfe para harcaması. Eksiklik, bilince sokulmuş en kapitalist şey Lyotard’a göre, doğrudan süperegoyla ilgili de asıl sorun bu eleştirilerden de keyif almakla görünür hale geliyor. “Kapitalist düzenin ortadan kaldırılması gibi bir şey değildir burada söz konusu olan. Tersine, eleştiri bir parçası haline geldiği ‘sermayenin sapmalarının mikroskobik analizinden’ ibaret ve kendini ondan ‘koparamaz’ hale gelir.” (s. 43) Bown da bu kitabı keyifle yazdığını, muhtemelen keyifle de okunduğunu çünkü savcılığı okurla yazara, sanıklığı kapitalizme uygun gördüğünü söyler. “Deleuze ve Lyotard’ı tüketme şeklimiz, malzemeyi fetişleştirmeyi ve onunla özdeşleşmeyi beraberinde getirmektedir ve söz konusu düşünürler metinlerinde bizi tam da buna karşı uyarmaktadır.” (s. 44)
Öznenin pratiğe yönelip yönelmemesi bu bağlamda keyif modelinin sunduğu bir tür suç ortaklığıyla birlikte düşünülmeli, teori ne kadar açık, etkili olsa da keyfin hükümranlığı çok daha kuvvetli. Yabancılaşmayı gizliyor, örgütlü mücadelenin yürütülmesini zorlaştırıyor, gözü hep öznenin üzerinde olan “büyük Öteki” parmak sallıyor durmadan. Candy Crush‘la Benjamin’in dikkat dağılmasına dair söyledikleri modern kitle kültürüne dair somut veriler sunuyor Bown’a göre, gerçeklikten alıkoyan, dikkati dağıtan oyunlar tırışkadan işlerimizin o kadar da kötü görünmemesini sağlıyor, en azından katlanmayı “sağlıyor”. “Dikkat dağıtıcılar olmasa, iş memnuniyetimiz muazzam şekilde azalırdı. Daha doğrusu, bu durumda örgütlü memnuniyetsizlik büyük ihtimalle artardı, çünkü o zaman insanlar kendi yabancılaşmalarından bu gibi yollarla kaçmak yerine, onunla giderek daha fazla yüzleşmek zorunda kalırdı.” (s. 52) Bir adım ileri gidiyor Bown, Lacan’ın “büyük Öteki”si tarafından kabul görmek için dikkat dağıtıcı oyunlara bulaştıktan sonra süper kapitalist işlerimize dönerek onaylanıyoruz, dikkatin dağılması bu yüzden tatmin ediciliğe yol açıyor zira kapitalist özneliğimizi başka bir kapitalist özneye dönüşerek “unutuyoruz”.
“İrrasyonel Keyif: Jouissance ve Keyif Çalışmaları” başlıklı son bölümde asıl savını ortaya koyuyor Bown, kültürel çalışmaların alt kümesi “popüler kültür çalışmaları”nın baskıcı iktidar yapılarına yönelik bir direniş biçimi olup olmadığını Lacan’ın meşhur kavramını öne çıkararak tartışıyor. Baskıcı iktidar yapılarına karşı direnişi kuruyor mu akademi, popüler kültür çalışmaları hakim kültürün bir parçası haline gelmişse hayır, Lacan’a göre bilginin “efendinin kölesi” olmaktan çıkıp “efendi” haline gelmesiyle üniversite “keyif” mekânına dönüşmüştür artık, daha doğrusu akademik “bilgi”. Keyfin bir ölçüsü, sınırı yok, pop neyse aidiyet ve bilgi orada, dolayısıyla keyif akademik araştırmalara da sızmış, söz gelişi Game of Thrones incelemelerinde birtakım düşünürlerin kavramlarını dizideki olaylarla sağlama dışında pek de üretim gerçekleşmemektedir. Bilgi üretimi bir nevi tırışkadan üretime dönüşür böylece, üstelik “nitelikli” bilgi üretiminden daha fazla kıymet görmektedir belki. Kapitalizme karşı çıkan teorilerin “hafifleştirilmesi”nin bir parçası olarak görülebilir, Bown ayrıntılarıyla anlatır mevzuyu.
İyidir, biraz derli toplu durmak için lazım.











Cevap yaz