Fabio Volo – Fazladan Bir Gün

Salinas’ın unutmakla ilgili şiirini hatırlamaya çalıştım, otobüslerin üzerindeki harflerden sevgilinin adının belirmemesinden bahsediyordu. Volo epigrafa sadece hayal edilmeyen aşkın öldüğünden bahseden dizesini koymuş Salinas’ın, bir de “Creep”i. Ucube âşık, hele otuzlarındaysa, ilginç. Çok denemiştir ama tutamamıştır bir yerinden, dağılmıştır, tekrar dener, daha garip bir yerde dağılır. Biteceği vardır ilişkinin, biter. Basit. Birikmesi fena. Biten ilişkilerden neler kalıyor geriye, yığılıyor üst üste, Giacomo altında kalıyor. Her gün tramvayda karşılaştığı kadından ne kalabileceğini düşünüyor, daha da iyisi o kadın da ne kalacağını düşünüyormuş. New York’ta konuşacaklar bunun hakkında, İtalya’da neler olup bittiğine bakalım. Giacomo elindeki parayla Alessandro’nun basımevine ortak olmuş, iyi kötü kazanıyor. Yanında çalışmış adamın bir süre, babasından kalan evi reddetmesini istiyor annesi de neden reddetsin, adam zamanında basıp gitmişse gitmiş, yeni bir aile kurmuşsa kurmuş, annesi gibi yıllar boyunca yas mı tutacak Giacomo, elbet evi alacak. Acıya gömülmeye lüzum yok, hem nasıl yaşayacak annesi gibi yas tutarsa, zaten niye tutacak? Eski sevgilisi Silvia’yla arkadaşlığını sürdürebiliyor, potansiyelinin göstergesidir, Silvia olmasa tramvaydaki kızın ardından gidemeyecekti. Kötü sevgililer, iyi arkadaşlar, Silvia belirlemiş bunu, Giacomo’ya kalsa azalarak bitirirmiş ilişkiyi, ortadan kaybolurmuş, yığına ek. Kaybedecek hiçbir şeyi yok, kızın peşinden New York’a gitsin de şansını denesin bari. Işık var, her karşılaşmalarında ilginç şeyler yapıyorlar, kız inince Giacomo kızın kalktığı koltuğa oturuyor, bakışıyorlar, kız her gün hırş hırş bir şeyler yazıyor tramvayda, Giacomo ne yazdığını merak ediyor. Altı ay içinde gelmeseymiş yollayacakmış zaten Michela, birbirlerini ıskalamalarının şerefine. Bir kezcik oturuyorlar birlikte, kahve içiyorlar ve adresini veriyor Giacomo, Michela’nın New York’a taşınmak üzere olduğunu öğrenince umutsuzluğa kapılıyor. Atlayıp gidecek kadar cesur olduğu kadar şapşaldır da. Tuhaf, kendince zevkleri olan bir cisim Giacomo, alışverişe çıkıp arabayı doldurur da bir kenarda bırakır, zararsız bağımlılıkları vardır ve en önemlisi sosyal zekâsı gelişkindir. Silvia’nın sevgilisi Carlo hakkında düşünür, onu “Silvia’nın en iyi yanını ortaya çıkaracak biri olarak görmediğini” söyler, doğrudur. Carlo evden ne zaman ayrılsa nihayet özgür olduğunu düşünür Silvia, aslında Giacomo’nun da paylaştığı kaygılardır bunlar, yokluğuyla öyle bir özgürlüğe yol açmayacak kadar tatmin eden birini arar ikisi de. Daha dikkatlidirler artık, sayısız kırıktan sonra kalbi toparlamak zordur, Giacomo’nunki daha çocukluğundan kırılmaya başladığı için daha da zor. En yakın arkadaşı Andrea’nın yediği halttan sonra insanlara güveni de sarsılmıştır, aşk acısından iki kilo patlıcanı susuz yiyecek kıvama gelmek Giacomo’yu ne hale sokmuştur bilinmez, geride kalmıştır ama neden olduğu yorgunluk hâlâ hissedilir. Silvia bu sebeple iteler Giacomo’yu, harekete geçerse yorgunluk dağılır belki, güzel şeyler olur. Güzel şeylerin olması için harekete geçmek lazımdır, hareket iyidir, Giacomo harekete geçer. Çocuk enerjisi. “Annem ve babam, işin aslı bir bebek yapan iki tane olgunlaşmamış yetişkin, yani birer çocuk. İşte ben bunun sonucuyum. İşte buradayım.” (s. 61) Benlik algısı çocuğun hayır diyebildiği an ortaya çıkıyor bir görüşe göre, Giacomo otuzlarında büyüyor. Gibi. Hayır, kaybolup gitmesini beklemeyecek o kez, kim ne derse desin uçağa atlayıp gidecek. İyi çocuk yok artık, iyi oğul, iyi sevgili, sadece bir şansın peşinde koşan adam var. Ve sopa. Eski sevgilisiyle takılmaya devam ederken kadının nişanlısı olanlardan habersiz herhalde, öğreniyor, bir gün Giacomo’yu kıstırıp hastanelik ettiğinde New York’a gitme hayali güzel gelmeye başlıyor artık. Yani aşktır, sevdadır ve dayaktır insanı harekete geçiren. Makul. Bir de baba olarak görülmemek. Camilla, hayatının aşkı o zamanlar Giacomo’nun, kürtaj olduğunu söylüyor. Sevmiyormuş Giacomo’yu, çocuklarının babası olmasını istememiş. Aynı muhabbetler geçecek Giacomo’yla Michela arasında, çocuk yapmak, evlilik nasıl işler, büyükler nasıl başardılar veya başarısızlığa uğradılar, uzun uzun tartışacaklar. Michela sevgiden bahsediyor ama asıl önemli olan şey erkeğin kendi kendine yetebilmesi, bir başına hayatta kalabilmesi. Güven. Ne olursa olsun orada olacağına dair güven vermesi. Sınavlar bu yüzden, Michela defalarca sınıyor Giacomo’nun sabrını, hani bekleyip beklemeyeceğini görmek istiyor. Paris’te buluşmaları son basamak artık, Giacomo hâlâ çocuk sahibi olmak istiyorsa uzunca bir zaman sonra arayacak, bulacak Michela’yı. New York’ta buluşmaları da öyle bir hikâye, Michela hemen çıkmıyor ortaya. Ters orantı: günlüğüne yazdıklarından anlıyoruz ki tramvayda oyun arkadaşıdır gerçekten, Giacomo’yla birlikte oynar, birlikte neler yapabileceklerini görmek ister, işler ciddiye bindiğinde süreklilik öne çıkacaktır artık. Giacomo buna da ayak uyduruyor, kurallar ne olursa olsun rest. Tutulması başka, bu arada daha güzel bir tarif görmedim sanırım: “Hoşuma giden şeyleri arasında benimle konuşurken ne pahasına olursa olsun beni baştan çıkarmaya çalışmaması geliyordu. Kimi kadınlar bir bakışı, sesi, kelimeleri ya da el kol hareketlerini kullanarak erkekleri tavlamaya çalışırlar. O ise doğaldı. En azından kafamda ona dair böyle bir fikir oluşmuştu.” (s. 138)

Denk geldik veya gelenlerin hikâyelerini dinledik, yirmi beş yıldan beri değişen pek bir şey yok. Çağlardan beri? Erkek veya kadın iki ay sonrasına plan yapmaya kalkıyor, diğeri ortadan kayboluyor. Kadının âşık olmasını istiyor adam, çaresiz, kadın derin bir şey hissetmezse olmayacak ama hissetse de olmayacak, adam ortadan kayboluyor kadın aşkla ilgili konuşmaya başladığında. Yorucu şeyler bunlar, Michela bir zaman sonra silinecek, ortadan kaybolacak için özgürlüğünden taviz vermek istemediğini söylüyor, Giacomo’nun kalkıp gelmesinden etkilense de yeterli değil, neler olacağını görmeleri lazım. Evlilik sözleşmeleri geyiğini de biliyoruz, beş yıllık sözleşmelerle süren evliliklerin mantığı. Taraflar anlaşırsa ikinci, üçüncü beş yıla başlanmaz, yasal prosedürler boğmadan biter her şey. Michela benzer bir fikirle geliyor, belli bir süreliğine birlikte olacaklar, nişanlanacaklar sonra, evlenecekler hatta. Sadece belli bir süreliğine. İkisi de rahatlıyor, ilişkileri güzelleşiyor, New York cennete dönüyor. Küçük şeyler: Giacomo’nun ısrarcı olmamasından etkileniyor Michela, bir de dişlerinin temiz kokmasından, “yeni asılmış çamaşırlar gibi”. Yahu, zart diye bölüyorum da, millet çamur yemiş gibi dolanıyor ortalıkta, o dişlerle insan içine nasıl çıkıyorlar, anlamak mümkün değil. Neyse, yaşamak istiyorlar, Giacomo insanların maskelerinden şikayet ettikten sonra bir an için açılmanın yettiğini söylüyor, çatlakların arasından fırlayan küçük bitkiyi görüyor Michela’da. Daha fazlasını yapması gerektiğini düşünmüyor artık, Michela zaten mutlu olduğunu, günlerin keyfini çıkartmaları gerektiğini belirtiyor. “Michela, her zaman hiç yetmediğimi düşündüğümü fark etmemi sağladı. Bunu bana dediğinde çocukken annemle olduğum zamanı düşündüm.” (s. 207) Anneye yetememenin korkusu, kolaya kaçan bir cevap gibi görünüyor ama anılardan uygun verileri çıkarıyor Giacomo, annesiyle paylaştığı mutsuzluğu hatırlıyor, kurtulmak istediği o. Günler geçiyor, mutluluk büyürken ayrılık zamanı da yaklaşıyor, nihayet o gün gözyaşlarıyla kopuyorlar. İletişim kurmuyorlar uzun süre, Giacomo nihayet bir adım daha atmaya karar veriyor ama daha kolay artık, ne istediğini biliyor. Michela da biliyor, Paris’te buluşmayı bu sebeple teklif ediyor. Mutlu son. Belki de mutsuz, kim bilir, hayat o kadar genişler ki orada olan Giacomo cırt diye yırtılır orta yerinden, ustalığını konuşturup ortadan kaybolabilir. Michela daha çok güven veren biriyle karşılaşırsa, bilinmez, gerçekten ne ister insan?

İlişkiler, ayrılıklar, hoş roman.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!