Sinemaya uyarlanmış, kadro bomba, izlemedim. Paule’ün aynadaki kırışıklıklarını, tabii kendi yüzündeki, aynadaki yüzündeki de, yani kırışıklıklarını izlediğini gördüm, şaşkınlığını, “hırçınlıkla değil de dikkat dolu bir sükunetle” kendini izlediğini, “sevilen bir yüze saldırdığını”, sevgiyi nereye koyacağını bilemediğini. Genç, yakışıklı, ortalığı kasıp kavuracak başarılı bir avukat olma yolunda ilerleyen Simon’u bir türlü tercih edememesinin nedenlerini deşeceğiz, gerçi Sagan sondan bir önceki bölümde boca ediyor metne de o kısma kadar aynaydı, danstı, Brahms’tı, bir dünya kod var metinde, bir de Roger: özgürlüğüne düşkün, aslında tutsaklığına da düşkün ama altı yıldır birlikte olduğu Paule’le inişli çıkışlı ilişkisinin Simon yüzünden sonuna geldiğini hisseden, mutsuzluktan kafayı kırma noktasına gelen orta yaşlı adamımız, kısacası aşk üçgeninin aslında aşk çizgisi olduğunu fark eden Roger’yle Paule’ün Simon’u denklemden nasıl çıkardıklarının hikâyesi. Anahtar olaylarla ilerliyor bu süreç, iç dünyaların üstü yarı kapalı anlatımı iskeleti oluştururken karakterlerin edimleriyle belirlenen ikinci bir anlatı çizgisi hareket kabiliyeti sağlıyor anlatıya. Daha doğrusu şöyle, Simon’un enerjisi sayesinde yeniye doğru yöneliyor Paule, yeni bir davranış örüntüsü yaratmaya çalışıyor, diğer yanda yıllardır rutini sürdüren Roger var, evde bekleme fasıllarının ve dönemlik tatillerin ötesinde ilişkiyi zenginleştirici hiçbir eylem yok ki bu konfor alanından çık(a)mamayı istediğini göreceğiz Paule’ün. Simon bütün gençliğiyle yanında olacak, dünyanın kralı zannedecek kendini, o ölçüde tutkunken Paule’e de aynı duyguları tattırmaya çalışacak ve bir ölçüde başaracak, Paule genç adamı bir tür oğlan olarak görmekten kurtulabilecek ama belli bir yere kadar, mesela Simon’un laf arasında çocuk yapmakla ilgili söylediği bir şeyi es geçecek, yakınlığı donduracak bir aşamada, Roger’yi özlemeye başlayacak. Üçlü ilişkinin kurulması durumunda huzurunu korurdu muhtemelen, Roger’nin sadakatsizliklerinin verdiği acıyı -görece açıktır Roger, başka kadınlarla birlikte olduğunu söylemez de sezdirir, Paule her şeyin farkındadır ama yüzüne vurmaz sevgilisinin- Simon’la hafifletebilirdi ama üç kanatta da sorun var: Simon zaten paylaşmak istemez Paule’ü, sevdiğinin neden Roger gibi akar gönüllü biriyle birlikte olduğunu anlayamaz çünkü her şeyi, bütün dünyayı verebilir Paule’e, hayatı boyunca onu seveceğini söyler, hani aşkının verdiği heyecandan kusacak noktaya gelmiştir neredeyse. Paule’ün çözülümüne sona doğru değineceğim, Roger ilişkilerinde hiçbir zaman geç kalmayacağını içten içe bilir, onca yılda hem kendini hem Paule’ü anlamıştır ama duyguları Simon gibi bir karakterin etkisiyle sınanmamıştır hiç, bu yüzden anlaşılır bir şekilde değişmeye başlar. Her yıl gittikleri tatile gelmek istemeyince Paule, bir süre görüşmemek istediğini söyleyince Roger de ilişkileri üzerine düşünmeye başlar, sınırlarını biraz esneterek -duygularını göstermek başlı başına esnemedir, gerçi Roger’nin sevgiye dair söylediği hiçbir şey yoktur ama gözlerinden gelen yaşlar çok şey anlatır Paule’e, hatta tam istediği şeyi verir- giderek artan uzaklığı aşmaya çalışır. Psikolojik dinamikleri üç karakterin bir arada kalamayacağını gösterir, her bölümde ayrı bir çatışma çıkar ortaya. İlk bölümdeki aynadan bahsettim, Marc’ı da anmalı, Paule’ün mutlu olduğu zamanlardaki eşini. Simon’a baktığında aynı mutluluğu hisseder Paule, anıları canlanır, on dört yıl önce nasıl biri olduğunu hatırlar. Yirmi beş, otuz dokuz, Marc’ı aldatıp evliliğini bitirmesinden sonra Paule için hızla geçen zaman yıpratıcı olmuştur, bildiği bir kötünün sabitliğini kabul eder hale gelmiştir Paule, Roger’ye bağlanır böylece. Sonlara doğru Simon’la bir konuşmasında söyledikleri önemli, Roger’nin sürekli kaçmasının bir tür mücadeleye yol açtığını düşünüyor Paule, sonu belli olmayan kavga varoluş nedenine dönüşünce başlangıçlara kapanıyor. Marc’ın son derece kibar, zengin olduğunu söylüyor, “denemek istediğini”, belki çocuğunun olacağını ama başka bir şeyin çağrısını işittiğini. Av arıyor sokaklarda, bir düşünce, boşluğu dolduracak bir şey, mutluluksa başının üzerinde dolanan bir bulut gibi görünüyor otuz dokuzdan bakınca, belki yirmiden bakınca da. “‘Yirmi yaşındayken böyle değildi. Çok iyi hatırlıyorum. Mutlu olmaya karar vermiştim.’” (s. 108) İnsanın durulması diye bir şey varsa terra incognita‘yı keşfe çıkmamayı tercih etmesiyle biraz da, yaşantı doygunluğunun merakı öldürdüğünü söyleyemeyiz ama insanın merak etmekten bir sonraki adıma geçmesini engellediği sabit, boş sayfayı dilediğince dolduran Paule yüzündeki kırışıkları bir araya getirip kocaman bir nokta olarak görmeye başlayınca nerede durması gerektiğini fark edip değişimlere karşı tavır alır ama hesaplamadığı, bütün ayarlarını bozacak tek etkenle şans eseri tam o sırada karşılaşır, Simon’la, ne zaman kendini Simon’da görse bir adım atar da o zamanların Paule’ünün yaptığını yapar yine, bu kez sürüklenmeyi engellemek için. Heyecan duyuran her neyse kontrol altındadır artık, Paule genç adamın uyandırdığı halini baskılar, özlemle andığı Paule gerilerde kalmıştır artık, tıpkı Simon’un er geç geride kalacağı gibi. “Şimdi elinde tutmaktan korumaktan başka bir şey istemiyordu. Bir mesleği ve bir erkeği elinde tutmaktan başka. Uzun süreden beri aynı mesleği ve aynı erkeği elinde tutmak istiyordu, otuz dokuz yaşındaydı, henüz emin de değildi.” (s. 109) Belki çeviri faciası, belki asıl dilin belirsizliği, anlamlı: neyden emin olduğunu da bilmeyebilir Paule, artık sabit bir duygu dünyası istiyor, artık o sabitlikten kurtulmak istiyor, her ihtimale açık. Kararını finalde görüyoruz, başladığı gibi bitiyor anlatı, Roger o gün de biraz geç geleceğini söylüyor telefonda. Paule’ün tepkisini göremiyoruz, mutsuzluğundan bir tür mutluluk çıkarırken sıkışmış mıdır yalnızlığına, o sıkışmışlığını tam anlamıyla kabullenmiş midir yoksa başka ilişkileri de olacak mıdır, belirsiz. Muhtemelen farklı üçgenler kurulacak, hissettiği eksikliği başka yerden tamamlayacak Paule. Roger’nin birlikte olduğu kadınları düşününce, dörtgenden bahsetmek mümkün değil çünkü gelip geçici ilişkilerdir onlar, birlikte tatile de giderler ama Roger kadınlara Paule’e yaklaştığı gibi yaklaşmaz, sevgi sözcüklerini elinin tersiyle iter. Kaba değildir, sadece ilgilenmez duyguların kutuplarıyla, seven veya nefret eden, iki duyguyu da taşıyan kadınlar iz bırakmadan kaybolurlar, Roger onlara önemli bir yer bahşetmez. Paule söz konusu olduğunda, hele Simon ortaya çıktığında değiştiğini görürüz, üçünün de gittikleri bir partide yüz yüze gelme sahnesi bomba. Roger ani bir hareketle Simon’un dirseğini tutar, bir şey söyleyecektir ama dili tutulmuş gibi bakar Simon’a. Genç adam kendine güvendiğinden “mertlikle” gülümser, bir süre kalırlar öyle, bakışırlar. Sigara ister Roger, gerilim ortadan kalkar, doğrudan konuşacağı herhangi bir şey gururunu kıracağından -Paule otuz dokuzsa Roger de kırklı yaşlarının başındadır, kuşaktaşlığın getirdiği anlayış derinliğinin benzerliğini düşünmeli- varlığını dayatmakla yetinir. Paule’ün hayatında eğlenceden öteye gitmeyecektir Simon, Roger böyle düşünür de ikisinin giderek yakınlaşmaları, sevişmeleri, nihayet Paule’ün uzaklaşması “arayı çok açtığını” düşündürür Roger’ye. Gerisi taktik üstünlüğü. Daha da önemlisi Paule’ün yaşamıyla bir örüntü kurabilmesi. Simon’la beraber olabilir ama çizgiyi çekmesi gerekecektir, gençliğinden çekip çıkardığı ve artık bulamadığı dinginliği yine bildiği mutsuzluğa dönerek arayacaktır. O ayrılık sahnesi hüzünlüdür gerçekten, Simon eşyalarını toplar, vedalaştıkları sahnede dayanamayıp bavullarını bırakır, ağlayarak iner merdivenlerden, Paule arkasından baktığında gençliğine veda ettiğini düşünür ve Roger’yle buluşur hemen. Döngü tamamlanır, düzen sağlanır, yaşam devam eder.
Brahms’ı hiç dinlememiştir Paule, müziksever Simon’un davetiyle konsere gitmeden önce plakların arasından çıkarır, dinler ve yerine koyar. İlişkilerinin özeti bu herhalde.
İlişki dinamiklerine, yaşlılığa, duyguların gençliğine dair hoş bir novella, ilgilisinin elinden öper.











Cevap yaz