Luis Sepúlveda – Hikâyenin Sonu

Ne olmuştu, Ataman Krasnov ve General Yudeniç’in birlikleri Sankt Petersburg’u kuşatmış, Kızıl Ordu güçlerine Troçki komuta etmiş ve Sovyet egemenliğini sağlamıştı. John Reed anlatıyor. Lenin’in zafer kutlaması için gelmesinden dakikalar önce, meydanda titreyen bir adam hayatının bağışlanması için yalvarıyor, diğeri onu sessizce izliyor ve soruyor, Sovyet iktidarına yönelik tüm saldırılara son vermeyi taahhüt ediyor mu? Topraklarına barışçıl bir şekilde dönecek ve bir daha asla Kazak silahlarını işçilerin, köylülerin, öğrencilerin ve askerlerin Sovyetine doğrultmayacağına şerefi üzerine yemin edecek mi? Krasnov gözyaşları içinde gidiyor, Troçki soracağı soruları tahmin ettiği Reed’e karşıdevrimi güçlendirmemek için ataman rütbesindeki birini şehit etmeyeceğini söylüyor. Tarih gösterecek kararının sonuçlarını, tarihin bir bölümü en azından, kurmacaya toslayan kısmı. Belmonte’ye uğraş çıkacak yine, adamımız huzur bulduğu yirmi yılın ardından yine göreve çıkacak. Son hikâye artık, Google da giriyor işin içine, hatta tek bir yemek siparişiyle ortalık kan gölüne dönüyor. Belmonte’nin teknolojiyle kurduğu ilişkiyi de görebiliyoruz, adamımız dünyaya uyum sağlama konusunda dünya markası. Gerçi izini kaybettirememesinin sebebi de teknoloji, Kramer yirmi yıldan sonra Ateş Toprakları’na gelip yine şantaj yoluyla dürtecek Belmonte’yi, uydular sağ olsun. Yirmi yıl önce Stasi ajanı Alman’ın öldürülmesiyle ilgisinin olduğunu birileri çıtlatabilir, Véronica’yı ne yaparlar o zaman?

Ne olmuştu, dünyanın dibindeki pansiyonda kimler var: Pedro de Valdivia, Belmonte’nin Hamburg’daki evinin kalorifer işlerini yaparken Kramer’in adamlarından bir araba sopa yiyen, yine de çenesini tutup Belmonte’nin saygısını kazanan yoldaş. Véronica tabii, Kramer yirmi yıl önce sözünü tutup Danimarka’daki doktora göndermiş kadını, doktor Belmonte’ye Véronica’nın “ruhunun kırılmadığını”, sadece uzaklara gittiğini ve kadının kendi ruhunu beklediğini söylemiş, yıllardır birlikte bekliyorlar. İntikamı. Belmonte nasıl bekledi o zamana kadar, Véronica’nın yüzüne bakarken nasıl plan kurmadı, herhalde ölümden uzak durma arzusu. Tam burada bağ, tarihin ilginç hikâyelerinden biri. Kazaklar bozgundan sonra Alman ordusuna katılmış, İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya’nın kuzeyindeki dağlarda partizanlarla savaşmış, Tito’yla. Sepúlveda başka bir hikâyeye, Stalin’in Şilili aşçısına da değiniyor Yalta Konferansı üzerinden, Kazakların akıbetini bu toplantıdaki konuşmalar belirliyor da Amerikalıların, İngilizlerin, bilmem kimlerin yanlarında getirdikleri tonlarca erzak üzerinden tarafların beklentilerine dair spekülasyon kurgulamak kaçıncı dereceden hayal gücünün eseri, muazzam. Naziler çekiliyorlar, İtalyanlar zaten duman, teslim olmayı reddeden Kazaklar Avusturya’ya doğru çekiliyorlar. İngilizlere teslim olduktan sonra SSCB’ye gönderilecekler ne yazık ki, verilen sözler tutulmayacak. Yine kaçabilenler var, Güney Amerika’nın bilmem hangi köşesinde kaybolabilenler. Tarih gösteriyor komutanın hayatının bağışlanmasının sonuçlarını, Krasnov’un oğlunun seyri bir yana, oğlunun oğlunun kirişi kırıp Pinochet’nin has işkencecisine dönüşmesi, üstelik Véronica’yı boş bir kabuğa çevirmesi ne biçim bir kaderin ağıyla mümkün olmuştur öyle! Diktatörlükten demokrasiye geçiş bir taraf için çok serttir, devrimcilerin üzerine düşen yük çok daha ağırdır diğer tarafa bakınca, cuntanın adamlarının koruyup kollandığını, en fazla kuytuya çekildiğini görürüz Krasnov örneğinde olduğu gibi, torun Krassnoff güvenli, iyi korunan bir yerde yaşamaktadır. Sözde hapis hayatı, can güvenliğini sağlayabilecek olsa dışarıda da gezinirdi ama devrimciler yıllar sonra bile karşılaştıkları askerleri sokak ortasında öldürüyorlar, Krassnoff’un yapabileceği pek bir şey yok. Önceki yazıda anlattım, çemberler, en dış çemberde Şili’yle diğer ülkeler arasındaki diplomatik ve ticari ilişkiler sayesinde bir tür barış tesis edildiğini görüyoruz, özellikle Ruslarla kurulan ilişkiler oldukça hassas, bozulmaması için ekip kuruluyor da tey Şili’ye gönderiliyor. Kramer’ın isteği basit, ekiptekilerin, özellikle iki eski yoldaşın tespiti, iş ilişkilerine zarar verecek bir şey yapmalarından önce. Yanında getirdiği Sokolov eski bir KGB subayı, 1977’de Malinovski Akademisi’nde savaş sanatını öğretmiş Latin Amerikalılara, Belmonte’yi o sıra tanımış. Lafını esirgemiyor Belmonte, “KGB amblemli çelik bir Poljotu’yu Rolex’le değiş tokuş etmek” bir yana, Nikaragua’da Akademi’nin öğrettiklerinin hiçbir halta yaramadığını anlatıyor: keskin nişancılar günlerce yapışık kalıyorlar toprağa, kafalarını azıcık kaldırsalar beyinlerinin yarısını çalıların arasına bırakıyorlar. Bir gün Sandinist bir gerilla çaresizlikten ağaç tepelerini taramaya başlıyor, bir şeyin düştüğünü duyuyorlar. Yarısı ağacın tepesinde kalmış bir Vietnamlı, paralı asker, gövdesine bağlı sırt çantasında mühimmat, birkaç gün yetecek su ve yiyecek, gece görüş dürbünü ve susturuculu bir tüfek. “‘Bu başka bir savaştı Slava, köylülerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin savaşıydı, elit savaşçılara yer yoktu. İnsanların kazanmaktan çok ölmeye istekli olduğu lanet bir savaş.’” (s. 31) Çok savaştan sadece biri, Sepúlveda politik eleştirilerinin yanına yerleştiriyor bunları. Slava’nın dediğini de ekleyeyim: “‘Zengin Ruslar Şili elması yemek istiyor, zengin Şilililer de Rus fahişeleri istiyor. Dünya değişti ve ben buna kadeh kaldırıyorum,’ diye ekledi Slava.” (s. 31)

Santiago’ya dönüyor Belmonte, araştırmalarına başlıyor, şehri tanıyamayınca ıstırap çekiyor ama Véronica’dan başka sığınacağı bir liman kalmamış zaten. İki yoldaşı hatırlıyor kırk yıl öncesinden, dirayetli askerler, bulunmalarının kolay olup olmayacağı belli değil. Yoldaşların açısından da görüyoruz olanları, dünyanın diğer ucundan gelip Santiago’ya yerleşmelerini, sonra müthiş karşılaşmayı. Pizza siparişi iki yoldaşla Kazaklar arasındaki gerilimli ilişkiyi cortlatıyor, zaten birbirlerine güven duymazlarken kimin yemek sipariş ettiği üzerinden kısa süreli bir tartışma, yoldaşlar tüfeklerin pimleriyle mi ne oynamışlar, kendi silahları taka taka tararken beş talihsizinkiler suskun. Arabayla kaçmaktan başka şansları yok artık, tek soru işareti iki yoldaşın az ileride Belmonte’yi gördükleri sırada içlerinden birinin namluyu da çevirmesine rağmen ateş etmemesi. Finale kadar gelen gizem büyüyor giderek, birbirlerini tartıyorlar, tuzaklar kuruyorlar, yoldaşlar pansiyonu bulup Véronica’yı kaçırarak avantaj elde ediyorlar ama söyleyecekleri sözleri var. Kramer görev tamamlandıktan sonra da yardım ediyor Belmonte’ye, kritik bir bilgi veriyor, burada söylenmez çünkü küfür yemek istemiyorum. Neyse, yoldaşlar rehin alırlar Belmonte’yi, o kadar açık konuşurlar ki adamımız gönüllü işbirliği yapacak neredeyse. Krassnoff’la onların da kapanmamış bir hesabı var, adamı korumak için değil, öldürmek için gelmişler oraya, Belmonte’yi de ekibe katmak istiyorlar çünkü onun da alınacak bir öcü var, üstelik Belmonte’den daha iyi keskin nişancı bulamazlar. Korumalarla dolu kampa çevrilmiş dürbün, ne kadar süreceği belirsiz bekleyiş, en sonunda Krassnoff ortaya çıkıyor, korkuyla dolanıyor ortalıkta, Belmonte tetiği çekti çekecek, yoldaşlar zorluyorlar, Véronica’nın kafasına bir kurşun sıkmak çok kolay. Derken deprem oluyor, Şili’nin acayip depremlerinden, bütün doğa sallanıyor. Krassnoff içeri kaçtığı sırada Véronica bağırıyor, hayır, öldürmesine gerek yok, adam ömrü boyunca ölüm korkusuyla yaşayacak zaten, cezaların en büyüğüyle. Diğerleri kararı destekliyorlar mı bilinmez, sadece hiç karşılaşmadıklarını, bir daha da görüşmeyeceklerini söyleyerek oradan uzaklaşıyorlar. Onların hikâyeleri de trajik, çöküş sırasında SSCB’de işkenceci olarak bulunmuş Krassnoff, dedesinin affedildiği ülkede kaç kişiyi öldürmüş, Salamendi’yle Espinoza’nın ailesine eziyet etmiş, bu iki yoldaş da adamı korumak için yola çıkmışlar ama asıl amaçları öldürmekmiş. Güzel falsolar, hedef şaşırtmacalar, Sepúlveda çok iyi beceriyor bu işi. Ve devrim tarihinin kanlı bölümünün özetini çıkarıyor adeta, kendi de mücadelenin bir parçası olduğu için ayrıntıları iyi biliyor, kurguya başarıyla eklemliyor.

İyi roman, hikâyenin sonu gerçekten. Boğa Güreşçisinin Adı‘ndan sonra okunmalı elbet.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!