Ateş Toprakları’nda hiçbir şeye rastlamadan saatlerce, günlerce yürünebilir, devekuşlarına rastlayanlar şansın doğuşuna şahitlik edebilirler çünkü hiçbir şeyin ortasında rastlanan bir şey öte dünyaya aittir. Hans pek şanslı değil, o rastlamıyor zaten kuşa muşa, 5 numaralı posta kutusuna atılan mektubu almaya geliyor. Malum şahısların onu görmeye geldiklerini, cehennemde görüşmeyi umduğunu yazmış arkadaşı Ulrich, kırk yıllık bekleyişten sonra Hans’ı rahatlatıyor, er geç birileri gelecekti ama Ulrich gelse çok daha iyi olurdu tabii. Kader arkadaşları. Nazi ordusundaki muhalifler, direnişçiler. Hikâyelerini göreceğiz, planı oluşturuyor. Juan Belmonte’nin, esas adamımızın hayatı bu plana bağlı başka planlar üzerinden ilerleyecek, komünizmin yıkılışıyla birlikte kalıntıların tepişmesine şahit olacağız. Kısa bilgiler: rejim, ülke ortadan kalkınca gizli servislerin çalışanlarına ne olur, ajanlara, kas gücüne, yeni rejimin gücüne dönüşürler veya yer altına çekilerek mafyalaşır, paralı askerlik yaparlar. Öldürülmemişlerse. Yeni rejimle barış çubuğu, anlaşmanın yapılabilmesi için gereken kurbanları tüttürürler, devrim için omuz omza savaşmışlardır zamanında, kendilerini ve ailelerini kurtarmak zorundadırlar artık, avcıya dönüşüverirler. “Seçilmeyenler” önceki rejimin suçlarını örtmek için katledilirler, onlarla birlikte gömülür onca cinayet, yasadışı iş, eskinin çatışmalarını hatırlatan ne varsa. Sepúlveda’nın özellikle üzerinde durduğu mesele bu anlaşmadır, Şili’deki durumu düşününce oranın, aslında Güney Amerika’nın genelinin bir tür unutma dalgasına kapıldığı malum. Çok örneği var aslında, Vietnam’ı geride bırakmak isteyenlerin önünde gaziler vardı, Şili’deyse devrimciler var, bu yüzden demokratik rejime geçildiğinde gerek askerî unsurlar gerek devrimci kadrolar tasfiye edildikten sonra sürgüne de gönderildi. Belmonte’nin Hamburg’da yıllar boyunca fedailik yapmasının sebebi. Véronica’yı arıyor arada sırada, sesini duyamıyor çünkü hayatının aşkı korkunç işkencelerden geçirildikten sonra akıl sağlığını kaybetmiş, Santiago’nun çöplerinde çırılçıplak bulunması, kafasına kurşun sıkılmış halde bulunmaması bile şansmış. Geri dönmek istemiyor Belmonte, döndüğü zaman Şili’nin doğduğu yer olmadığını anlayacak. Yine Sepúlveda’nın oluşturduğu izleklerden biri, diğer metinlerinde de mevcut, ülkeyi toptan değiştiren toplumsal ve siyasi olaylar sürgündeki Şilililerin gözden çıkarılmalarına varan “temizliğe” yol açıyor, mesela yıllar yıllar sonra memleketine dönen “vatandaşlar” illa bir yerde taciz ediliyorlar, polisin biri gelip sıkıntı çıkarmamasını, ülkenin artık bambaşka bir hale geldiğini, eskiye dair hiçbir şeyin kalmadığını söyleyebiliyor. Dönmüyor Belmonte de, zamanında hayatını ortaya koyduğu dava rafa kaldırılınca içine kapanıyor, küçücük bir yaşam kuruyor Almanya’da. Muazzam bir geçmişi var oysa, hani daha erken doğmuş olsa İspanya İç Savaşı’na gözünü kırpmadan katılırdı. Allende’nin düşüşüne kadar direnişte, sonra Nikaragua’ya geçip Sandinistlerle birlikte mücadele ediyor, Hamburg’a kadar sayısız çatışma, işkence, acayip bir kahramanlık. Öncesinde SSCB’deki okullarda askerî ve bürokratik eğitim, ki tek merkez SSCB değil, üstelik cangıllardaki gerilla savaşı ortaya çıkarıyor ki SSCB’nin verdiği eğitim oldukça yetersiz. Olabildiğince kusursuz bir devrimci, gerilla Belmonte, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan bir hesabın kapatılması için “bulunduğunda” oyuna geri dönmek zorunda kalıyor, üstelik rakibi başka bir Doğu Bloku ülkesinden. Stasi’yi bir başka eğitim merkezi olarak düşünebiliriz, bütün dünyada etkin bir gizli servis tabii, Duvar’ın yıkılışından sonraysa ortadan paldır küldür kaldırılan güdük bir kurum anca. Frank Galinsky gibilerin dünyası yıkılıyor ama o altta kalanlardan değil, hayatını kurtarmışsa da ailesini bir arada tutamadığı için yenik sayıyor kendini. Paslanıyor da, Belmonte gibi o da aynı hedefin peşine düşecek ama geride bıraktığı izler ipliğini pazara çıkaracak. Sepúlveda’nın genişleyen çemberlerinden bahsetmeli, karakterlerini önce gündelik yaşamları, ardından parçası oldukları örgütteki rolleriyle kurar, en dış çemberde yıkılan veya yaratılan rejimlerin karakterler üzerindeki etkileri yer alır. Galinsky’nin durumuna bakalım: “Açığa alınmak demek kuşku altında olmak demekle, bulaşıcı bir hastalıktan dolayı acı çekmekle aynı anlama geliyordu. Bu hastalığın ilk belirtileri ise eskiden yurtdışı yolculuğuna çıkmadan önce, ona bir şeyler ısmarlamak için evinde kuyruk olan eski iş arkadaşlarının, eski dostların, orospuların orospusunun çocuklarının selamını artık almamalarıyla kendini ortaya koymakta gecikmemişti.” (s. 57) Helga’nın üniversitedeki görevine Frank yüzünden son verilir, eşinin “etkinlikleri” araştırılırken çalışmaya devam edemez sonuçta, Jan’ın okulda başına gelenlere değinilmiyor ama dedikodu hızlı yayılır, muhtemelen sıkıntı yaşamıştır çocuk, ailenin parçalanması hızlanır böylece. Bir gecede eski kurumların yok oluşuyla aynı süreç. İki üç metinden hatırlıyorum, Doğu Alman Ordusu eridikten sonra madalyalar, üniformalar, miğferler, ne varsa yol kenarlarındaki tezgâhlarda, bitpazarlarında üç kuruşa satılır. Komünist rejimden hatıra. Binbaşı nam komutan bulur adamımızı, bir süre dertleşirler, sonra kayıp altınları bulma görevini kabul eder Galinsky. Başa döneceğiz altınların hikâyesi için, de, Belmonte’yi olaya dahil eden Oskar Kramer’den bahsetmeli. Aracı aslında, dağılan orduların en sağlam askerlerini toplamış, müşterilerine en iyi hizmeti vermeye çalışıyor, altın işi için Şili’nin en sıkı savaşçılarından birini kıskaca almasının sebebi bu. Ateş Toprakları’na, memlekete kaç yıldan sonra gidecek Belmonte, kaybedilmiş mücadeleyle yaşamayı öğrenmiştir fakat neleri kaybettiğini hatırlamak, bambaşka bir şey. Gitmeyi zorlanması ayrı, Kramer kimliğini ifşa etmekle tehdit eder Belmonte’yi, üstelik Véronica’nın başına da iş gelecektir, gürültü patırtıya yol açmadan gidip olayı çözse çok daha iyi edecektir Belmonte. Madem kurtulmanın imkânı yok, o zaman Kramer Danimarka’daki doktora yollasın Véronica’yı, adil bir istek. Kabul ediyor Kramer, gerisi kedi fare oyunu. Çemberler. Kaç yıldan beri haber alınamayan dostlar, düşmanlar. Dünyanın hangi köşelerinde kaybolduğu bilinmeyen insanların aslında kaybolmadıkları, farklı örgütlerde farklı isimlerle çalıştıklarının ortaya çıkması. Nostalji, kaç türü varsa. Küllenen öfkenin dirilmesi. Baskınlar, tuzaklar, yapboz parçalarının bir araya gelmesi. On numara beş yıldız bir polisiye havası, capture the flag temelli. İşin ilginci iki taraf da önceden birlikte iş yapmış olabilir, çatışmış da olabilir, yeterince yükseldikleri zaman aradan kaç yıl geçmiş olursa olsun insanlar birbirlerini hatırlayabiliyorlar. Altta kalmayanlar elbet, öyle veya böyle hayatta kalmayı başaranlar için birbirlerine silah çekebilecekleri durumların oluşması o yıkıntıda çok kolay. Cephe ortadan kalktıktan sonra herkes birbirinin düşmanı haline gelebiliyor, kimin daha çok ödediğine bağlı. Belmonte sevdiği kadın için mücadele ediyor, gerçi Galinsky de ailesini bir araya getirmeye çalışmak istiyor da Helga kaybedenlere yer olmadığını söylüyor, Almanya artık kazananların ülkesi. Diğer yanda Belmonte’nin kaybın üzerine inşa etmeye çalıştığı teselli ülkesi var işte, nitekim ilk ve son kez karşılaştıkları zaman o ülkede yaşamasını isteyeceği insanların yardımıyla ulaşıyor hedefe. Heyecanlı bir yüzleşme var finalde, yoldaşların birbirlerini kollamalarının hoş bir örneği. İyi. Başa da dönemedik bir türlü, yer kalmadı. Özetleyeyim, Ulrich’le Hans 1940’ların başında tarihi eserlerle ilgili bir birime bağlı askerler, buldukları altınlarla arazi olmaya çalışıyorlar ama Ulrich yakalanınca plan bozuluyor. Kırk yıllık bekleyiş gerisi, ikisi için de ilginç yaşam çizgilerinin bir türlü kesişmemesi. Hüzünlü hikâye.
Sepúlveda araya ört dörtlük metinleri sıkıştırır, Belmonte okuyan bir savaşçıdır çünkü. Bir de herkes boğa güreşçisinden bahseder adını duyunca, meşhur Juan Belmonte’den, Hemingway’in arkadaşı olandan. Adamımızın verdiği tepkiler matrak, karakterlerini böyle hoş özgünlüklerle dolduruyor Sepúlveda. İyi romancı. Dank sona rağmen.











Cevap yaz