William Morris – John Ball’un Rüyası

Morris “İlk İngiliz Marksist”, ütopya düşkünü, liberter, ressam, yazar, şair, düşünür. Fantastik metinleri eleştirilse de elflerin diyarlarını sosyalist duyarlılıkla kurduğu bellidir, insanlarla elfleri kardeş kardeş yaşatmaya meyillidir bir de. Exeter’de aldığı eğitim Orta Çağ’a ilgi duymasını sağlar, Eski Norsça metinlerle hemhal olunca kuzeyin mitolojisinden devşirdiği perileri, elfleri metinlerine alır. Tolkien’a verdiği esin şurada detaylıca anlatılmış, eksik bilgi verilen bir noktayı belirtip geçeyim, Morris’in bir metninde geçen “Gandolf” ismini Tolkien’ın da kullandığı söylense de Morris’in bu adı Sturluson’un Viking Mitolojisi‘nden aldığı atlanmış. Morris’in Eski Nors dilinde yazılmış metinleri İngilizceye çevirdiğini düşünürsek kuzeyin deli çocuklarının sagalarına ilk onun ulaştığını söylemek mümkün, dolayısıyla isimleri metinlerinde kullanması, Tolkien’ın Morris’ten etkilenmesi normal, zaten kitabın arka kapağında Tolkien’ın mektuplarından yapılan alıntılar büyük yazarın başka bir büyük yazara duyduğu hayranlığı gösteriyor.

John Ball’un Rüyası, Morris’in son yıllarında yazdığı bir metin, rüyaya yatan bir karakterin düşler aleminde yaşadıkları. Anlatıcı günlük meseleler hakkında kendini yiyip bitirmenin ödülü olarak görür güzel düşleri, görsel bir ziyafetin orta yerine düştüğü zaman dünyanın en mutlu insanı olur. Bir gün sosyalist karşıtı kafa karıştırıcı sorular hazırlayan dinleyicilerinin önündeyken uykusu gelir, gözlerini açtığında kendini Elizabeth zamanının Sussex’inde bulur. Cenneti pastoral bir anlatıya çevirir, Nod’un diyarındaki misafirliğini en ince detaylarına kadar anlatmaya başlar. Her şey bahçe düzeninde ve muntazamdır, yaklaşan atlının üstü başı dahil. Adama selam verir, yakınlardaki köye gider ve kalabalığın arasına karışır. Yakındaki kilisenin duvarına yaslanır yaslanmaz adamın biri yanaşır, anlatıcıya kim olduğunu sorar. Kendi kendinin efendisi olduğunu söyleyen anlatıcıya güler sonra, İngiltere’nin öyle bir adetinin olmadığını, belki gelecekte özgür insanların ortaya çıkabileceğini belirtir ve cennetten geldiğine inandığı adamı etraftakilerle tanıştırır ve civardaki hanlardan birine götürür. Adının Will Green olduğunu öğreniriz, ahaliye havadisler getirmiştir, herkes siyasi patırtıyı öğrenmek ister. Krallık çalkalanmaktadır, lordlar ve halk arasında çatışmalar çıkmakta, vergi memurları halka kötü davrandıkları için çata çuta dövülmektedir ki bu vergi memurlarından ve rahiplerden o dönemlerde hoşlanılmadığını Canterbury Hikâyeleri‘nden de biliyoruz, tam bir izansız, ayarsız gibi davranıyorlar insanlara. Neyse, handa anlatıcının kim olduğunu öğrenmeye çalışırlar, adam tuhaf konuşmalar yaparak ilgiyi üzerinde toplar. Özgürlük adına zalimliğe karşı mücadeleden bahsederken liderlerin fildişi kulelerinden indirilmesi gerektiğinden dem vurur, sosyalizmi yüzyıllar öncesine taşımaya çalışır. Sonraki bölüme geçmeden önce Morris bir şarkı kaktırır araya, epik duyguları uyandırmak için mücadeleyle, kahramanlıkla dolu bir şiir de denebilir. Bir anda kesilir bu, uzaklardan gelen sesi fark ederler. Ahali bekledikleri ânın geldiğini anlar, herkes silahlarını kuşanır ve kilisenin önünde toplanırlar. John Ball ve adamlarının üzerinde kalkanlar, zırhlar, çelik ve meşin aparatlar vardır, teşrif ederler. Sancaklarının üzerinde yazandır: “Adem tetkik ettiğinde ve Havva eğirdiğinde, efendi kimdi?” John Ball yüksekçe bir yere çıkar, bu dünyada iyiliğin peşinde koşmak için kötülükleri ezmek gerektiğinden, bu yolda gerekirse can vermenin kutluluğundan bahseder, Tanrı onları izlerken ellerinden geleni yapmaları gerektiğini söyler. Erginlik ayini gibi bir şey, insanların gözlerinde yaş, heyecandan eller titriyor, üç gün önce hapisten kurtardıkları John Ball bir süre sonra başlayacak savaş için herkesi ateşliyor. “Evet, gerçekten tekrar tanık oldum, büyüğün küçüğü çiğnediğine ve güçlünün zayıfı ezdiğine ve zalimin korkusuzluğuna ve müşfikin cesaretsizliğine ve bilgenin umursamazlığına; ve cennetteki azizlerin sabretmelerine ama bana sabretmememi buyurmalarına; gerçekten bir kez daha gördüm kimin dostlukta iyi olduğunu ve dostluk sayesinde düşmeyecekleri, bugün düşmüş görünseler dahi, ama öbür dünyada o ve yaptıkları yaşayacak, ve insanlar tekrar ve hatta tekrar mücadele etmek için cesaret alacaklar yaptıklarından ve hatta gerçekten küçük dahi olsa bu, çünkü mücadele etmek benim arzum ve yaşamımdı.” (s. 38) Ülkedeki pek çok zengin adamın yiyip bitirdiklerinden halkın da nasiplenmesi için girişilen mücadelenin hazırlıkları gelen bir haberle ve ufuktan gelen uğultularla hızlanır, Jack Straw ve John Ball adamlarını hazırlayarak vaziyet aldırır, anlatıcı o sırada bir kuytuya sığınır ve olan biteni izlemeye başlar. Oklar uçuşur, kılıçlar çakışır, düklerin ve lordların askerleri hacamat edilir. Zafer kutlaması için Will Green’in evine gitmeye hazırlanan anlatıcıyı durdurur John Ball, “Alim”le konuşmak istediğini ve yemekten sonra kilisenin önünde bekleyeceğini söyler. İki çağın benzer düşüncelerinin farklılaştığı noktalar gelecek zamanın fabrikalarla dolu dünyasının toplumsal çalkantılarını yansıtır bir yandan, anlatının üçüncü bölümünü iki adamın diyaloğu oluşturur.

Anlatıcı soruları cevaplamaya başlar, 19. yüzyılın sonundaki İngiltere’nin halini anlatırken John Ball’un şaşkınlığını giderecek hiçbir şey söyleyemez. Gelecekten gelen adamı dinleyen John Ball duyduklarına inandığını ama pek bir şey anlayamadığını söyler, kendi zamanında savaşılacak lordların varlığı somutsa da köylülerin işçilere dönüşmesini, koca fabrikaların amacını ve savaşın biçim değiştirmesini aklı almaz. Köyleşmeye başlayan dünyanın ticari ağlarla bağlanması, onca teknolojik yenilik yüzyıllar öncesinin insanı için sihir gibi gelir, anlatıcı ne kadar basitleştirse de anlattıklarının bir tek özünü verebilir, mücadelenin ortaklığı temel meseleleri aydınlatır. Bu noktada Ralph Fox’un Roman ve Halk metnindeki eleştirisini alıntılamam lazım, feodal toplumlarda uzmanlaşmanın ve yabancılaşmanın ortaya çıkmadığından, ekmeğin, suyun, sanatın daha taze olduğundan bahseden Fox ekliyor: “Ruskin ve William Morris bunu anlamışlardı fakat kapitalist toplumun temeli olan özel mülkiyetin devrimci yollarla yıkılmasını savunmak yerine; bir yanlış yapıp, yapar bir ortaçağcılığa dönerek bu tazeliğin yeniden kazanılabileceğini hayal etmişlerdi. Yine de Morris yaşamının son yıllarında Marx’ın etkisiyle bu yanlışından dönmeye başlamıştı.” (s. 38) Morris bu metinde anlatıcının gittiği dünyayı över ama direncin farklı cephelere kayacağının da farkındadır, gelecekte insanlar kılıçlarını bırakıp pankartlarını taşımaya başlarlar, lordların adamlarıysa yine aynıdır. Uzunca bir konuşmadan sonra John Ball’la vedalaşan anlatıcı yavaş yavaş uyanır, John Ruskin’i anarak anlatısına noktayı koyar.

Sona “Kralın Dersi” diye bir öykü eklenmiş, Macaristan Kralı Matthias Corvinus’un emrindeki soylulara verdiği ders anlatılıyor. Tarlada çalışan halktan uzun süredir şikayet gelmediğini fark eden kral, maiyetiyle birlikte tarlalara gider, eline tırpan alıp çalışmaya başlar ve yanındakilere diğer aletleri gösterir. İşçiler korkarak bakarlar, soyluların yaptıklarına akıl erdiremezler. Uzunca bir süre çalıştıktan sonra yanındakilerle konuşan kralın niyetini anlarlar, soylulardan zeki biri çıkarak her şeyi anladığını, iyileştirmelerden bir süre sonra düzenin tekrar işçiyi ezer hale geleceğini, bundan kaçış olmadığını söyler. Kralın cevabı: “‘Aklında tut bunu ki anlatayım, ötede köylü konuşurken ne düşündüğümü. ‘Köylü’ dedim içimden, ‘eğer ki sen olsaydım ben, yahut senin gibi biri, o vakit alırdım elime bir kılıç ya da bir mızrak, olmadı bir çit kazığı ve diğerlerine de aynısını yapmalarını söylerdim ve ilerlerdik. Sayımız pek çok olacağından ve sefil bir hayattan gayrı kaybedecek bir şeyimiz olmadığından verirdik savaşımızı ve gelirdik galip. Ve krallığa ve lordluğa ve tefeciliğe son verirdik ve tüm dünyada tek bir uğraş olurdu. Keyifle kendimiz için çalışmak, ve aynı biçimde keyifle yaşamak.’” (s. 147) İlk anlatının özeti aslında.

1381’deki köylü isyanlarından doğan umudu 1886’da kaleme almış Morris, nefis bir metin çıkarmış.