Semezdin Mehmedinoviç – Saraybosna Blues

Goethe’nin “Gürgen Kralı” şiiri, ölen bir çocuk babasının kollarında, Mehmedinoviç’e göre bu yalnızca bir düzmece, sözcüklerin ifademizce dizilmesiyle bir şiirin yarattığı yanılsama, peki sokaktaki çocuk, baba, nine, keskin nişancılara hedef olmamak için kafasını gazeteyle örten, seyrek yağmurdan korunmaya çalışır gibi korunan adam, kurşun yağdığı için oğlunu evine çağıran anne, su tankerine yanaşıp bidonunu doldurmaya çalışan adamın bir an sonra el bombasıyla havaya uçması? Televizyon yeterli hissizliği yaratmadı, Filistin’de oğlunu kurşunlardan korumaya çalışan babanın ateş edenlere salladığı parmak aklımdan çıkmaz, o parmağın sallanışında kaldım. Nelerde nelerde kaldık da akla geldikçe, sahilde yüzükoyun yatan çocuk, hemen akla gelen Hrant Dink, alakasız mı? Ölüm aynı, karanlık benzerse de kaynağı aynı, nereye çekilirse çekilsin kurşunla, suyla, kesici ve delici aletle, neyleyse ne, insan ölüyor ve şahitlik yok, şahit olmuyoruz, Mehmedinoviç’e göre Bosna’da yaşananı yaşamayan hiç kimse, Batı’da veya Doğu’da, hiçbir şeyi anlayamaz. Trajedinin ömrü kısa, komediye dönmüş dehşeti yaşamalı insan ki bile bile durdurulmayanı anlasın. Hemon da mizaha yaslamıştı Bosna’ya dair hikâyelerini, insanlar tünellerden kaçırılıyorlardı, gündüz savaşanlar geceleri paraları kırışıyorlardı, bir yerlerde bombalar patlıyordu da kemikler sağa sola saçılıyordu, kaç insanın öldüğünü tahmin etmeye çalışıyordu insanlar, bu anlatıda kemiklerin kışı toprak altında daha rahat atlatacakları söyleniyor, matrak mı? İnsanlar ağaçları kesip evlerine götürüyorlar, janti giyinmiş bir abi evrak çantasını sıkı sıkı tutmuş, diğer eliyle koca bir dalı sürüklemeye savaştan başka hangi durumda çalışır? Nisanda bile kar yağar, yakacak yoktur, tüpler patlar veya delinir, şehri gaz kokusu sarar da insanlar havaya uçmamak için sigara içmezler, kütüphanelerden aşırdıkları kitapları evlerine dizerler de kurşunları durdurmaya çalışırlar. Kitap yığını iyi bir siperdir, Mehmedinoviç’in tanıdıklarından biri komünizm külliyatını evine dizmiş, Marx’tan Lenin’e kimler kimler kurtarmış adamı bir şarapnelden, kitaplar ve Marx hayat kurtarır. Ciddi.

Bir pazar günü başlamış savaş, Mehmedinoviç iyi hatırlıyor, o gün arkadaşlarıyla maç yaparlarmış. Bir kişi eksik, yine de oynamışlar ve eve dönmek üzere otobüse binmişler, sonra eli silahlı birkaç adam otobüsü basmış. Çorap geçirmişler kafalara, namluları yolculara çevirmişler. Gelmeyen arkadaş kafası çoraplılardan, Mehmedinoviç tanıyıp seslenince utanmış da kafasını eğmiş. Ertesi gün haberlerde Radovan Karadziç’in konuşmasını dinlemiş Mehmedinoviç, sinirlenip Karadziç’in yazdığı çocuk şiirleri kitabını yırtmış da oğlu karşı çıkmış. Karadziç’in eğitimi, bulunduğu ülkeler, Yugoslavya’daki siyasi yaşamı belli, önceleri yazarın da bulunduğu edebi çevrelerde takılırmış, vasat olduğunu biliyormuş, pek konuşmadan dinlermiş muhabbeti. Sonradan Yeşiller Partisi’ni kurmuş, birkaç ay sonra da Sırp milliyetçilerinin başına geçmiş. Her şey 1968’deki öğrenci olayları sırasında ayan beyan ortadaymış aslında, Batı’daki gibi büyük hareketler olmamış çünkü öğrenci liderleri ve siyasi muhalefet üyeleri maaşlı muhbirlere ve lükse alışan aşağılıklara dönüşmüşler, Karadziç o dönem suça bulaşıp bir yıl hapis yatmış. Hırsızlıktan katilliğe geçiş kolaymış da gerçeğin farkına bir türlü varamamış Mehmedinoviç: “Çağdaşı olan bazı yazarlar, Radovan’ın her zaman suçlu davranışlar gösterdiğini iddia ediyorlar; bir başka deyişle asla benim düşündüğüm gibi biri olmadığını belirtiyorlar. Aksine, her zaman gizlemeye çalışmasıyla birlikte Karadziç’in her zaman kötü niyetli yapısı ile ilgili örnekler gösterdiğini kanıtlamaya hazırlardı.” (s. 22) Karadziç’in Sophie’nin Seçimi‘ndeki mevzuya dair akılcı çözümlemesi Mehmedinoviç’in aklında kalmış, yıllar sonra Karadziç aynı naneyi Bosna’daki annelere de uygulayınca o çözümlemenin yapıldığı masada oturanlar ne düşünmüşlerdir acaba? Karadziç on küsur yıl gizlendikten sonra 2016’da yakalandı, önce kırk yıl hapis cezasına çarptırıldı, sonra cezası müebbet hapse çevrildi. Yüz binlerce insanın katillerinden biri.

Köpekler ölüleri yiyor, insanlar yanlarından geçip gidiyorlar, şehrin kenarında savaştan kaçan bir kamyonun üzerinde kurşun delikleri, gözün şoför mahalline kaymaması için uğraş. Yirmi yıl önce bahçe kapıları vardı, şimdi eğik bükük duruyorlar kenarda veya çalınmışlar, satılmışlar, vurguncular neleri kaç paraya satmışlar da zengin olmuşlar, harp zenginleri sarmış ortalığı, daha da zengin olmak için başka zenginleri kaçırmışlar oradan. Bir şair devletin bayrağına sarılmış da uyuyormuş, yanına bomba düşse öbür tarafa dönecek kadar duyarsızlaşmış, her gün karşılaştığı manzaralar normalleşmiş. Mezar kazıcıları durmadan artan ölüleri hemen gömebilmek için kazmışlar durmadan, bombalama başladığında kendilerini çukurlara atarlarmış, bir süre sonra orada cansız bedenlerinin yatıp yatmayacağını, belki en sevdiklerini oraya koyup koymayacaklarını bilmiyorlar, az sonra şarapnel yağmurunda ölmeyeceklerini bilmiyorlar, akşam eve giderken, sabah evden çıkarken, bir lokantada yemek yerken öldürülüp öldürülmeyeceklerini bilmiyorlar. Gündüz Vassaf anlatıyordu, Mostar’da savaştan kalma miğferler, eşyalar, neler satılırmış da onca insanın birbirini öldürdüğü unutulmuş sanki, her şey durmuş, uyuşmuş da hatırlayışın acısını dondurmak istemiş. Çetnikler tımarhanedeki akıl hastalarını şehre salmışlar, onlardan biri şehirde dolaşırken elindeki ölü serçeyi birine göstermiş, ordusu oraya geldiğinde konuştuğu adamın da öleceğini söylemiş. Başlarda bir buldozerle siper kazmışlar, sonra bir kamyon tuğla yığmışlar ve silahları getirmişler, roketatar, tüfek, ne varsa, daha sonra güzel kadınlar gelmiş, siperlerin yanına şişme yatak koymuş biri, güneşlenmeye başlamış, arada sırada kalkıp roketatara gider ve tetiği çekermiş, patlamanın olduğu yöne baktıktan sonra yerine dönüp vücuduna güneş yağını sürermiş. Bunca olay hakikat algısını paramparça eder, insan ne yaşadığını bilemez, sistematik duyarsızlaştırma direnme gücünü de emer, insan kendi yaşamı üzerine bahis oynayacak duruma gelir. Çocuklar ne olur, içlerinden biri eline aldığı silahı kullanmayı bilmeden yanlışlıkla ateş eder de bir askeri öldürür, kahramandır o çocuk artık. Su tankerlerine saldırır insanlar, yaşlı bir kadın haykırır: “Kardeşlerim, Müslümanlar, ne yapıyorsunuz?” Yağmur yağdığında leğenler çıkıyor ortaya, oluklardan akan sular toplanıyor, insanlar birbirlerini eziyorlar bir de. Kadınlardan ve erkeklerden bazıları zayıfladıkları için mutlu, sokağa çıkma yasağında yağmalanan, yıkılan dükkânlar enstalasyon gibi duruyor, karmakarışık, bazıları el ele yürüyüşe çıkıyorlar, savaşın geleceğini planlayanlar rahat, sokaklarda kanlı şırıngalar görüldüğüne göre uyuşturucu kullananlar artmış. Entelektüellerin tepkileri: “Savaş hiçbir şeyi değiştirmedi; örneğin yazarlar kütüphane yandıktan sonra ne yaptı? Peki ya alimler ve tarihçiler? Hiçbir şey. Belki de oraya gitmeyi çoktan bıraktıkları için. Ancak yazarlar birliği, kafeleri kaybettiğinde Oslobodjenje gazetesinde protesto yazıları yazdılar ve polemiklere girdiler. Yok edilen kütüphanenin binlerce fotoğrafı yayımlandı.” (s. 63)

Savaş hafızayı da yok ediyor, şu anın hükümranlığı sürerken insan bedenden, iç organlardan, kandan ibaret, zaman algısı çarpık. Bir şeylerin eskiden nasıl olduğuna dair hiçbir şey söylenmiyor, konuşulmuyor, sessiz bir şimdi derken bombaların, silahların sesi bir tek, su kuyruğunda bekleyen insanlar ertesi gün birbirlerini buluyorlar yine, biri canlı ve diğeri cansız veya her ikisi de cansız. “Tüm bunlardan zevk almaya başladım. Bir sürü tehlike ve bir o kadar keder var. Uzanıyorum ve düşünmeyi durduramıyorum: böyle bir yaşam daha ne kadar sürebilir?” (s. 75) Uzun, upuzun zamanlarca sürer, Mehmedinoviç kendini bir kedi olarak görmeye başlamasa daha da uzun sürecekti. Hayvanlaşmanın huzuru, kediler en politik hayvanlar, ortama uyum sağladıklarında duruyorlar, işlerine gelmeyince gidiyorlar. Tek fark: Bosnalılar otuz yıldır, kaç otuz yıldır oradalar, insanların tamamı bir yerlerde, gözler kapanınca veya başka yöne çevrilince öldürülüyorlar. Onca acıyı düşününce bir şey söylemeye, yazmaya da utanıyor insan.

Bir metin bu. Şiirler var, anlatı parçaları var, felsefi denemelere varan bölümler var, öykücükler, öyküler, Bosna var.