Richard Dawkins – Tanrı Yanılgısı

Lut kapısına dayanan ahaliye iki kızını vermeyi teklif eder, böylece evine sığınan insan suretindeki melekleri halkın sodomize etmesinden kurtarır. Kızlar giderler, melekler yırtar, sonra helâk olmak üzere geri sayımı başlatılan şehirden kaçmaya çalışan Lut paçayı kurtarır, gösterdiği muhteşem ahlâk örneği kafasına inecek alev toplarından kurtulmasını sağlar. Dawkins’e göre ilahiyatçıların Yaradılış kitabındaki çoğu şeyin doğru kabul edilemeyeceğini veya sembollerin doğru okunması gerektiğini söylemelerinden bir adım öteye gidebiliriz, kitaplara baştan inanmasak? Benzer bir hikâye Levit (papaz) hadisesinde de geçer, Levit en sonunda cariyesini on iki parçaya böler ve parçaları İsrail’in çeşitli yerlerine yollar. İbrahim’in defalarca yırtması da ilginçtir, kendisi Firavun’dan sağlam para kırar ama Tanrı bütün gazabını Firavun’a ve halkına yöneltir, İbrahim’in başına hiçbir şey gelmez. İbrahim emirleri uygulamaktadır, ilahî sözün koruması altındadır. Bu söylem birkaç bin yıldır iş yapıyor demek ki, kötülüğün sıradanlığında gördükten sonra günümüzde hâlâ işitebiliriz. Pek çok kahraman düşmanlarını öldürür, kadınlara el koyup halkına “dağıtır”, çocukları helak eder, Tanrı’nın emri gereği taş üstünde taş koymaz. Eski Ahit’in Yahweh’i biraz katliam ister, dediklerini yerine getirmeyen kulunu cezalandırıp herkesi öldürmesi konusunda fişekler. Levililer üç bin kişiyi öldürürler, Tufan sırasında hayvanlarla insanlar sular altında kalır, kendi halinde uyuyan adamın kafasına yıldırım düşer, askerlerinin merhametli tavırları Musa’yı delirtir ve bir erkekle yatmayan kız çocukları hariç herkes öldürülür. Doğamızın İyilik Melekleri‘nde toplam kaç kişinin öldürüldüğü yazıyordu, kutsal kitapların muhasebesi yapılırsa milyonlarca insanın hayatını kaybettiğini görürüz. Dünya nüfusu o kadar kalabalık mıdır? Her yeri su bastığı için kurtuluş yoktur, ne olduğunu anlamayan insanlar harap. Mısır’dan Çıkış bölümünde RAB kıskanç olduğunu, kimseyle anlaşma yapılmaması gerektiğini, dökme put yapanların boynuzlarını kıracağını bildirir, sonra altın buzağı meselesi geliyor. Dawkins’in yorumu: “Ve İncil’deki Yeşu’nun Eriha şehrini yok etmesi hikâyesi ve Vadedilmiş Topraklar’ın istilası genel hatlarıyla ele alındığında, ahlaken Hitler’in Polonya’yı istilasından ya da Saddam Hüseyin’in Kürtleri ve Şiileri katletmesinden farksızdır.” (s. 310) İncil ilginç bir şiirsel kurgu çalışmasından öte gitmemelidir, bu yüzden tamamen ortadan kaldırılmasını düşünmemek gerek, Yunan mitolojilerine nasıl muamele ediyorsak kutsal kitaplara da öyle davranmalıyız, başka türlü değil. Eğer kitaplarda yazanların tamamına inanırsak şabat gününde çalışan herkesin öldürülmesi gerekiyor, evine ekmek götüren adamı katledeceğiz yani. Musa katletmiş, taşlayarak öldürmüşler birini. Kısacası ahlak anlayışımızı bu metinlerden almıyoruz, din olmazsa her şeyin kaosa gömüleceğini, fitne fesadın ayyuka çıkacağını düşünen insanların kutsal metinleri pek de okumadıklarını düşünürsek biraz daha aydınlanırız. Yeni Ahit daha iyi değil, İsa biraz da “ehlileşmiş” bir peygamber olmasına rağmen sıkıntı doğuracak şeyler söyleyebiliyor. Kitaplardan çıkıp başka araştırmalara bakarsak İsrailli çocuklar üzerinde yapılan bir deney çok şey anlatıyor yine, Yeşu’nun Eriha’yı duman etmesi sorulduğu zaman çocukların hemen hemen tamamı Yeşu’nun yaptıklarında haklı olduğunu belirtiyorlar. Başka bir gruba aynı olay örgüsü farklı biçimde anlatılıyor, 3000 yıl önce Çin’de yaşandığı söylenen katliamı desteklemiyor çocuklar. İncil’in veya başka bir kitabın nasıl yaşanacağını söylemesi pek de hoş değil, heykeltıraşların öldürüldüğü bir dünyaya uyanmaktan hiçbir zaman uzaklaşamayacağız demek oluyor bu. Dawkins “American Taliban” denen tayfanın yaptıklarını anlatırken yobazlığın her yerde aynı biçimde işlediğini görüyoruz, kürtaj yaptığı için öldürülen doktorlardan gösteri yaptığı şehrin Tanrı tarafından havaya uçurulacağı söylenen lezbiyen komedyene kadar pek çok insan bu kafasız insanlardan çok çekti, hepimiz çekiyoruz. Kaçıncı baskı bilmiyorum ama tekrar anlatmak istedim, internette gördüğüm bir haber yüzünden soruşturma yiyordum az kalsın. İnsanın geçireceği evrim işte, gözler küçülecek, boy uzayacak, böyle şeyler. Bunu anlattım, çocuklardan biri evde anlatmış bunu, dayısı, “Evrim yok lağa!” diye çıkışmış, müdüre ispiklemiş. Ucuz kurtarmıştım, durum bu. Yine de eski zamanlara göre daha iyi tabii her şey, sokak ortasında yakılmıyoruz artık. Kurumsallık altında yakılmıyoruz en azından, bireysel şiddet eylemleri ne yazık ki sürüyor. Neyse, Dawkins’e göre durum: “Değişim hepimizi değiştirdi ve bu değişimin dinle hiçbir bağlantısı yok. Aslında dine rağmen oluyor, din yüzünden değil.” (s. 337) Kadınların haklarına kavuşmaları pratikte kusursuz bir şekilde işlemese de o günler de gelecek.

Neden peki, dine duyulan ihtiyaç nedir? Dawkins ahlak yasalarının birlikte yaşama tecrübesinden ve soyut düşünme yeteneğinden doğduğunu belirtiyor. Gen bencil, yaşamı sürdürmek için elinden geleni yapıyor, bunun yanında bilişsel çıkarımlardan anladığımız kadarıyla zihnimiz toplumsal yaşamın en ideal yaşam olduğu yönünde evrimleşmiş. Birlikte daha güzel ve iyiyiz, tek başımıza o kadar iyi olamıyoruz. Bu anlayışın bir yan üretimi olarak doğuyor din, Dawkins’e göre çocukluğun büyülü dünyasının, animizmin bir uzantısı. Evrim paketinden çıkan bir eşantiyon aslında, oldukça kullanışlı olduğu için sömürülüyor. Çocukların küçük yaşlarda beyinlerinin yıkanması bu sömürünün en önemli kaynağı. Bölümlerden birkaçı günümüzdeki dinî kurumların insanları maddi ve manevi yönden nasıl sömürdüklerine ayrılmış, çocuk tacizlerinden bağışlara kadar pek çok mevzuyu ele alıyor Dawkins. Çocuğun aklına kutsal kitapları boca etmek, zihni belli doktrinlerle yoğurmak  doğru değil hatta Dawkins’e göre aslında her şeyin açıklamasını sunan meşhur teorinin anlaşılmasını da engelliyor. Evrim aslında hiçten çoğalan varlığı anlamak için yeterli, ilahi bir kudretin yaratımı diye bir şeyin olmadığını gösterdiği için okullarda okutulması gerek ama ülkemizde bu teorinin gördüğü muamele malum, dünyanın geri kalanında da benzer problemler var. Bu teori anlaşıldığı zaman insanın potansiyelini kullanmaya hazır hale geldiği düşüncesi saçma değil, dinle doldurulmuş bir zihnin işlem yetenekleri kısıtlı düzeyde kalıyor. Trajedisine şahit olduğu bir bilim insanının yıkılışını üzüntüyle aktarıyor Dawkins, Harvard mezunu ve geleceği parlak bir genç bilimle din arasında seçim yapması gerektiğini düşünüyor, bir gün kafasını patlatıyor ve bütün çalışmalarını bir kenara bırakıp kendini dine veriyor, böylece çocukluğundan beri gördüğü dinî eğitimin öğrettiklerine karşı çıkmamış olacak, öbür taraftaki yemyeşil tarlalara gidebilecek. “Bir bilimadamı olarak aşırı tutucu dine düşmanım çünkü bilimsel atılımı aktif olarak baltalar. Bize düşüncelerimizi değiştirmememizi ve öğrenilmesi mümkün olan heyecan verici şeyleri öğrenmeyi istememeyi öğretir. Bilimin düzenini bozar ve aklın temelini baltalar.” (s. 355) Başka örnekler de veriyor Dawkins, merak edenler göz atsın tabii, hikâye bol.

“Ilımlı” öğretiler de aşırılığa davetiye çıkarabiliyorlar, dolayısıyla onlar da hoş değil. Herhangi bir dinin mensubu olmayan ama dinlerin varlığından memnun olanlar da hoş değil, bu bakış açısının mantıksızlığını ilk bölümlerde görebiliyoruz. Din olmasa ne olur? Daha farklı ne olur mu denmeli? Pek bir şey olmaz. Yarın beynimiz yıkanmış bir halde uyansak, din diye bir şeyden haberimiz olmasa bazı şeyler iyi yönde değişirdi hatta, dinlerin bütün olumsuz çıktıları ortadan kaybolur, birlikte yaşama pratiğine daha bir sarılırdık. Bilimsel düşünce gelişirdi, kararlarımızı yanlış bulup değiştirebilirdik, yokluğuyla varlığı bir olan ilahî inancı ikide bir eşelemez, kapasitemizi daha farklı işler için kullanabilirdik. Çok şey olabilirdi, yaşamdan daha az korkardık muhtemelen. Yapılan araştırmalara göre ölüm korkusu dindar insanlarda daha yüksekmiş.