Oktay Akbal – Atatürk Bir Gün Gelecek

Akbal’ın 12 Eylül’ü kurtuluş günü olarak gördüğü yazıları hatırlıyorum, darbeyi başta coşkuyla karşılamıştı da cuntanın yarattığı dehşetle birlikte heyecanı dinmiş, hayal kırıklığını yüksek sesle dile getirmeye başlamıştı. Bu kitaptaki köşe yazıları ağırlıklı olarak özel günler ve haftalar yazıları, genelde Kemalizm’in savunusu olsa da -göğsünü gere gere söyler Kemalist olduğunu Akbal, hatta Ceyhun Atuf Kansu gibi diğer Kemalistleri över, “50. Yıl Marşı”nı yeterince Kemalist olmadığı için yerer falan- 1975’ten itibaren yükselen tansiyonu gösterdiği için kıymetli, Akbal MC’nin bakanlarına, milletvekillerine, destekçilerine durmadan Atatürk’ü hatırlatırken orduyu bir kalkan gibi öne sürüyor, gericiliği yeni bir darbe ihtimaliyle ürkütmeye çalışıyor diyebiliriz. Mustafa Kemal’in Bursa Nutku olsun, diğer nutukları olsun, yazılarda bölüm bölüm çıkar karşımıza. İlginçtir, son yazı 1990’dan, şöyle bitiriyor Akbal: “Atatürk ‘Yürümekte olduğumuz yenilik, evrim ve uygarlık yolunda, sizlerden meydana gelen bir Türk ordusuna dayandıkça, ne olursa olsun, başarılı olacağımıza inancım kesindir’ diyordu. Bu aydın ordusu, bu Kemalist devrimin sürekli aşamalara, yeni yeni atılımlara yıllardır susamış ordusu, gerilikle, bilgisizlikle, çağdışılıkla, ilkellikle savaşmaya hazırdır.” (s. 203) Kenan Evren’in resimleri üç yıl sonra milyon liralara satılacak, daha var, sanatçı ruhlu komutanın, komutanların ilericiliği tartışılmaz? Yetmiş yıl önceki söylevlerle nitelemek orduyu, “aydın ordusu”nu, yani daha kaç yıl olmuş Evren ve şürekâsı azıcık kenara çekileli. SHP’den mi fişeklenmiş Akbal acaba, bugünden bakınca çok tuhaf. Neyse, 1975’e dönelim, Atatürk’le ilgili kısımları geçerek doğrudan siyasal gelişmelere odaklanıyorum. “Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan Milli Nizam Partisi’nin Genel Başkanı Bay Erbakan, Düzce’de şöyle konuşmuştur: ‘Biz 19 Mayıs’ın değil 29 Mayıs’ın Kurtuluş Bayramı olmasına taraftarız.’ Aynı gün 19 Mayıs gösterilerinin tamamen iptal edildiği haberi de yayımlanmıştır.” (s. 5) Gerekçe olarak okulların tatil edilmesi, ufukta deli yağmurların görülmesi sunulmuş, oysa ne yağmur varmış ne bir şey, Ankara’nın kararıymış törenin iptali. Fahri Korutürk çıkıp din bağnazlarının topluma hiçbir yararının olmayacağını söylemiş o 19 Mayıs’ta, ertelenen ikinci 19 Mayıs töreniymiş, ilki 27 Mayıs zamanında. Cumhuriyet’i yok etmek için Osmanlı prenslerinden birkaçını getirselermiş bari o bağnazlar, Akbal öyle söylüyor, Bay Erbakan’ı da sadrazam yaparlarmış, tamammış o iş. 19 Mayıs 1979, UNESCO Genel Kurulu’ndan iki çekimser oya karşı seksen iki olumlu oyla 1980’de Atatürk’ün anılması kararı çıkmış. 30 Ağustos 1974, Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk gününde Trakya’daki sınıra doğru yürüyen Yunan birlikleri “İstanbul’a” diye yazılar yazmışlar, devir birlik olma devriymiş, kuru milliyetçilik devri değil. Bir yıl sonra Genelkurmay Başkanı’nın ağzından Türk ordusunun Atatürk devriminin bekçisi olduğu lafı çıkmış, MSP’nin on iki şartını Demirel kabul etmiş, bunlardan biri okullardaki ders müfredatının “ahlâki esaslara” uydurulacağıymış. Türkeş, Demirel, Erbakan el ele, okullarda ahlaki eğitime. 1979, krize beş var, son seçimleri kazanan CHP ehveni şerden kopamamış, makbul çareleri bulup kullanamamış, bir kez daha uyaracak Akbal da artık köprüden önce son çıkışa gelindiğini söyleyecek, CHP bir şeyler yapıyorsa yapsın. Momentum yüzünden olmayacak şey, nedekim Demirel’in azınlık hükümeti gelecek bir süre sonra, ardından, malum. 1978, Bayar perişanlığın sebebinin 61 Anayasası olduğunu söylemiş, ateş püskürüyor Akbal. Aynı yıl, Demirel ülkede sol yokken yönetimin ne güzel olduğunu söylemiş, okullarla Maarif arasındaki ilişki. “Bugün 27 Mayıs. Yıllardan beri ilk kez bu bayramı gereği gibi kutlayacağız. Daha doğrusu ben öyle olmasını bekliyor, umuyorum. 27 Mayıs, Türkiye tarihinde bir bitiş, bir başlangıç noktası olduğu için, bir aşama günüdür. Toplumların yazgısı Anayasa’larıyla değişir, anlam kazanır. 7 Mayıs’ın ürünüdür 1961 Anayasası…” (s. 65) 12 Mart’ın 27 Mayıs’ı boğamamasından ötürü sevinçli Akbal, Demirel’in 27 Mayıs’ın kutlanmaması gerektiğiyle ilgili fikirlerini eleştiriyor. Ben de görmedim tabii, 1981’e kadar 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı kutlanırmış, cunta kaldırmış bu bayramı. Sonra Evren’in adı okullardan, caddelerden kaldırıldı. Bilinir, bizim ülkede bir şeylerin adı sürekli kaldırılır, yerine yenisi gelir, sonra o kaldırılır, bir başka isim gelir. Mesela bizim sokağın adı “Neşe”ydi, ne güzel addı, “Neşeci” oldu. Neşeci diye bir şey mi var, saçma sapan işler ya. Evet, 27 Mayıs kutlanacaksa karşı taraf da 19 Mayıs’a katılmayacak! 1979, ne Erbakan ne Türkeş ne Demirel katılıyor 19 Mayıs kutlamalarına. 1977, MC’nin Kültür Bakanı Akyol açıklamalarda bulunmuş, TDK’nin “uydurmacalarla” saldığı sözcüklerin dayatılmaması gerektiğini söylemiş, Akbal’a göre böyle bir şey zaten mümkün değil, halk benimserse kullanıyor o sözcükleri, herhangi bir zorlama yok. Dil Devrimi’nin başarısını anlatan iki yazı var kitapta, ardından diğer devrimler geliyor. 1976, Ayasofya’da yüz elli genç namaz kılmış, Erbakan bilmem kaç İmam Okulu açtıkları için memnun, İslâm konferansı mı ne düzenleniyormuş o sıra. 1977, Devlet Bakanı Aksay’ın çıkardığı Millî Gazete‘de Atatürk için “mumya”, “dünyadan hesap vermeden giden” filan denmiş, senatörlerden biri yapıştırmış cevabı. Başka bir yazıda Akbal sürdürüyor eleştirisini, kışkırtıcı yazılardan örnekler veriyor: “Bu ‘biri’si içki masası başında ‘milletimizin uğrunda mücadeleler verdiği İslâmi değerlerin ve müesseselerin nasıl bertaraf ettirileceğini dikte ettiriyor’muş! Hem daha 1919’da Kur’an alfabesinin yasaklanacağını, kadınlarda tesettürün yasaklanacağını beyan etmiş bu ‘zat’ İzmir’e girdikten sonra da Falih Rıfkı’ya şöyle demiş: ‘Düşmanı denize döktük, şimdi gizli düşmanı yeneceğiz.’ Bu yazar taslağına göre ‘gizli düşman’ denilen muhakkak ki düşman olarak gösterilen İslâm imiş!” (s. 118) Aynı yıl, gerilim artıyor, Ankara’dan Elazığ Üniversitesi’ne giden bir profesör dekan arkadaşlarıyla sohbet ederken öğrenciler geliyorlar, dertlerini anlatıyorlar, sonra zıpçıktı biri gelip solcuları bırakmalarını, sağcıları geçirmelerini istiyor derslerden. Profesör şaşırıyor, bir iki şey söylemeye çalışıyor, o sıra bu zıpçıktı adama kafa göz giriyor. Başka bir yerde 29 Ekim’in putlaştırma işi olduğunu söylüyor biri, başka bir yerde “Ocak” için para toplayanların estirdiği terör var, MHP’nin ileri gelenlerinden biri o eşkıyalarla ilgilerinin olmadığını söylüyor da haraca kesmişler milleti çoktan. Atatürk’ün makamlara asılan resimleri bile dert olmuş o yıl, hani sola bakıyormuş Atatürk de sağa baksa ne güzelmiş, Harp Okulu’nda sola bakarken Orman Bakanlığı’nda sağa bakıyormuş. Öyle bir kutuplaşma ki son derece zırto işlerle uğraşmaya başlamışlar yani, Akbal bile bir ara kafayı kırıp sigara paketlerinde gizli mesajlar aramaya başlamış, biri söylüyordu da hatırlayamadım şimdi. 1977, Gima’nın önünde eylem, bu kez sağcılar toplanmış da bir kısmı kurt gibi ulumuş, diğer kısmı zaferin İslâm’ın olduğunu haykırmış, muhtemelen eşzamanlı yapmamışlardır bunları ya da ulunurken İslâm’ın zaferinden bahsetmenin uygunsuz olduğunu düşünenler susup uluyanları ocak dışına atacak über önderi beklemişlerdir, bilemiyorum. Konya Hayvan Sağlık Okulu’nun mezunları İslâm dini ne yapmalarını söylüyorsa onu yapacaklarını belirtiyorlar mezuniyet hatırası fotoğrafta, arkadaki panoda bu tür şeyler yazıyor, bunlar önde poz veriyorlar. Tepki yayılıyor, komünistlere karşı dindir kurttur türlü desteğe sarılıyor karşı cephe, polis öldürülüyor, asker öldürülüyor, öğrenci öldürülüyor, sokaktaki adam öldürülüyor, kısa süre sonra ölecek olanlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor, Maraş’ta katliam yapılıyor, sıkıyönetim ilan ediliyor, CHP’nin sıkıyönetim üzerinde kontrol sahibi olmaması gerektiğini söylüyor MC tayfa, Akbal kaygılı, memleket çatırdıyor, bombalar patlıyor, öldürülmemek için okulu bırakan bırakana, homurdanmalar artıyor, birileri görevden alınıyor. Akbal yazılarında Atatürk’ü anlatıyor.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!