“Literatür Tanıklıklar Dizi”nin dördüncü kitabı, Memet Fuat’ın kurmaca yazarlığının serüveninin yanında Nâzım Hikmet’in öykü, şiir ve romanla ilgili düşüncelerini de mektupları alıntılayarak yer vermiş Fuat. Aslında iki türlü tanıklık: Piraye’nin yönlendirmesi ve Hikmet’in teşvikiyle genç yaşta yazmaya başlayan Fuat’ın yıllar içindeki gelişimine şahit oluyoruz, yazdığı metinlerin önemli bir kısmını kitaba koymuş Fuat, bulamadıklarıyla hatırlayamadıklarını ismen anmış, öte yanda Hikmet’in hapishaneden yazdıklarında da takip edilebilecek bir yaşantı var, dışarıyla bağlantı, Mithat Paşa Köşkü’yle hasret gidermece. İncelemedim, Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar‘da yer alıyordur. Fuat otuz yıldan fazla bir süre sonra tekrar basmıştı Yaşadığımız‘ı, zamanında pek ses getirmemesi şevkini kırmış anlaşıldığı kadarıyla, şiirleriniyse gün ışığına çıkarmadı diye biliyorum, dergilerde kaldı hepsi. Eleştiri, yayıncılık, voleybol: ömür. Küstü bir ara, eleştirdiklerinin saldırısına uğrayınca voleybola kırdı çarkı, röportajlarında ve denemelerinde anlatır, neler başardığını incelemeli. Fethi Naci kendi küsüşüyle yan yana koyar Fuat’ın dargınlığını, estetiği unutan metinlerin toplumculukla kurtulamayacağını söyledikleri için, Fuat’ın İkinci Yeni’ye getirdiği eleştirilerin de payı vardır sanıyorum, bir ölçüde dışlandılar. Neyse, Fuat’ın ilk şiiriyle başlayalım. Kaynağı doğrudan veriyor Fuat, daha ilk paragraf: “Annem öylesine zorlamasa yazar olur muydum, bilmiyorum… Daha okuma yazma öğrenirken, Mithat Paşa köşkünde, Nâzım’ı taklid eden bir şiir patlatmıştım… Kendi eğri büğrü yazımla yazdığım basamaklı bir şiir…” (s. 5) Polis atıyor, hırsız kaçıyor, karakolda dan dan danlı şiirin basamaklarını kuruyor Fuat, yıllar sonra Nâzım bu basamakları şiirin sesine bağlayacak, farklı bir zihinsel fonetiğe yol açıp anlamı yoğunlaştıran, evrilten bir teknik. Teyze alkışlıyor, Nâzım’dan “gülücüklü bir ‘bravo'”, herkes yeni bir şiirinin olup olmadığını soruyor Fuat’a, kariyer başlıyor. Başladığı gibi bitmiyor ama ite kaka yürüyor açıkçası, Nâzım için kendi şiir görgüsünü açıklamaya vasıta. Oysa mimar olmak istiyormuş Fuat, şair değil, bütün gün maketler yapıp planlar çiziyormuş. 1944’te Hikmet’in yazdığı: “‘Seçtiğin mesleği pek beğendim. Mimarlık benim şahsen en beğendiğim mesleklerden biridir. Hani kabil olsa, imkân olsa kırk iki yaşıma rağmen yeniden okuyup mimar olmak isterdim. Yolun açık olsun. Türkiye halkına ebediyen yaşayacak yapılar yap.’” (s. 6) Çocukluktan ergenliğe hayaller değişmemiş, Fuat yine mimarlık istiyor, lise bitirme sınavlarından ve olgunluk sınavından “iyi”yi tutturursa Teknik Üniversite’ye girecek ama hastalık izin vermiyor, son sınıfta verem olunca bir yıl evde oturuyor, doktor devam zorunluluğu olan bir bölümde okumasına izin vermeyince de doğrudan İngiliz Filolojisi’ne, zar zor. Spor yaşamı da bitiyor Fuat’ın, bir kitabında uzun uzun anlatıyordu, girmiyorum.
Kitap okunan bir ev, Piraye’yle İzgen çok roman okuyorlar ama yazdıkları yok. Fuat’ın ablası İzgen şiir okurluğunda çok ileri, Orhan Veli’yi herkesten önce sevmiş. Piraye yönlendirmemiş kızını, Fuat’a göre “erkek dediğin yazar olmalı” düşüncesinden olabilir. Vedat Örfi, Nâzım Hikmet, sırada Fuat var, olursa ondan olur. Savrulmalar başlıyor o sıra, 1938’de cezaevine giriyor Hikmet, aile Erenköy’deki köşke yerleşiyor, sonra Kadıköy I. Orta’da üç yıl okuyor Fuat. Fenerbahçe’nin stadının hemen yanı, eski Kenan Evren Anadolu Lisesi. Bir ara Robert Kolej’in yokuşunu da çıkıyor ama hem eğitim uzun hem para durumları derken Haydarpaşa Lisesi’ne geçiyor Fuat, Kolej’den aklında kalan bir o kütüphane. O kadar çok kitap ve o kadar az zaman, okuduklarını bitiremezmiş ama zehri almış bir kere, gözleri kitap arayacak artık. Jules Verne, Zola, Dostoyevski, Dickens, Gogol, o sıra neler basılıyorsa. Piraye kitap okutmayı başardı, ikinci aşamada Hikmet’e mektup yazdırmak var, yazıyor Fuat, kitaplarının listesini de gönderip fikir istiyor. Şurayı almalıyım, özenin örneği olsun: “‘Seni Kadıköy’de apartmanda, bana kapıyı açarken ve boynuma sarılırken görürüm. Seni Erenköy’de ilk mektebe gittiğin zamanki önlüklü haline görürüm. Velhasıl sen benim en güzel yıllarımın ve yüreğimin içinde dünyanın en güzel ve en iyi kadın başıyla yan yana ve ondan ayrılmaz bir haldesin.’” (s. 13) Kitaplara geliyor konu, hangi kitapları önerdiği tahmin edilebilir, Akagündüz’den falan uzak dursun da Zola’yı, Şolohof’u, Balzac’ı mutlaka okusun Fuat, bir de Reşat Nuri’nin Yeşil Gece‘sini. “Adam etme savaşı”nın kurmaca kısmına el atıyor Piraye bu kez, bir iki şiir göndermesini istiyor Fuat’tan, asıl eğitim başlıyor. Gerçi çoktan başlamış, Haydarpaşa Lisesi’nde Vasfi Mahir Kocatürk edebiyat öğretiyor, Kadıköy I. Orta’da da Halide Nusret Zorlutuna varmış, ilk dersler onlardan. Zorlutuna’nın sevgisi: “Bir kompozisyon ödevimi çok beğenmiş, birinden yardım alıp almadığımı kurcalamış, sıra arkadaşlarım sınıfta onların önünde yazdığımı, ayrıca Vedat Örfi’nin oğlu, Nâzım Hikmet’in üvey oğlu olduğumu söyleyince, bana sımsıkı sarılıp göğsünün üstüne bastırmıştı.” (s. 18) İlk şiirleri elbet Hikmet’in etkisinde Fuat’ın, Hikmet eleştiriyor ama asıl eleştirilerini Piraye’yle paylaşıyor, Piraye sanatta çekingenlik olmayacağını düşündüğü için doğrudan aktarıyor Fuat’a. “Bilmediği şeyleri anlatmaya kalkıyor” demiş Hikmet, Fuat bildiği şeylere yönelince gerçekten daha başarılı metinler ortaya çıkıyor, dergilerde yayımlanan ilk metinleri öyle. “Hikâyeci olacaksın” sözünü Orhan Kemal’e söyler gibi söylemiştir Hikmet ki şiirden öyküye yavaşça geçsin oğlu, bir de hastalığını atlatsın, o sıralar vereme yakalandığı için herkes tedirgin. Uzunca alıntılar var sonrasında, Hikmet’in kurmacaya dair fikirler. Konuşma diline dikkat etmeli, bilhassa ince eleyip sık dokuyormuş Hikmet, ayrıca karakterleri yaratırken “mücerret olarak insan” değil, “muayyen, konkre bir insan”mış üzerinde çalıştığı, ancak o şekilde “genel insan karakteri” dediği şeye varabiliyormuş.
Fuat’ın ilk şiiri İstanbul‘da yayımlanıyor. “Gençlerle Başbaşa” köşesini Mehmet Kaplan yürütüyormuş, Fuat’ın bir şiirini basıvermiş, büyük mutluluk. O gençlerden bazıları: Çetin Altan, Edip Cansever, Metin Eloğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Asena, Adnan Benk, Fethi Naci, Talat Tekin. Dil çalışmaları malum da şiir yazdığını bilmiyordum Talat Tekin’in, Özlem Tekin aileden yetenekli. Kendi adını kullanmıyor Fuat, “M. Fuat Hop” mahlasıyla görünmeye başlıyor dergilerde, şiirine güvenmiyor. Hikmet’in eleştirileri: Fuat’ın o mecmuaya şiir yollamasını, hele “heveskârlar gibi” davranmasını hiç beğenmemiş, başka mecmualar öneriyor. İçerik burun farkıyla biçimin önüne geçmeli ayrıca, birbirini beslemeli ama o dönem illa içerik, mücadele var çünkü. “‘Şiirimizin genel olarak -bazen çok güzel şeylere de rastlanıyor- bugünkü sefaleti şairlerimizin bir dönüm noktasında iki çeşit, birbirine zıt iki türlü yobazlığa, yani hareketsizliğe, yani ölülüğe saplanmış olmaları, şekil meselesini, kendilerinin kabul ettiği bir tek şekli esas olarak almalarıdır. Mithat Cemal ne kadar şekilperestse, Orhan Veli de o kadar şekilperest. İkisi de yobaz.’” (s. 42) Hikmet’in önerdiği bir derginin şairleri hep bilinenler, Fuat gençlere yer veren dergilerde çıkan şairlerin şiirlerini düşünüyor, 1945’ten sonra devrimci coşkuları iyice beliren kimilerinin -Fethi Naci, Şükran Kurdakul- şiire daha başka başlayabilme ihtimallerini değerlendiriyor.
İlk yayıncılık denemeleri, ortak öykü kitabı derken dönemin yayıncılık dünyasına da göz atmış oluyoruz. Rıfat Ilgaz’la karşılaşma hoş, dizgici olarak çalışan Ilgaz işine gücüne gömülmüşken Fuat’ın isteklerini dinliyor, pek yüz vermeden yapıyor söylenenleri. O dönemin meşhur romanlarını lirizmle tokuşturan şiirler yazıldığını da görüyoruz, kısa süreli bir edebiyat modası. Daha da neler, meraklısı kaçırmasın.











Cevap yaz