Klişelerin altına yazdığı diyaloglar matrak değil, Levent Kırca skeçlerinden hallice az, Tülek’in klişe açıklamalarında da kas oynamıyor. Yani yazının burada bitmesi gerekiyor ama motoru işler tutmak için her gün en az 1000 sözcük yazmam lazım, bakalım, bir iki klişeden üfüreyim bir şeyler. “Ben erkeğin (kadının) beynine önem veririm” ne demek, cinsel organ veya para önemli değil gibi bir şey olsa gerek, sapyoseksüel düsturu. Beynin olduğu durumlarda işlerin değiştiğine işaret ediyor, beyin yoksa da işler değişebildiğine göre kimin neye önem verdiğinin ne önemi var, hayatta seksler oluyor diye kapatayım mevzuyu. “Artık yaşamanın bir anlamı kalmadı” yaşamın anlamını aşka endeksleyen kişi klişesi, ayrılıktan sonra söyleniyor. Ben bunu on yedi yaşındayken, ölçüp biçtikten sonra ciddi ciddi deklare etmiştim âşık olduğum ilk kıza, neden hayatın anlamının kalmadığını on dakika falan anlatmıştım. Benden ayrılması mantıklı geldi şimdi. Çok sağlam mantık kurmuştum ama, “Evet, gerçekten, bir dakika daha yaşamamalısın,” demediği için darıldığımı hatırlıyorum. “Biri gider biri gelir”, çok sayıda insanın varlığına dair, yani o olmazsa bu, gelip giderler, insanın mobilize olması. “Hayat kısa, değmez bir kıza”, ilk kez duydum, kafama poşet geçiresim geldi. “İlk değilsin ama son olacaksın” bence anlam karışıklığı yarattığı için hakkı tam verilememiş bir söz, “az sonra öleceğim” veya “az sonra öleceksin” ama hangisi. Pembe panjurlu ev, birinin diğerinin her şeyi olması, ölüm dediğinin neliği gülüm, yaşamayı göze almak, aşklar leş. Ya o Yeşilçam filmlerini izleyen gençler, mesela 1970’lerin gençleri, bizim travmalardan travmalara koşmamızın şaşılası bir yanı var mı acaba. Sırf işlevin önemli olmadığına dair Mehmet Ergüven’in dehşet denemeleri vardır, mesela Zebercet’in “at gibi işemesi” sidikle birlikte penisi de ululardan bir ulu konumuna getirir, ulu penisin gücü sırf icraatla ilgili değildir. “En az beş posta”, eh, benzer yerden yaklaşım. Ha, ilginç röportajlardan kesitlere yer vermiş Tülek, kitaptaki en okunası yerler. Burnu ya da ayağı büyük olanın cinsel organının da büyük olduğuna dair bir soru sormuşlar Kemal Özkan’a, diyor ki Zeki Müren burnu büyük olanın orasının da büyük olduğunu söylemiş ama o hususta fikir beyan etmek zormuş, alanı darmış çünkü Özkan’ın. Yani sünnet kralına böyle bir soru sormanın süperliği bir yana, adamın cevabı daha hoş. “Gösterip de vermemek”, insan sinirleniyor okurken, “hayır” kardeşim işte. Üstüne rahat bir şeyler alıp geleceğini söyleyen kişinin sırtında kanepeyle gelmesi. “Eğitim Klişeleri” var, eğitimci kimliğimle eğilmek isterim bunlara. Hayatımda ilk kez eğitimci kimliğimi öne sürüyorum, hakkını vermek isterim. Üniversite seviyesindeki öğrencileri düşünelim ki mevzu tuhaflaşmasın. “Acaba bunlar hayatımızda ne işe yarayacak?” diye sordu çocuğun biri, “Bilmiyorum,” deyip konuyu anlatmaya devam ettim on yıl önce. Soran iyi bir öğrenciydi, makine mühendisliği okudu, geçen Instagram’da fotoğraflarını gördüm, evlenmiş, mutluluklar diledim. Yani bazı soruların karşısında insanın dağ gibi taş gibi durması gerekiyor. “Arka taraf konuşmayı kes!” inanılmaz etkisiz bir yöntem, hemen zipleyip The Thing‘deki biyolojik amorflara döndürmek lazım gençleri ki ibretialem olsun. Lar? “Bunu sınavda sorarım” protokopyadır, aklı olan bir yere yazar, mesela hoca on kez dedi mi bunu, azıcık kalıbının insanıysa bütün dediklerini olduğu gibi sınavda sorar, gençler tam puanla geçerler dersten, on numara. “Hoca taktı bana”, tam böyle Obsession tarzı korku filmine altlık söz. Gerçekten takan bir hoca var diyelim, diğer hocaları da büyüyle müyüyle etki altına alıyor, çocuğun annesiyle babasını efsunluyor, canına okuyor ailenin. Weapons‘a da benzedi şimdi, o zaman çocuk da mevzuyu çözsün, büyüyü tersine çevirsin, hoca “lise bitmemiş kabusu”na hapsolsun. Karıştırınca öyle bir şey çıkıyor işte, Elm Sokağı fantezisi. Futbola gelelim, hakemin “gördüğünü çaldığını” söylemesi, aslında tehlikeli çünkü görüşü bok gibiyse yanlış çaldı demektir, baştan kabul. Dostluğun kazanması, ben taraftar olsam dostluğa sıçar, takımımın kazanması için her türlü pis sözü eder, stadı karman çorman hale getirirdim. Para verdik lan. “Güle oynaya kazanmak” maçta oldukça mutlu bir şekilde mücadele etmek demek, bütün takımın sırıttığı, korku filmi gibi maç. “Kolay maç yok”, aklıma Ahmet Çakar’ın muhteşem üfürmesi geldi. “Soluğu diskoda aldı”, herhalde maçtan veya antrenmandan sonra futbolcuların dans etmeye gitmemeleri için tatlı bir uyarı. “Tel tel döküldük”, kadayıfa dönen takımın oyuncusu söylerse skandal, başkanı söylerse ayrı skandal, milli maçtan sonra söylenirse sorun yok. “Yeşil sahalarda görmek istemediğimiz hareketler”, tam olarak şu. Magazine geliyoruz, düzgün fiziğiyle dikkat çeken insan haso insandır, genç kızların veya erkeklerin sevgilisidir, belli bir yaş grubuna hitap ettiği ima edilir. Düzgün fizikli kişilere yaklaşımımız yamuk olanlara kıyasla daha olumludur, öyleymiş, ben biraz korkuyorum düzgün fizikli kişilerden çünkü bana empati yoksunu manyaklar gibi geliyorlar, muhabbeti çok uzatmıyorum. Geçen eski işyerime gittim, arkadaşım bir değişiklik görüp görmediğimi sordu, sonra kollarını kaldırıp sıkınca sırt kasları hayvan gibi ortaya çıktı. Tanıdığım, bildiğim insan değildi artık, kasları bambaşka biriydi, arkadaşımı yitirdiğim için üzüldüm. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz”, eğer birinin hayatında reklam önemli bir yer tutuyorsa, kendi reklamını yapıyorsa yani, sunduğu şeylerin tanıtımını yapıyor demektir. Garipsemem, sosyal bir meseledir. “Seviyeli bir ilişkimiz var” devlet dairesi havası, gayet hım hım bir ilişki, klas, serin. “Seyirci bunu istiyor” dendiği zaman sokağın ortasına sıçan birinin videosunu görmeyi bekliyorum ama hiç denk gelemedim, bence o kadar da ciddiye alınmıyor seyircinin istekleri. “Yılların eskitemediği sanatçı”nın mutlaka eskidiği bir yanı oluyor, mesela sesi gidiyor, bıyıklarında bir ağarma var, bir şey olmuş yani. Ben bir tane gördüm böyle, Bruce Dickinson. Geçen yıl konserine gitmiştim, kaç yaşında adam hâlâ nasıl hayvan gibi bağırıyor öyle ya, sanki Maiden’la yaptığı ilk albümden fırlayıp gelmiş. Aklım almamıştı. “70 Milyon bizi izliyor” insanın kendine çeki düzen vermesi için iyi uyarı, hani stüdyodakilerden utanmayan onca insandan utanır belki. Stüdyonun ortasına sıçıyor diyelim, yapmaması için. “Anneler babalar dikkat!” çocukların yiyip içtikleri şeylerde, takıldıkları mekânlarda illa bir sorun olduğunu gösterecekler, o yüzden. İnternet kafeler için ne uyarılar yapıldı zamanında, bizim evin tam altına açıldığı için gece gündüz Half-Life oynuyordum, annem pek dikkat etmiyordu. Gecenin üçünde dördünde aşağıda partilemeye başladıkları zaman apartman dikkat etti, kapattılar dükkânı, seks olayını birazcık azaltsalar daha ne oyunlar çevirecektik. Otuz beş yıl önce atari salonu da vardı aşağıda, o zamanlar da abim kaçıp gidiyordu. Bize yaramadı şu elektronik oyunlar, eğitim hayatımız sekteye uğradı. Can çekişiyorum artık, zırvalamak yeter diyeceğim de son bir şey: “Bir kitap okudum hayatım değişti”. Hmm. Rahibin birinin elinde İncil var, bu sözü söylüyor ve kiliseye davet ediyor insanları, otuz iki dişi inci gibi parlıyor adamın. Ne bileyim, klişelerle ne yapacağını bilemiyor insan. Hap gibi bunlar, insanımız zart diye anlıyor mevzuyu klişeye başvurulunca. İnsanımız dünya insanıdır. Bitti.












Cevap yaz