Kolektif – Sefarad Güzergâhları: Arşivler, Nesneler ve ABD’de Osmanlı Yahudilerinin Tarihi

16 Aralık 1928, Seattle’daki Washington Hall’da The Massacre of the Jews in Russia: A Drama in Three Acts nam oyunun galası yapılıyor. Oyuncuların tamam Sefarad topluluğundan, sponsorlar ve oyunu izlemeye gelenlerin büyük çoğunluğu da öyle ama maksat Aşkenaz cemaatiyle bağ kurmaya çalışmak, oyundan da belli, hiyerarşiyi birazcık yıkmak için Rus Yahudileriyle safları sıklaştırmak amaç. Göçenlerin durumlarını kapsayıcı bir örnek bu, mekân Seattle çünkü New York’a varanlar sıfırdan başlayacak alan bulamayınca trene atlayıp son istasyona dek gidiyorlar, Seattle’a. 1928, Osmanlı’nın bitmeyen savaşları ve askere alma politikaları yüzünden kaçanlar, antisemitizmden nihayet yılıp uzayanlar var, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Yahudi göçü başladıysa da özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren dalga büyüyor, Cumhuriyet’le birlikte pek bir şey değişmiyor açıkçası. Göçmekle de bitmiyor üstelik, ABD vatandaşlığından önce orada yaşamak bile sorun haline gelebiliyor zira Rodos doğumlu Sefaradlar yaşamlarını kursalar da Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle sıkıntı çekiyorlar. Doğrudan savaş ilan edilmiş değil, yine de ABD’yle Osmanlı karşı cephelerde yer aldığı için sakıncalı olarak damgalanıyor Oyunu ele alalım, gerçi makalesi var, ayrıntılarıyla inceleniyor, Yahudilerin safları sıklaştırmak için 19. yüzyılın sonunda ağırlık verdikleri kurmaca metin yazımının bir örneği. Epik hikâyeler çoğunlukta, tarihî olaylardan esinlenen hikâyeler, kanon oluşturacak kadar çok ve iyi olmadıkları söylenmiş birkaç yerde, tartışılır. Ben tartışamam çünkü bilgim yok, çalakalem yazıp geçiyorum, yoksa ne makaleler var bu kitapta aman yarabbi, Sefarad topluluğunun Osmanlı’yla ilişkisi, ABD’deki yaşamı, ayrıca kişisel eşyaların sosyolojik araştırmalardaki işlevleri, yöntem olarak faydası, Ladino edebiyatının yayılım alanları, Çanakkale’de savaşmış Yahudi subaylar, erler derken zengin bir toplam ortaya çıkıyor, 1950’lerde Seattle’daki dükkânına, kim o, Celâl Bayar galiba, kapakta görüleceği üzere Celâl Bayar’ın resmiyle birlikte Türk bayrağı asan esnafından defterine Arap harfleriyle Türkçe şarkı sözlerini yazan aydınına türlü Sefarad insanı. Washington Üniversitesi Seattle Sefarad Koleksiyonu’nda binlerce nesne var bu insanlardan kalan, Osmanlı Sefarad Yahudilerinin mirasını toplama, koruma ve halka açma girişimi dolaylı olarak bu kitabın ortaya çıkmasını da sağlamış.

Derleyenler giriş kısmında temel bilgileri veriyorlar: 1861 ile 1914 arasında 1,2 milyon Osmanlı tebaası Kuzey ve Güney Amerika’ya, 1893 ile 1924 arasındaysa 50 binden fazla Yahudi, Osmanlı topraklarından ABD’ye göçmüş, elbette Yahudi cemaatin olduğu yerlere göçmek öncelikli ama pek bilinmeyen uç noktalara gidenler de var, örneğin son makalede Rodezya’ya, hani neredeyse hiçliğin ortasına giden aileyi düşününce kök salmak için görece huzurlu topraklar bulmak için insanların göze aldıklarını görüyoruz. Ayrı hikâyedir, Haim Galanti 1890’da Bodrum’da doğmuş, Rodos’taki Alliance Israélite Universelle’de İbranice, Türkçe ve Fransızca öğrenmiş. Bu okulun kurucularından biri Haim’in abisi Avram Galanti, vatandaşlık konularında doğrudan ayrı düşseler de abisinin Türkler için yaptıklarıyla gurur duyduğunu söylermiş Haim, neyse, 1908’de bir arkadaşıyla birlikte Güney Rodezya’ya gidiyorlar, İspanyol deyişiyle “şeytanın tıraş olduğu yer”e. 1930’lara kadar işler iyi gidiyor, ufukta savaş belirince Rodos’un İtalyan kolonisi olması ve İtalya’nın İngiltere’ye savaş açması başa bela oluyor, Haim 1939’da İngiliz vatandaşlığını alabiliyor neyse ki. Makalenin yazarı Hannah S. Pressman torunlarla, aileyi tanıyanlarla görüşürken Holokost’la ilgili bilgiler de ediniyor: “Kaynaklarım bana, Güney Afrika’da yaşayan, birbirine sıkı sıkıya bağlı Sefarad Yahudisi topluluğunda Holokost’un açıkça tartışılmadığını söylüyor. Savaştan sonra bu konuda konuşmanın kötü enerji getireceği inancından kaynaklanan bir tabu vardı. Hayatta kalanlar yavaş yavaş bölgeye gelip topluluğa katıldı, evlenip hayat kurdu. Merak ediyorum, acaba diğer yayınları gibi, Rodos’taki Yahudilerin başına gelen vahşetler hakkında Avram’ın yazdığı küçük kitap da Büyükbaba Haim’in Pascoe Bulvarı’ndaki çalışma odasına girmiş midir?” (s. 245) Rodos’ta kalan ailenin diğer üyeleri işgal sırasında toplama kamplarına götürülmüş ne yazık ki, Ladino mahallesinde kimseler kalmamış. İnsanı mekânda bulamamanın yanında insanın mekânları bulamaması da var, bombalandığı için eve geri dönemezler, aileler ve dostlar öldürüldüyse yine dönemezler, bu durumda Avram Galanti sığınağına, Kınalıada’daki evine çekiliyor, sağlığı giderek bozulurken kardeşine gönderdiği bir iki fotoğrafında gözleri yine ateş saçsa da ihtiyar, zayıfça bir adam artık, ölümü beklemekten başka yapacak bir şey kalmamış yazdığı onca kitaptan sonra. Seattle’daki cemaatin başına geçmesi için davet edilmiş de savaş arifesinde ülkesini bırakıp gidememiş Avram, gitseydi bütün ailenin kaderi değişirdi muhtemelen.

Seattle yine, ABD’ye gelen ilk Osmanlı Yahudileri 1893’te Chicago Dünya Fuarı’nda ve 1904’te St. Louis Dünya Fuarı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nu temsil etmişler, baklavayı, Türk lokumunu falan tanıtmışlar, ayrıca Osmanlı Rumlarıyla beraber ABD’de tütün endüstrisinin dönüştürülmesinde rol oynamışlar. Fuara katılanların çoğu evlerine dönmüşler ama “1908 Jön Türk Devrimi”nden sonra Yahudilerin kalıcı dış göçü hız kazanmış, Birinci Dünya Savaşı başladığında New York’tan sonra ikinci en büyük Osmanlı Yahudi cemaati Seattle’da yaşıyor. Yıllar sonra torunlar evlerin tavan aralarına, bodrumlarına baktıkları zaman sayısız defter, fotoğraf, belge buluyorlar, Koleksiyon bu eşyaların toplanmasıyla oluşuyor. Benzer projelerin bir parçası, Tel Aviv Üniversitesi Goldstein-Goren Diaspora Araştırma Merkezi, Türkiye’de bulunan 60 küsur bin Yahudi mezar taşının kayda geçirmiş, börek tariflerinden mezar taşlarındaki oymalara. Devin E. Naar göçen bir ailenin izini sürerek kaynaklara yöneliyor, Haham Abraham Maimon’un hikâyesinden Seattle’da mevcut ve silinen Osmanlı izlerine odaklanıyor. Bursa’da doğan Maimon haham olarak Tekirdağ (Rodosto) kasabasına yerleşiyor, on yıl sonra Yahudi mahallesi bombalanıyor, tahıl kıtlığı baş gösteriyor, üstüne Yunan işgali derken Osmanlı’nın yıkılacağını anlayan Maimon ailesiyle birlikte New York’a gidiyor. Kapıdan çevrileceklerken zar zor giriyorlar, özellikle Büyük Buhran zamanında göçmenlere karşı artan öfke 1920’lerde kota sistemi olarak önlerine çıkıyor, bir ara yılda sadece yüz Sefarad alınıyormuş ülkeye. Neyse, girdiler ve Seattle’a gittiler, Osmanlı Yahudilerinin kendilerini çoktan değiştirme sürecine soktuklarını görmüş Maimon zira hem savaş hem de “Şark’ın yerlileri”, “Korkunç Türk” imajı yapışmış üzerlerine, değiştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar, mesela “Osmanlı” ve Turkino piyasadan siliniyor, “İspanyol Yahudisi”, “Sefarad Yahudisi” olarak tanıtmaya başlıyorlar kendilerini. Kimlik karmaşası uzun zaman sürüyor, Aşkenaz Yahudilerinin daha makbul olmalarının yanında Holokost’tan kurtulanların gelmesiyle üçüncü sınıf Yahudi olarak görülüyor Sefaradlar, hatta bir tanıklık da var bu konuda, tabii ki birlikte yaşıyorlar, çocuklar sokaklarda birlikte oynuyorlar da Aşkenaz bir kadın, oğlunun Sefarad arkadaşına ateş yaktırıyor ateş yakılmasının dinen sakıncalı olduğu günde, pratikte bu tür ayrımlar ortaya çıkıyor. Sanatta da var, o makale acayip ufuk açıcıydı, sinagoglarda söylenen, neyler, şarkılar ve dualar mı, Aşkenazlarda ağıdınkine benzer bir armoniye sahipken Osmanlı müziğini iyi bilenlerin yarattıkları dinî melodiler Sefaradların sinagoglarında umutla tınlıyor, biri kayıpların acısıyla doluyken diğeri yaşamı öne çıkarıyor, çokseslilik dahi bununla ilgili. Balıkçılık mı, Marmara Adası’ndan göçen iki balıkçı dost yerleşmişler, işlerini tutmuşlar, sonra Rum arkadaşlarıyla Türk kahvesi içip şarkı söylemişler muhtemelen. Oralara ilk yerleşenler Osmanlı Rumları, Naar’a göre Klondike Altına Hücumu sırasında, 1897’de gelmişler, dükkânlarını kafelerini açmışlar, gelecekleri beklemeye başlamışlar. “Seattle’daki Osmanlı Yahudileri ile Osmanlı Rumları, onların çocukları ve torunları arasındaki sosyal bağlar, 1970’lerden itibaren 20. yüzyılın büyük bir bölümünde her iki toplumun üyeleri arasında evlilikler yapıldığından ve özellikle kafelerde ve Seattle şehir merkezinde bulunan Rum kulüplerindeki danslarla sosyalleşildiğinden devam etmiştir.” (s. 49)

Kim varmış bir zamanlar bu âlemde, bilmek için okumalı.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!