Klaus Schwab – Dördüncü Sanayi Devrimi

Schwab profesör ve World Economic Forum’un kurucusu, yetkili bir abi olarak dünyanın seyrini, gidişatını ve alacağı hali anlatıyor. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin daha önceki devrimlerden hiçbirine benzemediğini, ortak hedefler ve kolektif bir çalışma olmadığı müddetçe birilerinin çanına ot tıkayacağını, birilerini daha da zengin edeceğini ve gelir uçurumunun artmasıyla dünyanın bayağı yan yatacağını söylüyor. Kolektif çalışmanın paydaşları arasında devletler, şirketler ve toplumlar var, hep beraber otomasyonun karşısında vaziyet alacağız ve mümkünse kimseyi ezdirmeyeceğiz. Bu ezdirmeme işi zor gerçi, Martin Ford Robotların Yükselişi‘nde yeni iş kollarının iş ihtiyacını karşılayamayacağını uzun uzun anlatırken yeni mesleklerin de otomatik sistemlerce ele geçirileceğini söylüyordu. Schwab alıntı yapmış Ford’dan, fikirleri değerlendirmiş ama bu açıdan daha umutlu, yoldaki teknolojilerin iş alanları açacağını düşünüyor. Göreceğiz, iş alanları açılsa bile eğitimin yeni dünyaya uygun bir biçime evrilmemesi yüzünden treni kaçırma ihtimali var, özellikle Türkiye gibi hantal ülkelerin ne yapacağını merak ediyorum. “Bu kitap geleceğe ilgi duyanlar, kendilerini bu devrimci değişimin fırsatlarını dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için kullanmaya adamış insanlar içindir.” (s. 11) “Daha iyi bir yer” teknolojik gelişmeleri günü gününe izleyen insanların eseri olacak gibi gözüküyor, ilk sanayi devriminin simgesi olan iplik makinesi Avrupa’nın dışına yüz yirmi yılda çıkmışken internet on yılda yayılıverdi, hız üstel artışını sürdürürken uzmanlaşma alanları da artacak muhtemelen, bu durumda Marx’ın uzmanlaşmayla ilgili görüşleri bağlamında nelerin değişeceğini, insanlığı bir krizin bekleyip beklemediğini Schwab’ın çıkarımlarından anlayabiliriz. Mesela krizler çıkacak, dünyanın her yeri bir anda uyum sağlayamayacak, toplumsal huzursuzluğun şiddetli protestolara dönüştüğünü göreceğiz. Ekonomik açıdan bakıyorum, 1990’da Detroit’teki en büyük üç şirketin birleşik piyasa değeri, toplam gelirleri ve çalışan sayısı günümüzün şirketleriyle kıyaslandığında uçurum derin. Enflasyonu katsak bile müthiş bir fark var, Silikon Vadisindeki üç şirketin toplam piyasa değeri otuz kat daha fazla, gelirler aynı, çalışanlar on kat daha az. Dijital çağda “enformasyon malları” müthiş kâr bırakıyor, şirketlerin başlangıç sermayeleri ve çalışan ihtiyaçları düşük, üstelik Google gibi devler belli alanlarda uzmanlaşmış ve başarılı olmuş şirketleri satın alarak entegre sistemler üretince sonraki adımlara da geçiliyor, yeni şirketler ve yeni teknolojiler arka arkaya geliyor. İşçi sayısı giderek azalıyor, maaşlar kuşa dönüyor, kaymak tabaka daha çok kazanıyor, gidişatta bir değişiklik olmazsa distopik bir dünya bizi bekliyor. Olumlu tarafta bütün dünyanın “küresel köy”e adım atma ihtimali var, internet bağlantısı olmayan milyar kişiye ücretsiz internet sunulacak, maliyetler düşünce teknolojik aletleri almaları kolaylaşacak. Pek olumlu bir şey gibi gözükmüyor aslında, tüketim salgınının erişemediği noktalara da ulaşmak şirketler için yeni pazarların açılması demek, pasta büyüyecek. Bir başka mevzu da dünyadan haberdar olmak. İletişim kanalları arttıkça halk hareketleri daha organize olacak, yakın tarihten örnekler mevcut. Bu mevzunun olumsuz tarafı güç odaklarının mahremiyeti ortadan kaldırıp bireyi kontrol etmeye başlaması, yine yakın tarihte olumsuz örneklerle karşılaştık. “Henüz dördüncü sanayi devriminin başlarındayız ve onun tüm değerini kucaklayabilmek için bütünüyle yeni ekonomik ve örgütsel yapılara ihtiyacımız var.” (s. 43) Schwab’a göre hükümetlerin güç paylaşımına hazır ve istekli olmaları gerekiyor, yerel yönetimleri güçlendirmeliler, bir de sivil vatandaşlarını polise ezdirmeseler memnun oluruz. Vatandaş da belirsizlik koşullarında karar alma ve yeni fikirler geliştirme gibi sosyal ve yaratıcı beceriler edinmeye yönelik eğitimler almalı, tabii bu tür işleri makinelere kaptırmazsa. Kısa ve orta vadede tedavülden kalkacak işlerin listesini vermiş Schwab, yazarlık bile sallantıda. Zamanında New York Times‘ta yayınlanan bazı makaleler yapay zekânın eseriymiş ve okurlar yazarın insan olduğunu düşünmüşler, böyle bir durum. Toplumsal cinsiyet eşitliği bahsi de ilginç, Dünya Ekonomik Forumu 2015’te küresel bir rapor hazırlamış, ilerlemenin mevcut hızıyla toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılıncaya kadar 118 yıl gerekiyormuş. Pandeminin süreci uzattığını düşünürsek hoş bir tablo çıkmıyor ortaya, üstelik bu süreçte kadınların ağırlıkta olduğu çalışma kategorilerinin değerinin düşme tehlikesi de varmış, bu durumda dördüncü sanayi devrimi ayrışmayı daha da artıracak.

Devrimin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisi bazı açılardan olumsuz, küresel imalat düşük maliyetli iş gücünün otomasyon sonucu daha düşük maliyetli bir alternatifinin ortaya çıkması durumunda masraf haline geleceğini söyleyebiliriz. ABD üretimi kendi topraklarına çekmeye çalışıyordu en son, bu durumda dünyanın öbür ucundaki işçilerin işsiz kalacakları malum. “Kazanan-hepsini-alır” dinamiği gelişmekte olan ülkelere yaşam hakkı tanımıyor pek, bu yüzden yığınsal göçler ve büyük çatışmalar yaşanabilir. Diğer yandan yeni çalışma biçimleri uzun süreli iş garantisini ortadan kaldırdığı, işçinin sigortasını da niteliksizleştirdiği için başka bir probleme yol açabilir. “Buluttaki insanlar” diledikleri zaman çalışabilirler, özgürler, küresel bir ağa ait olmanın sefasını sürebilirler, stresten uzak bir yaşam sürdürebilirler ama bedeli var bunun, Uber şoförü istediği gibi çalışsa da geleceği konusunda kaygı duymakta haklı, benzer iş kollarındaki geçici ama kalıcıymış gibi duran işçiler de kısmi güvenceli bir şekilde çalışarak günü kurtarsalar da bu insanlar için de düzenlemeler lazım, gelecekten daha emin bir şekilde yaşamaları sağlanırsa verimleri de artacak. Şeffaflık hemen herkesin isteği olacak diğer yandan, belirsizlik içinde yaşayan insanların en azından doğru bilgi edinmeleri çok önemli. Bütün bunlar mülkiyetin, sahipliğin tekrar düşünülmesine yol açacak ki Schwab’ın kurumların ve kavramların yeni tanımlara ihtiyaç duyacağını söylemesinin sebebi bu. Sınırsız içerik, güçlü platformlar ve güçsüz işçiler dünyanın en büyük problemleri olacakmış gibi duruyor.

Son bölümde kısa vadenin nimetleri veya lanetleri yer alıyor. Çoğunlukla nimet, mesela organ nakli bekleyen bir hastanın 4D yazıcıyla on dakikada bir karaciğere kavuşması mucize gibi bir şey olurdu, bir süre sonra olmayacak. Etik ve ahlâki problemler uzunca bir süre tartışılacak muhtemelen, örneğin karaciğerin “yazılmasını” istemeyen yaratılışçılar eylemden eyleme koşacaktır muhtemelen, gen çalışmaları da şiddetli protestolarla karşı karşıya kalacakmış gibi duruyor. Mahremiyet problemi de var, hemen her buluşun belası. İmplant teknolojileri geliştiği zaman “akıllı toz” arızalı organımızı hemen onaracaksa da denetime de yarayabilecek. Veri güvenliğimiz azalacak, elektronik uzuvlarımız ele geçirilecek, “elektronik yabancı el sendromu” gibi bir garabet ortaya çıkabilecek. Birinin kolunu hack’lediğinizi düşünün, sokak ortasında kendine durmadan nah çeken biri haline getirebilirsiniz insanı. Yeni buluşlar sihri gerçeğe dönüştürüyorlar, kabusları da. Bağlantılı evler ve akıllı cihazlar sayesinde evimiz kendi kendini dekore edebilecek, nanoteknoloji sayesinde salonun köşesinde ansızın beliren bir şömineyle karşılaşabiliriz. Olumsuz ne olabilir, ele geçirilen oda ansızın bir küpe dönüşür ve içeriye su basılır, mesela. Çok uç örnekler ama pek uzak olmayan bir zamanda gerçeğe dönebilirler, dolayısıyla şimdiden işin etiğini kutiğini, teknolojisini nanosunu iyi düşünüp taşınıp böyle faciaların önünü almak lazım. Max Tegmark böyle bir kaygıyla toplantılar düzenliyor ve dünyanın önde gelen bilim insanlarıyla birlikte potansiyel tehlikeleri bertaraf etmek için kafa patlatıyor, gelecek Tegmark gibi insanlarla güvenilir olacak olacaksa.

Schwarb teknolojik devrimden nasıl yararlanacağımızı ve işler ters giderse nasıl tepetaklak olacağımızı anlatıyor. İlki üzerinde duruyor daha çok, gelecekten ümitli. İlgili okur kaçırmasın.