Gustav Janouch – Kafka ile Söyleşiler

1920, Janouch okulu asıp kitaplığa gitmekten büyük keyif alıyor. Babasının durumu keşfetmesi iyi olmayabilirdi ama oğlunun tutkusunu bilen baba en doğrusunu yapıyor, Janouch’u işyerindeki bir arkadaşının yanına götürmeye karar veriyor. İyi giyinmeli Janouch, önemli birinin karşısına çıkacak. Ertesi gün giyinip kuşanıp İşçi-Kaza Sigortası’nın üçüncü katında çalışan babasının yanına gidiyor, masanın üzerindeki deftere bakakalıyor. Şiirlerinin ve günlüğünü bulmuş babası, günlüğe dokunmamışsa da şiirleri okumuş ve beğenmiş. Janouch babasının nasıl öğrendiğini sorduğunda hoş bir cevap alıyor: elektrik faturası. Her ayın sonunda yüklü bir elektrik faturası geldiği için babası anlamış durumu, muhtemelen bahsettiği arkadaşının da faturası yüksek geldiği için durumu anlamakta pek zorlanmamış. Janouch on yedi yaşında o sıra, babasına gücense de övgüleri kabul ediyor bir yandan. Birlikte ikinci kata iniyorlar, genişçe bir salondaki iki masadan birinde ince, uzun boylu bir adam oturuyor. Kemerli burun, geriye taranmış saçlar, dar bir alın, gri mavi gözler, acı tatlı bir gülümseyiş. Dr. Kafka elini uzatıyor, tanışıyorlar. Janouch o esrarengiz böceğin yazarını daha uçuk bir şey olarak göreceğini umarken dümdüz bir memurla karşılaşınca canı sıkılıyor ama sohbet ettikçe adamın derinliklerinde aradığı şeyi bulduğunu düşünüyor. Babasına göre Kafka iyi bir arkadaş ama dost değil, dost olacak kadar açmıyor kendini, bir noktada muhabbeti yarıda kesiyor. Brod’un anılarında da anlatılır bu, Kafka’nın derin suskunlukları söylemek istediği şeyleri sessizce dile getirmekten başka bir şey değil, suskunluğunu paylaşanlarla yakınlaşabiliyor ancak. Baba dopdolu bir insan, Kafka’yla pek çok konuda muhabbet edebiliyor ama sıkı örülü bir duvarla karşılaşıyor hep. Oğlan belki bu duvarı aşabilir, en azından Kafka’nın birikiminden yararlanabilir. Gözlem başlıyor hemen, Kafka’nın jestleri metinleri gibi vurucu, yine de pek çok anlama gelebileceği için yoruma açık. Kafka’nın oyun oynadığını düşünüyor Janouch, büyük yazarın yarattığı kişiliğin özellikleriyle karşı karşıya olduğunu anlıyor, özü göremeyecek olsa da oldukça yakınlaşacak.

Fragmanlardan ibaret anılar, kısa veya uzun bölümler. Sokakta, ofiste, nerede karşılaşırlarsa konuşuyorlar, sohbeti sonlarından genellikle Kafka oluyor. Pek konuşkan değil, meselenin özüne dair düşüncelerini kısaca dile getiriyor. Gerçi her sözü üzerinde uzun uzun düşünmek gerektiği için Janouch’a yetiyor duydukları. Detaya inelim, Kafka marangozluktan keyif aldığını ama sağlık durumu el vermediği için bir süredir atölyeye gitmediğini söylüyor. 1920’lerde Kafka’nın sağlığı bozulmaya yüz tutmuş artık, Janouch biraz geç kalıyor ne yazık ki ustasıyla tanışmaya. Marangozluktan önce tarım ve bahçe işleriyle uğraşmış Kafka, bürodaki işlerin sıkıcılığından anılara sığınıyor. “‘Kafayla çalışması toplumdan koparıp alıyor kişiyi. Elle çalışmak ise onu insanlara yaklaştırıyor.’” (s. 16) Sanatçıyı kafese kapatılmış renkli bir kuşa benzetiyor, kendisi “eşine rastlanmamış bir karga”. Tehlikeli, hırsız bir kuş. Ailesinden, çevresinden devşirdiklerini kurmacaya çevirmesini düşünüyor olabilir, diğer yandan taşların, kayaların arasında kaybolmak istiyor. Konuşma biçimi de farklı, Çekçe konuşabilmesine rağmen daha çok Almancayı tercih ediyor, aksanı sert.

Randevularına geç kalıyor genelde, Janouch’a buluşmak için verdiği saatten bir saat sonra geliyor günün birinde. Bir randevuya tam saatinde gittiği hiç olmamış, zamanın tutsağı olmak istememesine bağlıyor bunu. Zaman açısından zenginse de pek varlıklı değil, annesiyle babasının servet sahibi olduğundan bahsetse de kendisinin eve katkı sağladığını söylüyor. Babasının taktığı pranga sapasağlam, kendi parasını kazanıp rahatça yaşıyor ama öyle pek zengin değil tabii. Yaşam standardını sürdürebilecek kadarını kazanıyor, ofisinden eksik etmediği kitapları edinebilmesi yeterli. Janouch ne zaman bir kitaptan bahsetse Kafka o kitabı ya çekmecesinden çıkarıyor ya da çoktan okuduğunu söylüyor, yayınevlerini yakından takip ettiği belli. Brod’un notlarının arasında Kafka’nın okumak istediği kitapların bir listesi var, tiyatrodan şiire pek çok türde metni eğer ilgisini çekmişse kaçırmıyor. Yine Brod’dan çarpayım, Çinli şairlerin şiirlerinin derlendiği bir kitap var, Kafka bu kitaptaki şiirleri yüksek sesle, coşkuyla okuyor, Brod’un hatırladığı parlak anılardan biri. Pek çok metninde okuduğu şiirlerin etkisini görmek mümkünmüş, özellikle savaş karşıtı şiirler yazan şairleri beğeniyor Kafka. İkinci sırada özgürlükle ilgili şiirlerin gelmesi olası, bir gün muhabbetin ortasında babasıyla karşılaşıyor, adam oğluna hemen eve dönmesini söylüyor. Kafka’nın Janouch’a söylediği: “‘Benim için tasalanıyor. Sevginin gerisinde zorbalığın çehresi sırıtır çokluk.’” (s. 22) Mektuplarına değinmeyeceğim hiç, Edebiyat Atölyesi Dergisi için bir Kafka yazısı yazmak üzere mektuplara göz gezdirince babasıyla meselesinin derinliğini gördüm, meraklısı o mektuplara bakabilir. Neyse, Kafka’nın yaşarken hiçbir metninin yayımlanmamasına dair efsane günümüzde de tekrarlanıp duruyor ama doğru değil bu, pek çok metni Max Brod ve Felix Weltsch’in iteklemesiyle yayımlanmış. “Çiziktirdiği” bir yazının yayımlanması her daim tedirgin ediyor Kafka’yı, arkadaşları bir şey yazdığını görür görmez hemen elinden kapıp sözleşme metnini dayıyorlarmış, “gafil avlanıyormuş” Kafka. Şu söylediği çok önemli: “‘İnsan olarak güçsüzlüklerimin özel kanıtları basılır, hatta satılır da, çünkü başta Max Brod olmak üzere dostlarım yazdıklarımı sanatsal ürünlere dönüştürmeyi kafalarına koymuşlardır bir kez, ben de yalnızlığımın söz konusu belgelerini yok edecek gücü gösterememişimdir.’” (s. 23) Kendini “rezil ve yüzsüz biri” olarak tanımlıyor Kafka, oysa Brod’a göre dünyanın en alçakgönüllü, en iyi insanlarından biri. Gücü yettiğince herkese yardım elini uzatırmış, iki örnek herhalde bu durumu pek iyi gösteriyor. İki kıza yazılan mektupları anmak lazım, ağladığını gördüğü bir kızın oyuncağını kaybettiğini öğrenince oyuncağın geziye çıktığını, yakında mektup yazacağını söylüyor Kafka, birçok mektup yazıyor ve kıza gönderiyor. Hastalanıp sanatoryuma gidene kadar bu yüce gönüllülüğü sürdürüyor. Bir diğer olay da yine hastanede tanıştığı bir kıza sayısız mektup yollaması. Sanatla, yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı mektuplar incelikli, duyarlı bir insanın görüşlerini taşıyor, yazdıkları pek hoş Kafka’nın.

Metinleriyle ilgili pek az şey anlatıyor, konuyu hemen kapamaya bakıyor. Brod’a göre dostunun en önemli eksiği kendine değer vermemesi, ciddiye alınacak biri olarak görmemesi kendini. Böcekli metni hakkında çok önemli bilgiler veriyor gerçi, Samsa’nın gerçekten böcek olup olmadığına dair söyledikleri mühim. Boşboğazlık yapmışsa da tamamen bir itiraf değil o metin, sadece o ânı ilgilendiren, ailesini de işin içine kattığı bir uğraş, o kadar. Farklı okumalara açık olması bir yana, Kafka kendi niyetini çıtlatıyor birazcık. Özetlemek gerekirse ailesini ne kadar sevse de bir nevi intikam almak zorunda hissediyor kendini, tutkuyla bağlı olduğu kız kardeşini bile aralarındaki küçük bir anlaşmazlıktan ötürü kötülüyor anlatısında. Vicdanlı bir yazar, bu yüzden yaptığı şeyin pişmanlığından kurtulamayacak ama yaratmanın saadetinden de mahrum etmeyecek kendini. Babasının itirazlarına rağmen yazmayı ve okumayı sürdürüyor, belki de ömrünün sonuna yaklaştığını bildiği için sadece en iyileri okumaya gayret ediyor. Dostoyevski’den esinlendiği malum, diğer yandan Goethe’yi de anmadan edemiyor. Kısa ömürlü şeylerle uğraşmaktansa büyük yazarların metinlerini okuması gerektiğini söylüyor Janouch’a, geçicilikle dolu metinler sadece zaman kaybı.

Alıntıyla bitireyim. Janouch müziğin bir tutku olduğunu, ailesiyle müzik eğitimi konusunda tartıştığını söyledikten sonra Kafka gülümsüyor, müziği ailesinden daha çok sevden Janouch’u desteklediğini hissettiriyor: “‘Ama sanatta hep böyledir bu. Ancak hayatı kaldırıp bir kenara attınız mı, onu ele geçiriyorsunuz.’” (s. 130)