Alfred Andersch – Bir Katilin Babası

Andersch 1914’te Münih’te doğuyor, küçük burjuva ailesinden bıkıyor ve komünistlerin safına katılıyor. Eylemler, bir şeyler, sonra 1933’te Nazilerce iki kez tutuklanıyor, Dachau Toplama Kampı’nda üç ay geçiriyor, sonra 1937’de zorla askere alınıyor ve ırkçı bir emperyalizm uğruna anlamsız bir ölümü reddederek firar ediyor, ABD ordusuna teslim oluyor. Serbest bırakıldıktan sonra Almanya’da çıkan bir dergide ABD yönetimini eleştirince dergi kapatılıyor. Adam iki taraftan da sıkıştırılmış bir dönem. H. M. Enzensberger’le radyoya edebiyat programı hazırladıktan sonra 1955’te tekrar yayıncılığa dönüyor ve Sartre, Beckett, Celan gibi yazarların metinlerini basıyor. Önemli bir edebiyat adamı Andersch, üç metnini Telos basmış. Telos ne bastıysa alıyorum ben, iyi yayınevi.

Sonda Andersch’in metinde neyi neden yaptığını anlattığı bir bölüm var, anlatıdaki esas oğlan Franz Kien’in kendi personası olduğunu söylüyor, otobiyografik anlatıları persona üzerinden daha özgür bir anlatıma kavuşturduğunu düşünüyor. Belleğin metinleştirilmesinde “ben”, dışarıdan bakışı, daha kapsayıcı bir görüşü engelliyor Andersch’e göre. “Bu tür metinlerde çözümlenmemiş bir şeyler saklı -bunu teslim ediyorum. Hatta, böyle olmasını ben amaçlamıştım zaten.” (s. 86) Andersch’in anlatmadığı bazı şeyler var üstelik, Yaşlı Himmler anlatıda oğluyla kavgalı, görüşmüyorlar. Heinrich Himmler evden kovulmuş veya ayrılmış, Hitler sempatizanı olarak yaşamını sürdürüyor. 1928’de antisemit düşüncenin yükselişine katlanamayan Yaşlı Himmler için Almanya’nın yolu yol değil, birikmiş öfkesiyle sınıfta terör estirirken bu düşüncelerini de dile getiriyor arada. “Hümanist bir burjuvazinin” Himmler gibi bir “canavarı” üretmesi Andersch’i umutsuzluğa sürüklüyor, karşısında gürleyen adamın başarısızlığının sebeplerini aramasa da bu bölümde bazı çıkarımlarda bulunuyor, sınıfsal daha çok. Alt sınıftan gelen deli bir adamın peşinde sürüklenen burjuvaziye doğrultulmuş oklar seziliyor.

Anlatı tek bir dersi ve sonrasındaki ev bölümünü kapsıyor. Sınıfın kapısının açılmasıyla birlikte akan zaman yavaşlıyor, okulun müdürü -Rex olarak geçiyor, unvan bu- sınıfa girer girmez mevzu başlıyor. Açık gri bir takım elbise, ceketin altından görünen göbek, sert bakışlar. Yunanca öğretmeni Kandlbinder afallıyor, sınıftan ayağa kalkmalarını istiyor ve Rex’ten direktif alınca oturtuyor herkesi. Rex en başta taktiksel olarak öğretmene ve öğrencilere kibarca yaklaşıyor, ne zaman sertleşecek olsa hitap ettiği kişi afallıyor ve savunması düşüyor böylece. Kandlbinder sınıfı pek kontrol edemeyen, vukuatlı bir öğretmen olduğu için korkusu öğrenciler tarafından ayırt edilebiliyor. Franz’ın gözlemlediği olaylar üzerine düşüncelerinin araya girdiği bölümlerde anlatı yavaşlıyor, Kandlbinder’in ne kadar sıkıcı bir öğretmen olduğunu düşünüyor mesela, adamın gençliğiyle terslik gösteren bir şey. 4B sınıfı şamatacı bir sınıf, öğretmenlerini pek umursamıyorlar ama Rex’in karşısında direktiflere uymak zorundalar. Rex’in bir krala benzemediğini düşünüyor Franz, gerçi adamın sertliği ortaya çıktıkça bu görüşü değişiyor. “Bize onun malıymışız gibi seslenmesi yalnız benim mi dikkatimi çekti, diye düşündü Franz kendi kendine.” (s. 13) Çocuklar teneffüslerde Alman milliyetçiliği hakkında rahatlıkla konuşabilseler de Rex bir öğrencinin yakasındaki Nazi rozetini görünce köpürüyor ve siyasetin okulda yasak olduğunu haykırıyor, çıkarttırıyor zamazingoyu. Çocukların Yunanca sınavı başlıyor arada, Rex öğrencileri teker teker sözlüye çekiyor, pek bir şey bilmediklerini görünce dersin gereksizliğinden giriyor, Kandlbinder’in kötü bir öğretmen olmasından çıkıyor, sözünü esirgemiyor. Sözlüye kaldırılan öğrenciler üzerinden Franz’ın yaşamı hakkında bilgi ediniyoruz, bir arkadaşı gibi o da müzikle ilgileniyor, keman çalıyor ama yeterince iyi değil, bu alanda ilerleyemeyecek. Dersleri kötü, okula karşı hiçbir ilgi duymuyor, hayatının geri kalanı hakkında ne yapacağına dair hiçbir fikri yok, bu tür şeyler. Konrad ortaya çıkınca işler karışıyor biraz, bu çocuk soylu bir aileden geliyor ve Kandlbinder’i Rex’in karşısında küçük düşürücü sözler söylüyor. Rex önce sakinliğini koruyarak çocukla münakaşaya giriyor, ardından sabrını yitirerek çocuğun aslında o kadar da soylu olmadığını, ailesinin tarihinin köksüz olduğunu, Himmler sülalesininse 1200’lere kadar dayandığını belirtiyor. Militarist yanı da beliriyor, saygısız çocukların mutlaka askere alınmaları gerektiğinden bahsediyor, böylece vatanları için faydalı bir şeyler yapabilirler. İlk büyük savaştan sonra budanan Almanya’nın tekrar yükselişe geçmeye ihtiyacı var, Reich eski gücüne kavuşmalı. Rex kışkırtıcı bir dille konuşuyor, Franz’ın savaş kahramanı olan subay babası zamanında Franz’ı bu adamdan uzak durması konusunda uyardığı için çocuk pek dikkat çekmemeye çalışıyor. Babanın görüşlerine yer vermem lazım, ne ölçüde gerçek, bilemiyorum: “‘Genç Himmler harika biri,’ diye anlatmıştı babası. ‘Olağanüstü bir delikanlı, bir Hitler taraftarı, ama dar görüşlü değil, biz Ludendorffçular’a da katılıyor hep, Reichskriegsflagge’ye de geliyor. Bizim orada takılan genç arkadaşlardan en zeki ve en güvenilir olan odur. Sakindir, ama sarsılmaz bir kararlılığı vardır. 1900 doğumlu olduğu için cepheye gidememiş, ama eminim, siperde çok iyi işe yarardı; öyle birinin bölüğümde olmasını isterdim. Babasıyla araları iyice açık; yaşlı Himmler, Bavyera Halk Partili çünkü, kanı bile siyah akıyor. Kendini milliyetçi sanıyor, ama savaşa cephe gerisinden katılmış; ayrıca antisemit bile değil. Yahudiler’le görüşmeyi sakıncalı bulmuyor. Bir düşünsene, Yahudiler’le! Bunun için de oğlu, babasıyla ilişkilerini koparmış. Genç Himmler Yahudi, Cizvit ve Farmasonlar’la aynı masaya oturmaz.’” (s. 39) Rex biraz daha makul bir adam olarak çiziliyor baba tarafından, tabii Andersch’in neden evden kaçtığını da bu sözlerden sonra anlayabiliyoruz.

Franz bütün çabalarına rağmen göze batıyor ve tahtaya kaldırılıyor. Yunancada başarısız, Rex’in tepesini attırıyor ve en sonunda bursunun kesilmesiyle tehdit ediliyor. Burs kartını kullandığı için Rex’ten nefret ediyor o an, herkesin içinde böyle bir şeyin söylenmesi onuruna dokunuyor. Çocuğun okulla bir ilgisi de yok gerçi, Shakespeare okumayı seviyor, kısa oyunlar yazıyor kendince. Sekiz yaşından beri aklı edebiyatta, Karl May okumayı seviyor, Rex’e Karl May okuduğunu söyleyince adamın itirazından sonra daha çok sevmiştir herhalde. Bir süre sonra bütün aşağılamalara karşın sesini çıkarmamaya karar veriyor, en doğru şeyi yapıyor muhtemelen. Rex’e göre gramer bilmeyen birinin yazar olması mümkün değil, Franz’ın başarısızlıklarla dolu bir hayat süreceğini öngörmek için çocuğun gramer bilmemesi yeterli. Neyse ki bir iki soruya doğru cevap veriyor Franz, bir dünya ipucundan sonra. Okuldan atılmasını engellemiyor bu, durumunun kurulda görüşüleceğini söylüyor Rex ve ders bitiyor, Franz da bitiyor. Okula gitmek istemiyor zaten, evde de beklediği kıyamet kopmayınca, babası o gün olanları garip bir sakinlikle karşılayınca seviniyor bile denebilir, gece uyumadan önce Karl May okumayı sürdürüyor. Son.

Himmler meselesinin üzerinde kısaca duruluyor ama Rex’in tavırları, söylemleri üzerinden dönemin Alman toplumu okunabilir. Yükselmeyi bekliyorlar, fraksiyonlar arasında çekişmeler sürüyor, Hitler’in mutlak egemenliği kurulmamış henüz. Tam bir dönem anlatısı, okunmalı.