Butor buralarda dolanıyor. Kitaplar yer değiştirmiyor, kitaplar değişiyor, eklenenler ve henüz eklenmeyenler. Her şeyi listelemek lazım, sokağın önündeki arabalar, evdeki eşyalar, odalar zaten sabit ama yer değiştirmiş olabilir koltuk, canı sıkılmıştır. Kocaman bir Fenerbahçe posteri, sabit, bazı şeylerin izi kalır duvarda yer değiştirirse, poster yer değiştirmiyor. Değiştiriyor mu. Schumacher yok artık, kalede Engin, 1990’lar. Sonraki bölümde 1960’lar mesela, izleri bulmak mümkün. Murat 134, Opel. Peyami Safa’nın, Aziz Nesin’in toplu eserleri var, Marmara Adası’ndan alınma bir hediyelik eşya, televizyondan çekilmiş filmler, videocudan alınmış filmler, Kirk Douglas ve Tony Curtis. O evde bayağıdır yaşanıyor, kafeste kuşun olduğu ve olmadığı zamanlar. Suluk şeffaf, beyaz bir gaga taşı ama sarımtırak, salonun penceresinden bakınca sağda giriş katına çıkan merdivenler. Kot farkı. Merdivenlere vuran güneş, cama vuran güneş, vuruyorsa. Bon Jovi’nin posteri de asılı, CD-çalarlı bir müzik seti. Televizyon açık, mutfakta bir adam var, kadın gecelikli, ikisi de kırklı yaşlarında, kadının bacağına çivilerle fiksatör takılmış. Trafik kazası, kadının hangi kadın, adamın hangi adam olduğunu ayrıntılardan, aslında bütün hikâyeyi ayrıntılardan çıkarmamız gerekiyor, bu yüzden not almalıyız, bu yüzden bölüm adlarına dikkat etmeli ve kapaktaki plana bir kezcik göz atmalıyız, Bryan Adams’ın klibi televizyonda dönüyorsa zamanı oradan çıkaracağız çünkü kırk yıla mı yayılmış manzara: evde dolanan bir kamera, her şey yerli yerinde, insanlar deviniyorlar, her bölümde başka bir zamana zıplıyoruz, bazı şeyler yer değiştiriyor, bir bölümde ağıt yakıldığına göre insanlar dünya da değiştiriyorlar, geçiyorlar buralardan, eşyalar da geçiyor, arabalar geçiyor kapının önünden, aşağıdaki caminin karşı köşesinde bir bakkal varsa yukarıda başka bir şey. “Bir zaman dev bir Fenerbahçe posteri asılacak salon duvarının karşısındaki duvarı bütünüyle kaplayan kütüphanenin yanında, salon genişleyince, boş bir duvar parçası olacak. Apartmanın merdiveninin altından görünen güneşi kapatacak. Bahçe duvarının tepesindeki çit daha yok. Camdan petrol rengi bir Opel Rekord görünüyor, önü tombulca, kıçı keskin. Onun karşı kaldırımına da beyaz bir Murat 124 park etmiş. Apartmanın merdiveni kedi dolu. Sonradan örülüp yağlıboya beyaza boyanacak çit gibi koyu yeşil apartman kapısında ‘Lütfen kedileri içeri sokmayınız’ yazısı, yazan: ‘İdare’.” (s. 13) Bir zamandı, öncesiydi, sonrasıydı, kamera hareket ediyor ama tek yöne değil, ileri ve geri. Kadın Murat 124’ün sahiplerinin oturduğu apartmana uğrayıp eve bir tencere yemekle dönüyor akşamları, adam da oraya gidiyor bazen, Opel’le birlikte geliyor Murat 124, iş çıkışları. Aile. Yakın oturuyorlar belli ki, birilerinin anneleriyle babaları, birilerinin evladı, Murat 124 hemen hiç değişmeyecek de diğer araba Renault 11 Flash olacak, orada bir arzu, değiştirme isteği. Arabalar kadar değişiyor mu ev, çevreyle birlikte evet. Çit yapıldı, duvar örüldü, apartmanın merdivenlerine bir şeyler, yüklük olarak kullanılan küçük tuvaletin tekrar düzenlenmesi, işlevsellik, bazı şeylerin başka amaçlar için de kullanılması. İnsanın biçimlediği dünyanın kamera keskinliğiyle tasviri. Üç hikâyeyi Dereceler‘de üst üste bindirmiyor muydu Butor, o keskinlikteki küçük farkları ne yaratıyordu, Türkay biraz daha belirgin kılıyor evrimi. Zaman zarflarını bırakıyor oraya buraya, her nesneye bir tarih biçiyor. Eklemlenen tarihçeler. Kapıların nereye açıldıkları dahil, dördüncü bölüm, “Kapılar”. “Odanın camında, salondakinin tıpkısı, akordeon gibi, baklava baklava açılan, demir, beyaz bir parmaklık. Ön taraftaki gibi kocaman bir kilidi var. Ama sık açılmadığından, arkası neredeyse hiç kullanılmadığından, oldukça bakımsız, paslı. Sonradan bir kez beyaz boyası tazelenecek.” (s. 17) Odalardan birinin kapısının arkasında basket potası var, şu oyuncak olanlardan, sıklıkla araba değiştiren adamın çocukken oynadığı mı? Kapılar yarıya dek buzlu cam, baklava desenleri var, ortası ve çevresi noktalarla dolu baklavalar. Dokuz kapı var toplamda, ev için biraz fazlaymış, o kadar küçük bir ev için. Yerden kazanmak için sökülenler var, hayalet kapı artık, bahsi geçmeyecek. Kullanılmayan kapılar ölü, sökülenlerden başka. “Ağıt”a bakıyorum, sanki araba için yakılıyor ağıt, kaza yüzünden belki. “Sürücü koltuğunun altı çürüye çürüye delinecek ileride. Pas pastan ayrılacak, asfalt görünecek. Araba artık hiç gitmez olacak, sokaklarda terk edilmiş, camı çerçevesi indirilmiş, aküsü sökülmüş, kediye köpeğe barınak olmuş eski külüstürlerden hallice… satılacak. Alacak olan toparlayacak onu. Ama bunlara daha çok var.” (s. 19) Her şeye daha çok var, her şey olup bitmiş, kayda alındıktan sonra.
Film oynuyor, Vikingler bir sorunu çözmeye çalışıyorlar, mahkeme sahnesi. Ragnar, Einar, fidye istenecek mi, adam Ragnar’ın madalyonu kendi göğsündeymiş gibi dokunmaya çalışıyor. Kadın yok. Televizyona en yakın koltukta oturuyor adam, bir kez kalkıp mutfağa gidiyor, dönüyor, daha önce de gitmiş. Civardaki evlerden biri apartmana dönüşecekmiş, o sıra müstakil ev, acaba hanenin yer aldığı apartmanın yerinde ne vardı? Geniş bahçeli evin müştemilatı kiralanıp yuvaya dönüştürülecekmiş sonradan, çocuk sesleri -hatırladığım kadarıyla- hiç yankılanmıyor evde, ne zaman gerçekleşecekse dönüşüm. Aralığı kestirmek mümkün olabilir, öyle derinlemesine bir okumaya girişmedim açıkçası, kötü okurum. Adamların hangi adamlar, kadınların hangi kadınlar olduklarına dair hiçbir veriyi tokuşturmadım, ilgili okurun elinden öper. İlgisiz okur manzaraya bakar sadece, evin fotokopisini çıkarır zihnine, adamın neden ağladığını çözmeye çalışır. Ağıtla ilgili, ihtimal, yatağın sağına gidip tek dizinin üzerine çöküyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Sonra, birden, o kadar uzaklaşıyoruz ki denge bozuluyor, mahalden hiç o kadar uzaklaşmamıştık. Uzaklarda, yokuşun dibinde başlayan denize doğru seyir. Üsküdar mı burası, Çiçekçi civarı mı, denize doğru bakınca kentin anıtlarından biri görünüyormuş, sonradan restoran olmuş, Kız Kulesi? “Merdivenden inilirken soldan, evin duvarının kesildiği yerden, koyu yeşil, yüksekçe, yer yer çökmüş bir çit başlıyor. Öteki duvar merdivenle birlikte aşağı doğru genişleyerek yine sağa dönüyor. Merdiven otuz sekiz basamak. Merdivenden inildiğinde, yine taşlık, genişçe bir alana çıkılıyor, karşısında sahil yolu, banklar, çekirdek kabukları, deniz. Sahil yolu, sırt merdivene verildiğinde sağda, bir süre düz ilerliyor. Sonra bir Boğaz trafiği kontrol kulesi var, oradan yine sağa kıvrılıyor. O kıvrımdan sonra balıkçılar başlıyor, tekneler… Yol yine bir süre düz sayılabilecek bir biçimde ilerledikten sonra, ileride bu kez sola kıvrılıyor. Sonra iskelelere doğru dümdüz ilerliyor.” (s. 27) Ortaköy? Önemsiz, tekneye binerken küçük bir kaza, kadın sağ adımını boşa atınca tekneyle iskele arasındaki lastiklerin arasına sıkışıyor herhalde, adam hemen yere çöküp ayaklarıyla tekneyi itiyor. Kırık yok ama ters V biçiminde, oldukça derin bir yara. Önceki bölümlerdeki fikstatör, baston, arabalar, sokaklar, ev, odalar, salon, kitaplar, bardaklar, mutfak, paslı kapılar, passız kapılar, passez ey kapılar, buzlu camlar, temiz camlar, kot farkı, iş güç, büyümek, kimin ne kadar büyüdüğünü bilememek, hepsi tek bir kazayla birleşebilir veya okurun zihninde diğer parçalardan bağımsız olarak yerini alabilir bu kaza, metin bilincimizle ne yapacağımıza karar vermemizi ister. Dire Straits çalıyor evde bir zaman, sadece iyi müzik dinlendiğini söyleyip kapattım kitabı, ev her şeyiyle birlikte iyi şarkılar dinlemiş, görüntülerini dökmüş kafa sallarken.











Cevap yaz