Israel Bar Kohav’ın mektuplarında derece derece, yıllar içinde artan sevgilerini görebiliriz: Ece Ayhan sevgisi, Tezer Özlü sevgisi, Nâzım Hikmet sevgisi ve Sezer Duru sevgisi. Aşkı demeli, Duru’ya muhtemelen en güzel, en beğendiği şiirlerini yazmıştır, aşk şiirleridir bunlar, birini almalı: “senin, alınyazısının günlerinin ve gecelerinin içindeki büyülü gözden kaybolman,/ yalnızca bir kraliçe olarak uzak kuzey kentlerinde keşfedilmen içindir,/ görünmez camdan atlara bindiğinde./ sen ki bir zamanlar Likya kıyılarına hükmettin/ ve günlerimiz umudun altınıyla yapılmıştı/ ve ruhsal durumun gümüş bir ayla üretilmişti,/ günlerimiz, evet Likya,/ ben hâlâ martılar gibi beyaz haberleri beklemekteyim,/ beni İstanbul’un siluetinin ve tatlı kuşlarının/ havada uçuştukları kutlamanın iyice yukarılarına çıkarmaları için/ ya da Alman aslanlarının ve İsviçre söz verişlerinin berrak sulardan yapılma gökyüzlerinin altında ve labirentin başlangıcına geri dönüşün Hint yaşam işaretini,/ benim yıkılışlarımı ve vahşi kuşlarımı anlamaya çalış/ ve beni demirden yapılmış kafeslerden dışarıya çıkar” (s. 63) E-postayla geliyor mektuplar, 2006-2011 arası. Duru’nun yazdıkları yok, dolayısıyla onca coşkunun, aşkınlığın bulduğu karşılığı bilemiyoruz, Duru’nun benzer bir sıcaklığı taşıdığını düşünebiliriz bir. İnsanın insana rast gelmesiyle doğacak hoşluk. 2021’de hayatını kaybetmiş Kohav, aradaki on yılı dolduran mektuplar elbet vardır, giderilen hasretler vardır, bir de yas. Bunlar okuru aşar. Kitap neyse o, ilk mektuptaki tedirginlikten son mektubun heyecanına. Duru’nun canlılığının, iç dünyasının benzersiz olduğunu söylüyor Kohav, sezmiş, etkinlikte az konuşmuşlar ama Likya’yı bulduğunu anlamış. Antikiteden İstanbul’un, Kaş’ın ecesine zamanları aşan varlık. Göçebelerin tezcanlılığı, bilgeliği, Likya’nın mistik havası, Osmanlı’nın dirayeti, Anadolu’nun bereketi(?) derken kadim bir sevgili yaratan Kohav “masalsı ve büyülü” buluyor Duru’nun adını, “İstanbul’un büyülü çevresinde ve tarihinde” buluşacakları o günü dört gözle beklediğini söylüyor. Aslında birkaç açıklama mektupları daha anlaşılır hale getirebilirmiş, mesela bir yerde dostu Thomas’tan bahsetmiş Duru, Derviş’le Adonis’i ağırlayan Thomas kim, mevzu nedir, 10 Ocak 2009 tarihli şu mektup elbette Orhan Duru’nun durumuyla ilgili ama o tarihlerde hangi olaylar oldu ki sıkıntılar çoğaldı, kısacık bir dipnot iş görürmüş. “Şu mektup” dediğim şu mektup: “Bu haberleri duyduğum için çok üzgünüm sevgili Likya, olayların senin için daha kolay olacağını umuyorum, bunları okumak çok acıklı, çünkü bir şeyler olduğunu anladım, ne olduğunu bilemedim, senin için en iyiyi istediğimi biliyorum bir tek ve olabildiğince özgür ve mutlu olabilmek için geri dönmeni istediğimi, ama şimdi sıkıntılı olduğunu ve ürktüğünü tahmin edebiliyorum, kim bilir bir daha görüşebilecek miyizin hüznünü taşıyorum, şimdi Türklerin İsraillileri sevmediklerini sanıyorum, oraya gelebilecek miyim, buradaki durum tehlikeli ve son derece patlayıcı, inşallah daha iyi günlerimiz olur…” (s. 90) Orhan Duru’yla tanışmış Kohav, soylu, kıymetli biri olduğunu söylüyor mektuplarında, kaybından ötürü Duru’ya sabır da diliyor. İki ülke arasındaki gerginlik planlarını sekteye uğratıyor ama daha büyük sorunlar da var, anlaşıldığı kadarıyla bir şiir etkinliği için bütün hazırlıklar yapılmış, Duru uçağa binmek üzere havaalanına gitmiş ama pasaportundaki Suriye vizesinden ötürü İsrail’e gidememiş. İsyan ediyor Kohav, Ortadoğu’nun paranoyasına lanet ediyor, o budalaların yaptıklarından ötürü utandığını söylüyor. Yine anlaşıldığı kadarıyla Duru hiç gitmemiş, gidememiş İsrail’e, hep başka ülkelerde veya Türkiye’de buluşmuşlar, İstanbul’da ve Kaş’ta, Duru’nun yazları yaşadığı yerde ki diğer metinlerinde de, hatta Orhan Duru’nun bazı öykülerinde de görünür o ev, Kaş’taki cennet. Şimdi düşününce, muhtemelen yanlış hatırlıyorum ama Orhan Duru’nun son öykülerinde bahsi geçiyor muydu Kohav’ın, sanki yabancı bir şairden bahsediliyordu ama emin olamadım şimdi, bakmak lazım. İncecik bir ipucu var Kohav’ın mektuplarından birinde, Sezer Duru söylemiş, Orhan Duru eşi için özgürlüğü, Sezer Duru eşi için yaşamı temsil ediyormuş, birbirlerine sundukları bunlar, sevginin büyüklüğünü gösterir. İnceliği de. Yaşamı paylaşmanın bir inceliği vardır, talep de edilmez, kendiliğinden çıkarsa çıkar. Çok alakasız olacak da talep edene daha etmeden sunulabilir, üstelik talep eden her şeyi paramparça ettikten, acıyı çektirdikten sonra her şeyin inceliği gösterenin suçu olduğunu utanmadan iddia edebilir. Neyse, hassas insanlar da vardır. Cevap gelmedi mi uzun süre, Kohav bir şiir daha yazar, serzenişte bulunur, üç hafta sonra kaygılanmaya başladığını belirtir, cevap gelmeyecek midir? Tanıdığımız rahatlığına kavuştuğunu anlarız sonra, cevap gelmiştir, yine doludizgin duygular doldurur mektupları. Mahmud Derviş ölür, hüzün. Rodos’ta şiir etkinliği, sevinç. “İsrail’deki en iyi yazar olan Amos Oz”la aynı üniversitede ders vermek, heyecan. Bu arada Amos Oz da Kohav’ı ülkenin en iyi şairlerinden biri olarak görmektedir, şurada yazıyor. Bir şey daha, David Grossman’ın Ülkenin Sonuna‘da anlattığı o derin, korkunç, üze üze mahveden hikâye, telsizin bir ucunda hiç gelmeyecek sesi bekleyen, beklediği sesin gelmesiyle dünyası değişen asker, diğer tüm karakterler, her şeyin gerçekliği Duru’nun baştaki değinisiyle anlam kazanıyor: Grossman asker oğlunu 1996’da, İsrail-Lübnan Savaşı’nda kaybetmiş. Savaşı mektuplar boyunca lanetliyor Kohav, olanlardan ötürü utandığını söylüyor. Çatışmalar şiddetlenmeden önce yaşamı: “Neden bu kadar yorgunum, çünkü yazınımı gecenin geç saatlerinde ortaya çıkarmaya çabalıyorum, ayrıca ben çok ender olarak dışarıya çıkarım, çoğunlukla sabahları Tel Aviv’e giderim, orası genç ve keyifli bir kent, yaşam dolu, kültür ve edebiyatı sevenler için çok ilginç olaylara sahip…” (s. 42) Yasakmeyve’den çıkan şiir kitabının sevinci ayrı, birlikte imza attıkları bir iş, adları tarihe kazınmıştır. “Görmek için son derece merak içindeyim, Nâzım Hikmet’in, Ayhan’ın, Lale’nin, küçük İskender’in böylesine şiirsel krallığında eleştirmenlerin ne diyecekleri konusunda da, kitabın dağıtımı konusunda bu kadar hızlı davranmana ve bana yollamana da hayranlık duyuyorum. Güçlü olduğunu biliyorum, senin hızın gerçekten de olağanüstü ve ben bununla gurur duyuyorum.” (s. 29) Hrant Dink’in cinayete kurban gitmesi elbet konuşulur, Kohav benzer olayların İsrail’de de yaşandığından bahsederek ideoloji maskesi altında düzenlenen her türlü şiddet olayını nefretle karşılıyor. “Hrant Dink’in cenazesiyle ilgili olarak buranın en önemli gazetesinde büyük bir makale okudum, 100.000’den fazla insan katılmış korteje, senin yanındayım, sana destek oluyorum ve de el veriyorum ıstırabını ve hüznünü içimde hissetmek için. Onun gibi onurlu ve cesur insanlara karşı yapılan bu haksızlık ve vahşet korkunç, bu cinayet vahşetinin son bulmasını umut edelim. Lütfen bana bugünlerde nasıl olduğunu bildir…” (s. 13)
Tanışma hikâyeleriyle bitireceğim, 1994’te 450 kadar yazarın katıldığı bir gemi yolculuğundan doğan merkez fikri 1996’da hayata geçiyor, 2006’da onuncu yılı kutlanıyor organizasyonun, Duru ikinci başkan olduğu için toplaşmada hemen herkesle konuşuyor. Şapkasını hiç çıkarmayan, çekingen adamı görüyor, adam gelip kendini tanıtmıyor, kürsüye çıktığında politik konularda konuşamayacağını çünkü şair olduğunu söylüyor, iki şiir okuyup iniyor. Tanışlık, arkadaşlık, dostluk sonra, mektuplar. “Yazışmalarımızın bir kısmını yayımlamaktaki amacım kadın erkek ilişkilerinin, ister cinsellikte ister dostluklarda olsun hâlâ seviyeli bir düzeye erişmediğini düşündüğüm bir ülkede tartışılması gerektiğine duyduğum umuttur. Bir de antisemitizmin ayyuka çıktığı günümüzde bir İsrailli yazarla bir buralı yazarın ne derece içten bir dostluk kurabildiğini göstermek.” (s. 7)











Cevap yaz