“Hacivatlık, Kelime Oyunları, Hayat ve Şiir Üzerine”: birtakım “ukalalıklar”, “bilgiçlikler”, Margulies’e göre “Hacivatlık” çünkü lazım, 1980 kuşağı şairlerini kim silkeleyecek. Başta başka, “Önsöz Yerine”, zıkkımın neden yendiği üzerine çok güzel düşünmüş Margulies. “Bazen aklıma ortaçağ manastırlarında hayatları boyunca dini ve bilimsel yapıtları el yazısıyla çoğaltıp tezyin eden rahipler geliyor. Onlar hiç olmazsa yaptıkları işe derinden iman ediyorlardı; ben ya tercüme yapıyor, ya şeytanın bile artık anlamaya çalışmaktan vazgeçtiği Türkiye ekonomisi hakkında yazıyorum (ve para için yaptığım her şey beni asıl işimden alıkoyuyor diye düşündüğüm için gıcık oluyorum), ya da ‘edebi’ şeyler yazıyorum. Bir yandan bu ‘edebi’ şeyler benim asıl işim diye düşünürken, bir yandan da Türkiye’de ve Türkçe dilinde insan edebiyat alanında krallar kralı, yedi düvelin padişahı, yedi denizin şahı olsa ne yazar düşüncesi hiç peşimi bırakmıyor. Ümmi bir ülkede az yetenekli bir yazar olmak Ruanda sinek sıklet boks şampiyonu olmak gibi bir şey.” (s. 9) Çok önemli bir iş yaptığını düşünüp hiç de önemli bir şey yapmadığını da düşünen kimseye rastlamadım, yazmak herkes için çok önemli bir iş, Margulies’in kaygısını bir Margulies’te görmemem gerekiyor gibi geliyor. Bu işte bir terslik varsa da önemsiz işimi yapmaya devam edeyim, bölümün ilk denemesi eklektik Margulies’in tarifi: başta yazarlık, sonra devrimcilik, ardından Yahudi olmamaklık ama ısrarla Yahudi olmaya sürükleniş, en son anaya sövmek ama nazı geçtiklerine sövüyor Margulies, yoksa röportajlarda son derece nazik, verdiği örneklerden öyle anlaşılıyor, en azından geç düşecek jeton sokuşturma inceliğini gösteriyor. İlk şiirlerini Attilâ İlhan’ın etkisi altındayken yazmış, sonraları kendi sesini bulmuş, sabır ve inatla ama en önemlisi çok şiir okuyup çok yazmakla. Şiirde ilgisini çekmeyen, kelime oyunları. Eleştirilerinde sık sık göreceğiz, hatta görelim: “Günümüzün çoğu şiirinin anlamsızlığının en güzel kanıtı şu olsa gerek: Dergilerde karşımıza çıkan şiirlerden herhangi birinin iki dizesini alıp yerlerini değiştirelim -hiçbir şey fark etmeyecek. Son dörtlüğü başa alalım- yine fark yok. Çoğu zaman, böylesi şiirlerin bir dizesini alıp kelimeleri tesadüfi bir şekilde yeniden sıralarsak, yine hiçbir şey fark etmiyor.” (s. 16) Queneau’nun metnini görmüştür diye düşünüyorum, Margulies fenalıklar geçirmiştir, anlam ve çağrışım yükü yine vardır ama belli bir anlatımcılığı, örüntüyü talep ediyor Margulies, şiiri muamma haline getirmek, sözcük oyunlarıyla zekâ föşkürtmek, gizemcilikle saksıya fesleğen gibi oturtma anlamı da çıkarmak ona göre değil. Postmodernizm, kapitalizm, tüketim alışkanlıkları, sınıf mücadelesinin çözülmesi, şairin yaşadığı zamanın başat akımına süper uyması, sorun bu. İsim vererek de eleştiriyor uzun uzun, kısaltayım, dergilerde şairlerin şairlere sordukları sorularda bile arıza var, bu sorular düzyazı şiiri andırıyor, herkes muhteşem eğretilemeler, taklalar peşinde koşunca parıl parıl laflardan başka bir şey kalmıyor elde. “Kendini müthiş zeki zanneden bir yaramaz çocuklar kuşağı”. Türkiye, insanlık, hiçbir şey yok, şairlerin sözünden başka, şiir de varmıyor buralara. Dolayısıyla Attilâ İlhan’ın kötü şiirleri bile Margulies’in kuşağının şiirlerinden daha nitelikli. Diye buyurduktan sonra itirazlar gelmeye başlamış Margulies’e, mesela Haydar Ergülen “şiir komiseri” demiş, fikirlerini kanaat önderi gibi benimsetmeye de çalışmıyor ki Margulies, eleştiriyor işte, tartışma zemini kuruyor. Diğer taraf tat kaçmasın, herkes istediği gibi oynasın diye düşünüyor genel olarak, Margulies edindiği şiir görgüsünce iğneliyor şairleri. İyi yapıyor. Aries‘i bombaladığı yazıda banka yayınevlerinin biçimlediği kültürel ortamın çoraklığına değiniyor, mesela hiç mi değinilmezmiş önsözde güncel meselelere, bir cümlecikle olsa bile. Fincancı katırlarını tokuşturmayan altı arkadaşına veryansın ediyor Margulies, derginin has kadrosunu oluşturan tayfanın yanında bankanın yönetim kurulu üyelerinin kitaplarını basanları, çeşitli yayınlarda bu eserleri övenleri, kim varsa nasibini alıyor eleştirilerden. Etik kaygı, Selçuk Altun’un ne kadar iyi yazarsa yazsın böyle bir işe girmemesi lazım, gerçi günümüzde çok daha beterleri de oluyor. Son darbe: “Hacivatlık etmek bu ekip için bilinçli bir karar, teorik bir duruş. Şiirimizi çöle çeviren 1980’li şairler için ‘Affet onları, ne yaptıklarını bilmiyorlar’ denebilirse, bu ekip için ‘Affetme bunları, ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar’ demek gerekir.” (s. 25) Başka, Cahit Külebi incelemesi, Cahit Sıtkı’ya övgü, o kadar okunmamalarına laf, okunanlara daha bir laf: “İlhan Berk 1918, Hilmi Yavuz 1936 doğumlu, Haydar Ergülen ise 1956. Temel şiir anlayışı açısından herhangi bir fark var mı aralarında? Yeni şiir yazmaya başlayan bir genç ne yapsın?” (s. 35) İlhan Berk’in yetmiş yıldır gevelediğini söylediği yazısı sert, Margulies lafını esirgemiyor, nasibini alanlar: Engin Turgut, Oğuzhan Akay, Sina Akyol, Lâle Müldür, Ahmet Güntan, Seyhan Erözçelik, Metin Celâl, Tuğrul Keskin, , Tuğrul Tanyol, Sunay Akın, Şükrü Erbaş, Ali Asker Barut, Metin Cengiz, valla daha da gidiyor ama üstü kalsın. Yani, gerçekten, arkadaşlar birbirlerini pehpehlerken o kadar dandik yazılar yazmışlar ki insanın Tyrone gibi pat diye vurası geliyor kalem tutan ellere. Ted Hughes çevirileri, şiir tercümesi, şiirin nasıl çevrilmeyeceği, “zararsız şiir”, “sosyalist şiir”, Mehmet H. Doğan’ın “kahve sohbeti” tarzı anıları, eleştirileri, çok konu var Margulies’in eşelediği. İlk bölüm hazine.
“Kimlik, Yerlilik, Yabancılık ve Yahudilik Üzerine”de Türk’ün Hizmetçisi‘ndekilerle aynı eksende yazılar, “Vesaire” kısmıyla birlikte özetleyeyim. Sosyalist hareket Kürt hareketini dışlamamalı zira işçi sınıfının bütünlüğü sağlanmadan kazanım çıkmayacaktır ortaya, hareketin doğasına aykırıdır zaten dışlamak, en iyisi milliyetçiliğe varan bir yola düşer ki çok çok kötüdür. Türk işçiler Türk milliyetçiliğiyle malul oldukları ölçüde sınıfsal hedeflerine ulaşamazlar. Irkçılığı teşhir etmeyen, üzerine gitmeyen sosyalist hareket cortlamaya mahkumdur. “Yahudi şair” değildir Margulies, Yahudilikle alakasını -“alakasızlığını” demeli belki- uzun uzun anlatıyor, hani bir tanım gerekiyorsa Türkçe yazan, Anglosakson kültürüyle yoğrulmuş biri. “‘İşçi sınıfının vatanı yoktur’ derken eklememiş Marx ama, bir gün hiç kimsenin vatanı olmayacak. Benim daha şimdiden vatanım, dinim, etnik kimliğim yok. Ben Roni’yim, dostlarım var, yoldaşlarım var. Bunlar bana yetiyor. Başkaca bir kimliğe ihtiyacım yok.” (s. 131) Gazeteler Öcalan’ın Ermeni olduğunu kanıtlamaya çalışmışlar bir dönem, Ermenilerin içi açılmıştır. Erdoğan’a, çok affedersiniz, neler demişler, hatırlayan bilir. Aydınlık, Cumhuriyet, bunların solla, sosyalizmle hiçbir ilgileri yok, ulusalcılıktan bir cacık olmaz. Niyazi Berkes, Doğan Avcıoğlu gibi isimlerin 1960’larda Rumları hedef göstermeleri, sınır dışı etme politikalarının desteklenmesi, Zekeriya Sertel’in sözleri derken, bazı demeçleri ilk kez Margulies aktarınca duydum, şaşırdım, memleketten bir halt olmayacağına biraz daha kani oldum. Cahit Tanyol’u kültürlü ve aydın bir kişi sanırmış Margulies, “aydın bir soyluluğa özenmiş burjuvanın yerini Yahudileşmiş bir sermayenin alması”ndan bahsedince Tanyol, eh. Filistin’in çektikleri, İsrail terörü, değerlendirmelerinden istifade edilir Margulies’in. Ömrünün son günlerinde tuttuğu günlükte yazdıklarına bakınca Kıvılcımlı’nın ırkçılığını mazur mu görmeli, belki evet belki hayır. Mihri Belli’nin evindeki toplantıdan sonra yaşanan kırılmayla sosyalistlere çıkan fatura, Mustafa Kemal’in kurduğu burjuva devleti ve Yalçın Küçük’ün meşhur sözü, Kemalizm’in ülkeyi bir yere götürmemesi ama mücadele için önemli bir nokta teşkil etmesi. İlh.
İyi denemeci Margulies, ders gibi okunur. Tavsiye ederim.












Cevap yaz