Sigrid Nunez – Dost

Asimetri‘deki Philip Roth’u çağrıştıran bir yanı var “dost”un, aslında Roth kolaylıkla çağrışabilecek bir yazar çünkü her yazar gibi doğup öldü, iki olayın arasında ilişkileri oldu, bir dünya kavga gürültü, en son veda türküsü. Anlatıcının hitap ettiği dostunun üç evliliği, onca metni, öğrencilerle ilişkileri belli bir yeri kaplıyor anlatıda, geri kalanı anlatıcının denemeleri, dostunun köpeğiyle ne yapıp yapmayacağı, toplamında yaşamın boyutları çıkıyor ortaya. Bundan sonra “Dost” diyeyim, anlatıcı Dost’un ilk öğrencilerinden, ilişki yaşadığı ilk öğrencilerinden aynı zamanda, ilk eşine âşık olması kalp kırmış ama anlatıcının belli bir mesafeyi aşma çabası itmiş olacak. Gerçi öncesinde başlayan bir ilişki ilk eşle, o da anlatıcı gibi öğrenci, yıldızlardan. Fragmantal anlatı, zıplayalım, 1980’lerde Kaliforniya’da çok sayıda Kamboçyalı kadın görme bozukluğu nedeniyle doktora gitmişler, hepsi savaş mültecisiymiş. Dost’la anlatıcının konuştukları son mevzu bu, duruma dair kitap listesi göndermiş Dost, sonra gazetede ölüm ilanı. İntiharın nedeniyle ilgili uzunca bir bölüm var, yine her intihar gibidir, geride kalanları suçlamak gerekmiyor, başka hiçbir düşünceye yer olmayabilir, insan o kadarının yettiğini düşünebilir. Dost’un dertleri kitapların satmamasından mı, öğrenci niteliğinin giderek düşmesinden mi, her şeyin karışımı bıktırmış olabilir, olmayabilir, yazdığı metni yarıda bırakması da anlaşılabilir çünkü okunup okunmaması fark etmez. Belki. Anlatıcı da şikayet ediyor, öğrenciler noktalama işaretlerini bilmiyorlarmış artık, ayrıca GoT tarzı şeyler yazan bir öğrencisi amfide okuyacağı taslağı kuşa çeviriyormuş, normalde cinselliğin bini bir paraymış da alacağı tepkilerden korkuyormuş. Kadınların metalaştığı bir metin mi, cehennemin dibine. Öğrencilere “canım” dediği için uyarılması Dost’un, can sıkıcı, “hareket alanı” daraldıkça besleyici yaşantılardan uzak kalması tartışmalı mevzu, kadınlarla doğrudan ilişki kurabileceği alan olarak okul. Belli bir dengenin gözetilmesini istiyor Dost, üstü kapalı ayıplamalardan suça geçiş sert olmuş, dünyanın değişimine alışamamak onunki. Bir Faunun Öğleden Sonrası nam şahane metindeki olayın öznesi olabilirmiş, kırk yıl öncesinin sözde normu değişince seksin tecavüze dönüşmesi. “Flanöz” diye bir şeyin olamayacağını söyleyince eleştirilmiş, kadınlar sokakta yürürken takip edilip edilmediklerini kontrol etmekten yürüyüşün akışına kapılamazlarmış, “saf varoluş” olamaz. Eşleniği alışveriş midir kadınlar için, Dost bayağı bir geçmiş sınırı, anlatıcı çok çok yakını olduğundan görmüyor veya göremiyor. Gerçi yıllar yıllar önce yakınlarmış, sonra şehirler değişmiş, e-postayla iletişim kurmaya başlamışlar da olsun, intihar uzaklığı sıfıra indiriyor hemen, bütün anılar şimdiye yığılıyor, şimdileşiyor. Köpek de var tabii, üçüncü eş istemiyormuş da Dost zorla sokmuş eve, anlatıcının evi çok küçük olmasına rağmen ricayı kıramayıp köpeği yanına alınca bir de oradan anlatı alanı, hikâye uzağa. Türünden ötürü ömrü diğer türlere kıyasla kısa, Dost tam kendi ömrünce seçmişse gerçekten sürpriz intihar, ayrıca kimsenin istemediği bir köpeği anlatıcının alması hoş, Dost’uyla ilgili yazdığını söylediği metinde adamın bütün özelliklerini değiştirmesine rağmen. Kadınlarla ilişkileri aynı, yazdıkları, sırf isimlerin değişmesiyle ne olacaksa. Uzunca sürmüş bir yasın akşamında köpek de gidecek er geç, yoksa Manhattan’daki dairelerde köpek beslemek yasak olduğu için anlatıcıyı evden çıkaracaklar da arkadaşları müdahale ediyorlar, toplantılar, öneriler. Rahat bırakmıyorlar ki Dost’unu gönlünce hatırlasın, yerin dibine gömsün, göklere çıkarsın. Hoş bir bölüm var sonda, insanları kurmacaya soktuğumuzda ne olduğuna dair, pek çok yazarın değinisi yer alıyor fakat anlatıcının çıkarsaması doğru gibi geliyor bana: yazdıkça bitiyor. Bir öyküye kurulan insanı orada bırakabiliriz, onunla öyküde vedalaşabiliriz gerçekte istediğimiz gibi vedalaşamadıysak. Anlatıcının yoğun kederinin giderek azalması, denemeli bölümlerde esamisinin okunmaması, finalde feryada dönüşmesi, sönme patlaması, tam bir yas metni. Devrelerini de düşününce yasın.

“Kendi ilk yazarlık öğretmenim, öğrencilerine, yazar olmak yerine hayatta yapabilecekleri başka bir şey, başka herhangi bir meslek varsa, onu yapmalarını söylerdi.” (s. 17) Yazarlığın meslek olarak görüldüğü o ütopya. Çok ayrıntı istiyorsa televizyon izlemesini söylemiş bir öğrencisi, anlatıcı da şaşırıyor değişime de Dost’unun durumu çok daha zor. Yazısıyla birlikte ilişkilerinin de değişmesi normal, hiçbir zaman yalnız kalamadığı için eşlerinin arasında sevgilileri, sevgililerinin arasında tanımlanamayan ilişkilerin kadınları, gerilimler besliyor ama kalp korkunç şekilde yorulabilen bir kastır, bazen ittire kaktıra attırırız onu, diğer yandan büzeriz çünkü şeker kederle yapacak işimiz vardır, ömrümüzün bir kısmını kile, ekrana, tuvale gömeriz böylece. Yalnızlık yaratma edimini de pas geçer bence, yaratırken çoğuluzdur, bu kederi ve ardından neyin geleceğini -bunu gerçekten tarif edemem- hissetmekle ilgilidir bence yalnızlık. Aralığı ister Dost, yaratıcı güç oradan doğar. İkinci eş “ensest ilişki” diyormuş anlatıcıyla Dost’un arasındakine, kıskançlık, törende bile anlatıcıya yiyecek gibi bakmış kadın. Üçüncü eş son derece anlayışlı, çocukluğundan itibaren hayatla itişip çekiştiği için alabildiğini alıyor, hayattan koparabildiğince. Köpek hariç. Dost’u hatırlatıyor tabii. Eklem ağrıları başlamış, rahat hareket edemiyor. Bağlantı bariz: “Kadın, geçen yıl seni depresyona sokan şeylerden birinin, bazı kutuları taşırken sırtını incitmiş olman ve haftalarca egzersiz yapamaman olduğunu açıklıyor. Yürümek bile acı veriyormuş. Onun düsturunu hatırla, diyor: Yürüyemezsem, yazamam. Ama o sakatlık nihayet iyileşmiş, sen de uzun yürüyüşlerine ve parkta koşmaya geri dönmüşsün.” (s. 29) Korku leke gibi yayılıyor yaşama, yakın zamanda Dost’un bir arkadaşı intihar etmiş ayrıca, paçayı bundan kurtarmak mümkün değil gibi görünüyor. Aynada kendine baktığını söylemiş Dost, aynadaki kendiyle aklındaki kendi birbirini tutmayınca bir düşüş daha. “Elliye yeni basmıştın. Aldığın on kiloyu verecektin, ama bir süre değil. Bara geldiğinde zaten çakırkeyiftin, tamamen dağıldın, içini döktün. Keşke dursaydın. Kadınlar hakkında konuşmandan nefret ediyordum. Kıskançlık değildi bu, artık değil, yemin ederim ki senin bu yönünle çoktandır barışmıştım. Benim nefret ettiğim, senin adına utanç duymaktı. Yapabileceğim hiçbir şey olmadığını biliyordun, ama yine de bana yarayı göstermeliydin. Edepsiz bir teşhiri gerektirse bile.” (s. 33) Kırıklara basmadan yürümek zorsa insanın kendi kalbinden utanacağı nesi var, Dost’un bir şeyi yok. Kadınlar onunla yattıklarında koca profesörü mü, neyiyse, dize getirdiklerini düşünüp heyecanlanıyorlar, onun naif heyecanı utanç verici mi kalıyor, anlatıcının anlayamadığı şey. Bütün bunlardan başka, denemelere bakınca, hayır, yazdıklarımızdan utanmamız gerekmiyor, kurmacanın hesap alıp vereceği hiçbir şey yok, hayır, bazı eserler gerçekten gerçeğin yanına yaklaşamıyor, Moldovalı fahişelerden biri o filmi izledikten sonra “yeterince sert olmadığını” söylemiş, oysa anlatıcı yumruk yemiş gibi oturmuş kalmış yerinde, önünde oturan kadınsa hüngür hüngür ağlıyormuş, hayır, bir hayvan başkalarının acısını da anlayabilir, insan anlayabilir veya anlayamaz ve evet, teknolojinin dışarıda kaldığı metinler baş ağrısıdır, genç yazarların köydeki nenelerini anlatmalarından fenalıklar geldi artık, ayrıca Cemil Kavukçu yeni bir kitap çıkarmama kararını otuz yıl önce almalıydı, evet, edebiyat etkinliklerine giden insanlar iki kilometre öteden fark edilebilirler, ayrıca onları fuayede vurmak gerekir ki içeride kafa ütülemesinler, evet, yazarların hiçbir etkinliğine gitmemek gerekir, ömrü sonlanan her yazarın ardından edebiyat en az bir kez kapatılmalıdır filan.

İyi anlatı, filmini izlemeli. Bunu seven Şairin Vedası‘nı da sever. Kardeş metinler.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!