Rohat Alakom – Orta Anadolu Kürtleri

2000’de Haymana’nın köylerine gitmiş Alakom, Kürtlerin oralara neden yerleştiğini yukarılara bakınca anlamış, manzara Kürt yaylalarını hatırlatıyormuş. “Orta Anadolu Kürtlerinin başkenti” Haymana. Ankara’da ayakkabı boyacıları fotoğraf çektirmek istememişler önce, Alakom’un İsveç’ten geldiğini, Kürt olduğunu öğrendiklerinde poz vermişler. Gündüzleri Ankara’ya, geceleri Haymana’ya gidiş geliş, hafta sonları Haymana’dalar. Karacadağ köyüne ziyaret, Alakom’un tanıdığı çoğu Kürt aydın oralı. Ankara’da da pek çok aydınla tanışmış, Rohat Alp ve Ruken Alp onlardan ikisi, Seyit Alp’ın çocukları. Babalarının iki romanı varmış yayımlanmayan, yayımlamayı düşünüyorlarmış. Ne iyi olurdu, eksiği gediği kenarda dursun, okunası yazardır Alp. Orta Anadolu Kürtlerinin varlığını dışa tanıtan ilk aydınlardan biri Alakom’a göre. Pek çok ünlü isim çıkmış Orta Anadolu’dan, göçler ve zorunlu iskan yüzünden dağınık bir topluluğun üyeleri, Bülent Ecevit var, Bedrettin Dalan var, Emrehan Halıcı var. Gerçi Bedrettin Dalan’ın söylemleri Türk milliyetçiliğini fişekliyor, bu yüzden çok eleştirilmiş Dalan, Kürtçenin fakir bir dil olduğunu söylemesi, tek millet tek dil yaveleri falan. Neyse, bu Orta Anadolu tam olarak neresi, onu açıklıyor Alakom, Karadeniz’le Akdeniz arasında kalan toprak parçası Anadolu, coğrafi olarak Türkiye’nin bulunduğu alan değil tam olarak. Orta Anadolu’dan kasıt şu üç köşenin içinde kalan üçgen: Kastamonu-Sinop, Burdur-Isparta, Adana-Kahramanmaraş. Tuz ticareti onlardan soruluyor burada, develerin yardımıyla tüccarlık, ayrıca hayvancılık yaparak İstanbul’un et ihtiyacını karşılıyorlar. Aşiretler, köyler arasında anlaşmazlıklar, düşmanlıklar olabiliyor ama mevzu büyükse güç birliği yapıyorlar, mesela geçtiğimiz yüzyılın başlarında İstanbul’daki mezbahalar Arnavutların elindeyken, binlerce hayvan getiriyorlar her sene yani, piyasayı ele geçiriyor Kürtler. Bazıları İstanbul’a yerleşiyor, bazıları gelip gidiyor, sürekli akış. Zamanı gelince Avrupa’ya gidip fabrikalarda çalışmaya başlıyorlar, İsveç’e gidenler Volvo fabrikasında çalışıyorlar örneğin, fabrika etrafında örgütleniyorlar, sendikalaşma hızı yüksek. Sonrasında dernekler kuruluyor, dergiler çıkartılıyor. 1910’larda İstanbul’da çıkan Kürtçe dergi Jîn varmış mesela, göç politikalarını eleştiren yazılar yayımlanıyor arka arkaya. İTC’nin politikası malum, Enver Paşa’nın çektiği bir telgrafa yer vermiş Alakom, sonrasında Mustafa Kemal Atatürk’ün 1980’lerde yayımlanan, yayımlandıktan sonra büyük tartışmalara yol açan 1922’deki açıklaması ilginç: “Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olmaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişler ki, pek sınırlı yerlerden yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuş ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin Erzurum’a giden, Erzincan’a, Sivas’a giden, Harput’a kadar giden bir sınır çizmek gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürtleri de göz önünde tutmak gerekir.” (s. 90) Tek Parti Dönemi yine sancılı Kürtler için, en azından işbirliği yapmayanlar için demeli, yoksa Türkiye’ye gelen ilk üç traktörden birini Reşvan Aşireti’ne mensup Karagedikli Mustafa Bey almış, yörenin zenginlerinden biri haline gelmiş zamanla, yörede bilinen bir sima olduğu için Atatürk ilişkilerini sürekli canlı ve sıcak tutmaya çalışmış. “Atatürk’ün Kürtleri eritme politikası, Orta Anadolu Kürtleri için de geçerli olmuştur. Kürdistan’da meydana gelen isyanların ardından Orta Anadolu’da yaşayan Kürtler de yıldırma hareketlerinden nasiplerini almıştır. Orta Anadolu Kürtlerinden iki yaşlı insan, burada yaşayan Kürtlerin 1950’lere kadar korkudan dışarıya çıkamadıklarını ve Kürdistan’da kalan akrabaları ile bağlarını bu nedenle koparmak zorunda kaldıklarını belirtmişlerdir.” (s. 90) Çatışanlar vardır, Nutuk‘ta da yer alan Kelhasanlı Muhacir Abbas 1919’da çetesiyle birlikte askerlik şubesi basıp Bozkır ilçesindeki silahların çoğuna el koymuş, yakalandıktan kısa süre sonra arkadaşlarıyla birlikte idam edilmiş. Ankara’ya birkaç saat uzaklıkta yaşanan bu olay Atatürk’ü huzursuz etmiş, Kürt eşkıyalarının hakimiyetinden faydalanmak için Gölbaşı civarında Kürt Kavo ve arkadaşlarıyla buluşup bir süre sohbet etmiş. Hikâye çok açıkçası, Said-i Kürdi’nin ölümünden sonra eşyaları postayla Urfa’dan Adana’ya gönderilmiş, Kürdi’nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul’a, sonra Ünlükul’u Konya valisi çağırıp Kürdi’nin mezarını ziyarete gelen şark ahalisi ve güney sınırından kaçak girenlerin güvenlik sorunu yarattığını, mezarın İç Anadolu’ya nakledileceğini, bunun için bir kâğıt imzalaması gerektiğini söylüyor, Ünlükul imzalamıyor. Mezarın yeriyle ilgili bir dünya söylentiden hangisi doğru, henüz belli değil. Salih Mirzabeyoğlu’na da yer vermiş Alakom, Mirzabeyoğlu’nun dedesi İzzet Bey’in başı kesilmiş, aile üyelerine bu kesik baş gösterilmiş. Mutkî Aşireti’nin Reisi Hacı Musa Bey’in oğlu İzzet Bey. Mirzabeyoğlu zamanla Kürt çevreleriyle ilişkisini kesip aşırı İslamcı ve Türkçü kesimlerle birlikte hareket etmiş, hikâyesini biliyoruz. Kesik başları Dersim Tarihi adlı kitabında fotoğrafları yayımlayarak göstermiş Nuri Dersimi, Mirzabeyoğlu’nun ailesi bu olaylardan sonra Konya’ya sürgün edilmiş. Cemal Kutay ünlü bir avukatın oğlu, Bedihanilerden Tahir Muhlis’in. Cemal Süreya var da Alakom anmamış, neden anmamış bilinmez. Mehmed Kemal, kendi ağzından: “İnsan ne zaman doğduğunu, ne zaman doğacağını bilemez. Ben, Ankara’dan Haymana’ya giderken iki dere arasında kalan bir Kürt köyü vardır, Dereköy, orada doğmuşum. Babam Kuvayi Milliye döneminde Ankara’ya Mustafa Kemal Paşadan yana çıktığı için kötülendiğinden bu Dereköy’e gelip sığınmıştır.” (s. 84) Yılmaz Güney’in sürgünlüğü de yer alıyor, yani sanatçısından düşünürüne pek çok Kürt ne yaptı, ne etti, kaynaklarıyla açıklıyor Alakom. İlk araştırmacıların çalışmalarını anlatmakla başlıyor, Avrupalılar gelip özellikle 1800’lerde iyice bir dolanmışlar, doğrudan Kürtler üzerine araştırmalara girişmişler. Aradan seçip aktarayım, W. M. Ramsay 1890’da Kürdistan’ı ziyaret ettiğinde bir Kürt beyi bütün adamlarının hırsız olduğunu, bir şey kaybolursa kendisine gelmelerini söylemiş. 1830-1840 aralığında Hamilton ve Ainsworth nam iki İngiliz gezgin gelmişler, Türkmenlerle çatışma halinde bulunan Kürtlerden çekinerek rotalarını değiştirmişler. Wolfram Eberhard 1953’te gelmiş, Kozanoğullarının etnik bakımdan Kürt olduğunu, Yavuz Sultan Selim döneminde sürgün edildiklerini söylemiş. Pek çok ismin arasında Georges Perrot’nunkini öne çıkarıyor Alakom, “Orta Anadolu Kürtleri İncelemelerinin Babası” dediği Perrot 1861-1872 arasında pek çok kez Anadolu’ya gelmiş, aslında arkeolog olduğu için eserleri incelemeye geldiği düşünülebilir, Kürtlerle yaptığı konuşmalardan yola çıkarak yazdığı metin derli toplu ilk kaynaklardan biri olarak görülüyor bu bölgedeki Kürtlerle ilgili. Nedir, bir Türk ağası Kürt kızlarıyla evlendiklerini ama Kürtlere hiçbir zaman kız vermediklerini söylemiş, Perrot gözlerini açmasını istiyor Kürtlerden, “tüm yaşamı köylerde, yoksulluk içinde ve kahramanca geçen” ulusun uyanmasını istiyor.

Araplar, Selçuklular, Moğollar, Ruslar saldırmışlar, Kürtler Batı’ya göçerek kurtulmaya çalışmışlar, bin yıl öncesinden kayıtlar var Kürtlerin şimdiki Bulgaristan’a hatta ötesine yerleştikleriyle ilgili. 1100’lerde Moğol baskınlarından kaçanlar, başka savaşların göçmenleri denizi görene kadar ilerlemişler, kalan Konya’da, civar yerlerde kalmış. 1463’te ilk Kürt köyü kurulmuş, 1463 tarihli Ankara Tahrir Defteri’ne kaydı mevcut, köyün adı Kürtler. 1500’lerde vergi veriyorlar, Aksaray’da yeni köyler kuruyorlar. Yer adlarından anlıyoruz, çoğu ad değiştirilmiş olsa da “Kürtkoyağı”, “Kürdmahmadlı”, “Kürdağılı” gibi isimler Kürtlerin o dönemdeki varlığını gösteriyor. Anadolu’ya atanan paşaları, memurları şöyle bir tartmışlar, eziyet edecekleri zorla göndermişler bir zaman, sonra dağıtılmışlardır yine. Germiyanoğulları’nda önemli bir Kürt popülasyonu olduğunu da söylüyor Alakom, çok şeyler söylüyor da pilim bittiği için benden bu kadar. Derinlikli bir araştırma bu. Söylemeye lüzum var mı bilmem, uzaylı bir gözlemci gibi okudum.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!