Oğuz Cebeci – Komik Edebi Türler / Parodi, Satir ve İroni

Komik, absürt, saçma, satir ve ironinin geçişli yapılarına, tarihsel değişimlerine odaklanıyor Cebeci, bu türlerin sosyolojik anlamlarına ve anlamların edebi yansımalarına bakıyor, anlatım teknikleri açısından türlerin kullanım biçimlerini inceliyor, pek çok şey yapıyor. Son derece derli toplu bir çalışma, tasnif üzerine yoğunlaştığı için bugüne ve türlere dair yeni bir katkıdan bahsetmek zor, örneklem grubu oldukça kısıtlı ama analizlere konu olan metinlerin açımlanması başarılı. Kabaca özetlemek gerekirse şu: “Bu şahıs bunun hakkında bunu söylüyor, şu şunu söylüyor, bu metinde bunun ve onun yanında şu da var.” Eh, gerçekten çok kabaca, aşağı yukarı böyle. Tabii edebi türler hakkında içerdiği bilgiler derya deniz, birikimini artırmak isteyenler için faydalı olur. Önsözden başlayayım, Oğuz Cebeci çalıştığı üniversiteden “ücretsiz izin” alarak Oberlin-Ohio’nun ünlü “college”ının kütüphanesinden faydalandığını söylüyor, ücretsiz izin meselesine de dokunduruyor biraz. Bizde durum belli, araştırmacılara imkân sunulmasında son derece cimrice bir anlayış var, tahminimce ücretli izni koparan tayfa da başka ülkelere gidip geziyorlar, dolanıyorlar, sonrasında katılacakları konferanslara uğramadan dönüyorlar, bilim adına müthiş bir iş. Haberlere çıkmıştı birkaç kez, neyse, Cebeci, komik edebi türlerin insan zihninin işleyişine dair bir dizi olguyu gösteren kavramsal yapısını anlama ihtiyacından bahsediyor ve çalışmasını bu ihtiyacın giderilmesi isteğinden doğduğunu söylüyor, örnek olarak incelediği Şıpsevdi‘nin “klasik gerçekçi roman” olarak incelendiğini, satir üzerine kuramsal ve formel özelliklerin bilinmemesinden ötürü eserin bu türün kapsamında ele alınmadığını, bunun bir eksiklik olduğunu belirtiyor, bunu da akademik edebiyat eleştirisi disiplininin ülkemizde henüz oluşmamasına bağlıyor. Batı kaynaklı edebi türlerin, özellikle “roman”ın Ortadoğu coğrafyasındaki yansımalarını değerlendirirken bu eksikliği gidermeye çalışıyor Cebeci, kuramsal gediklerden ötürü çok zarar görmüş Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi yazarların Türk edebiyatındaki yerinin “rehabilite” edilmesi gerektiğini söylüyor. Kuramsal ekollere de bakma şansımız oluyor, Yeni Eleştiri’nin bir metinde ne kadar çok ironi olursa metnin o kadar iyi olacağına dair görüşünü aşırı ironinin yıkıcı etkilerini anlatarak Muecke’nin “ironide azalan fayda” ilkesine uygun bir biçimde açıklıyor. Ele aldığı metinlere bakalım, parodinin ele alındığı bölümde Selim İleri’den Hayal ve Istırap‘la Gülcemal’den Mylassiad var, satirde Şıpsevdi, Abdülhak Şinasi Hisar’dan Çamlıca’daki Eniştemiz, Konstantinov’dan Bay Ganü Balkanski inceleniyor, ironide Yakupyan Apartmanı ve Dayım Napoleon var. İroni diğer komik türlerin temeli olduğu için üç türü de bağlayıcı bir niteliğe sahip, bu sebeple ironi diğer türlerde de karşımıza çıkıyor.

En başta gülme kavramı üzerinde duruyoruz, Cebeci meseleyi temelden ele alıyor. Rasyonel ve irrasyonel olmak üzere iki kuram altında inceleniyor gülme, rasyonelcilerde Hegel ve Bergson gibi düşünürleri görüyoruz, diğer kanadın başını Freud çekiyor. Kuramları detaylarıyla ele alıyor Cebeci, buraya girmiyorum, Bergson’un ve Freud’un gülme ontolojisi aramalarından bahsetmeden de geçemiyorum çünkü mizahın tarihsellik dışı ve kültürlerarası bir olgu olduğu fikri edebiyatı doğrudan ilgilendiriyor. Öte yandan sınıfsal bir gülme olgusundan bahsederken Gurevich’in Bakhtin’e dair eleştirisini de anmak gerek, Gurevich’e göre gülmek Bakhtin’in iddia ettiği gibi sadece yoksullara ait bir şey değil, kilisenin ve seçkinler sınıfının da benimsediği bir olgu. Formel uyumsuzluk kuramı insanların tamamı için geçerli, Aristoteles’e dayanan bu kurama göre bir şeyle o şeyin sunumu arasındaki fark, komik duygusunu ortaya çıkarıyor. Komiğin ayrımını Nikomakhos’a Etik‘te görebiliyoruz, tek amacı ne pahasına olursa olsun güldürmek olan bayağı komedyen ve güldürüyü zevkli bir şekilde sunan eutrapeloi arasındaki fark Romalılarda değişime uğruyor, Cicero’ya göre kaba bir soytarının yaptıkları güldürücüyse de komik değil. Mizah zevki şekilleniyor yani, Romalılar Yunanlara özgü aşırılıklar mizahını beğenmiyor. Komik olgusunun işlevlerine geçiliyor sonra, otoriter sistemi yıkmak için komedi bir silah olarak kullanılabilir ama sonra evinizi basıp sizi tutuklayabilirler, buna dikkat etmek lazım. İkinci işlev, Lacan’ın “arzu” kavramına ilişkin bir metafor işlevi görebilir, insan ilişkilerinin bir süreci olarak değerlendirilebilir, Flieger’in görüşleri bu yönde. Daha da uç noktalarda “melami neşesi” denen bir kavram çıkıyor ortaya, Nasreddin Hoca fıkralarında görebileceğimiz bir şey. Yaşamın kabulünün de reddi. Mutlak nihilizm. Freud’un ego, id ve süperego üzerinden kurduğu komik kavramı, komedinin Antik Yunan dünyasındaki yeri, modern düşünürlerin komedi tasnifleri de sonraki paragrafların konularını oluşturuyor. Komedyenin kişilik özellikleri, fıkraların komik olmasının sebepleri, bir dünya şey var, okurun ellerinden öper.

Parodi: “Etimolojik, tarihi ve sosyolojik perspektifleri de yansıtarak, daha önceye ait bir metnin, başka bir metinle nihai olarak komik etkisi yaratacak biçimde, uyumsuz bir çerçeveye konması”. Yazar parodisini yapacağı metni tez olarak alıyor, antitez üretiyor ve ortaya çıkan eser sentez olarak değerlendiriliyor. Edebi mirasla hesaplaşma, başka bir yazarın yapıtını değiştirme, postmodern tekniklerin en çok tutulanı belki de. Bir metin okuyorsunuz, iyi bildiğiniz bir masalı andırıyor mesela. Genette buna “transtextuality” diyor, alt-metin, üst-metin derken “bürlesk travesti” ve “sahte destan” kavramlarına ulaşıyoruz, sahte destanlar epiğin ve epik üslubun parodisi olarak ortaya çıkıyor. Tabii bu durumda parodisi yapılan metnin iyi bilinmesi gerekiyor, yoksa bir halt anlamıyoruz. Bir örnek: Özge sağ olsun, Kafka’dan çıkan İlker Aksoy’un metni Bir Başka Dünyada‘yı göndermişti bana. Okudum, yazarın Gombrowicz’le birlikte diğer yazarlara göndermelerini anlamayınca twist’ler kurguyu baltalıyor gibi geldi, Özge’ye mevzuyu sorup durumu öğrenince metni tekrar okumak üzere kenara kaldırdım. Belki Gombrowicz okuduktan sonra yine başarılı gelmeyecek, bilmiyorum ama parodisi yapılan metinler hakkında bir şeyler bilmeliyiz yani. James Bond türü filmlerin de parodi olarak ortaya çıktıklarını, sonradan tür değiştirdiklerini bilmezsek tarihi bağlama oturtamıyoruz çoğu şeyi. Parodi metinlerarası ilerliyor, ironi metin içinde kalıyor, Kristeva’nın çıkarımlarına yer veren Cebeci meseleyi iyice bir açıyor ve metinlere geçiyor sonra. Şu alıntıyı yapmam lazım, önemli bir görüş içeriyor: “Eğer parodinin amacı ele aldığı alt-metnin eleştirisi değil de topluma o metin üzerinden bir mesaj vermekse, bu durumda, özünde düzeltilebilir kabul ettiği bir sorunu eleştirerek ıslah etmeye çalışan ‘satir’e yaklaşan bir türle karşı karşıyayız demektir.” (s. 96) Nasreddin Hoca fıkraları bu görüşleri içerdiği için Cebeci’nin sıklıkla kullandığı bir kaynak olarak çıkıyor karşımıza.

Ele aldığı türleri derinlemesine inceleyen bir çalışma, bu noktaya dek yüzde birini anlatmamışımdır belki. Mevzu bahis türler üzerine kafa yormak, bilgilenmek isteyenler için birebir.