Üniversitelerdeki sosyal bilimlerle ilgili bölümlere ayrılan kaynağın giderek azaldığı malum: öğrenci sayısı düşüyor, akademisyenler işten çıkarılıyorlar, mezunların çalışabilecekleri alanlar daralıyor. COVID-19’dan sonra iyice ayyuka çıkan mesele. Bilgi üretiminin artı değerden giderek uzaklaşmasıysa sorun, Kramnick sermayeye edebiyat bölümlerinin hatta sosyal bilimlerin hâlâ “değerli” olduğunu göstermeye çalışıyor sanki, “hakikat” üzerinden ve eleştiriyi bir tür zanaat olarak tanımlayarak. Doğru mu anladım bilmem, muhtemelen aşırı yoruma kaçıyorum da hakikatin sonrasında sözü Yılmaz’a bırakmak lazım, yani giderek atıl duruma sokulan “zanaatı” bir tür bilme yöntemi olarak, daha geniş açıdan bakarsak sosyal bilimleri neoliberal politikaların oluşturduğu ekonomik periferden “kurtarmaya” çalışmak için disiplinlerin nitemini hatırlatarak -kime, periferdekilere mi?- tepetaklak düşüşe engel olmak istiyor Kramnick, de, üretilen bilginin ederinin bilgi üretimiyle paralel şekilde yükseleceğini düşünmek… Bilemiyorum, sorun diğer disiplinlerin edebiyatla tokuşmasında mı, örneğin bir metni istatistiğe ait araçlarla eşelemenin gösterdiği şeyler vardır ve bu yolla elde edilecek veriler metni sayılara veya sembollere indirgeme riski taşır elbet, eleştiri bağlamında metni kurama veya kuramı metne uydurmak elbet hakikatten sapmayı kolaylaştıracaktır ama burada hakikatin çarpıtılmasından veya eleştirinin akademiden çıkamamasından -üsttencilik, anlaşılmaz dil, kısacası elitizm- çok daha büyük bir sorun var: belli türdeki bilgilerin değersizleştirilmesi, ortaya çıkarılmaları için yapılan yatırımların kısılması. Gayet sistematik, bilinçli bir tercih, tıpkı memleketteki zottirik gelir dağılımının çok büyük ölçüde politik kararların sonucu olduğunu anlamayıp hâlâ ekonomik krizden, tekil sebeplerden -savaş, bilmem ne- bahsedilmesi gibi. Açıkçası ikna olmadım Kramnick’i okurken, yakın okuma yöntemini marangozluğa yaklaştırdığı bölüme gelmeden önce niyetini alıntılayacağım: “Ben, edebiyat eleştirisinin sosyal bilimlerin geri kalanından olduğu kadar fen ve beşerî bilimlerden de ayrılan ve bu disiplinlerle benzeşen yönlerini tahlil ediyorum. Hedefim, edebiyat çalışmalarına özgü yöntemlerle biraz vakit geçirmek ve bu sayede çok disiplinli ve çoğulcu bir üniversitenin bir parçası kabul edilecek kendine özgü epistemolojisinin özlü bir raporunu çıkarmaktır. Diğer bir deyişle hedefim, sosyal bilimler uzmanlığının fen bilimi uzmanlığına eşdeğer olduğunu ve edebiyat eleştirisinin diğer disiplinler arasında yeri olan bir disipline dâhil olduğunu savunmaktır.” (s. 10) Sanırım, Kramnick’in niyetini defalarca tekrarlamasından ötürü diyeceğim, bunu savunmak yerine başta neden uzmanlık hiyerarşilerinin oluştuğunu irdelemek, disiplini hiyerarşinin üst katmanlarında yer alan disiplinlerin yanına koymaya çalışmak yerine bu değer paradigmasının yapısal, ekonomik temellerini eleştirmek gerekirdi de alan belli, Kramnick birikiminin olduğu alandaki verileri derleyip toparlayarak bir çözüm sunabileceğini düşünüyor. Uyuşmazlık bir yana, gerçekten derleyip toparlıyor bu arada, metin bu açıdan kıymetli, kültürel sermayenin daha fazla gerilememesi için yatırımcıları tekrar yatırım yapmaya ikna etme yönünden değil. “Disiplinin çöküşü; dünya, edebiyat eserleri ve onları yazan ve okuyan insanlar hakkında daha az şey bilmemiz tehlikesini doğurur. Bu kaybı basit ve çarpıcı biçimde dile getirmek, aynı zamanda yaptığımız şeyin epistemolojik gerekçesini görünür kılar. Bir disiplindeki öğretme ve yazma uygulamaları şu ya da bu şekilde bilgi yaratma ve yayma uygulamalarıdır. Bu kadarını söylemeye hem gerek dahi olmamalı hem de bunlar sürekli söylenmeli. Diğer tüm disiplinler gibi edebiyat da toplumsal gelişim için önemli kabul edilen bir alanın incelenmesidir. İster iletişim ağlarıyla, ister romanlarla uğraşılsın; tüm disiplinler kendi varlık gerekçelerini benzer biçimde savunur. Akademik çalışmalar, dünyayı anlaşılır kılmaya yarar ve bu sayede dünyayı daha iyiye taşır.” (s. 12) Buradan başka bir olguya da geliyoruz, dünyayı anlaşılır kılmanın daha pratik, harcanan emeği düşününce daha ucuz yolları -nitelikçe daha düşük olabilir, gereksinim duyulan veriye göre sorun oluşturmaz bu- öne çıktıkça, kısacası edebiyatın hatta sosyal bilimlerin işlevleri budandıkça “itibar savunması” iyi niyetli bir girişim olmaktan öteye gidemiyor. Fakat takdir etmeli Kramnick’i, akademinin kamuyla daha entegre hale gelmesi için bir parçası olduğu kurumu eleştiriyor, Judith Butler’ın “beşerî bilimlerin araçsallık ve kârlılığa indirgenemeyen değer alanlarını canlı tutarak tüm bilgi alanlarına yapabileceği ayırt edici katkı” görüşünü öne çıkarıyor, bir anlamda bilginin demokratikleşmesi gerektiğini savunuyor. “Hakikat, adalet ve güzellik değerlerinin canlı tutulması” için. Sermayeye karşı toplumculuk, sermayenin gözüne girebilmek için? Neyse, Kramnick’in incelemelerine bakalım, eleştiriyle ortaya çıkan bilgi ve algının soyut ve kopuk fenomenler değil, somut ve çevresiyle ilişkili olabileceğinden bahsediyor, kelimeleri dünyaya bağlayan eleştirinin “istihdam yapısı dışında” yapıldığında yöntemlerini sürdürüp sürdüremeyeceğini anlamaya çalışıyor. “Araştırma Yöntemleri Üzerine Konuşmak” nam bölümde Felski’nin “yöntem savaşları” dediği çatışma: metinleri yorumlamanın yeni yollarını araştırmak yerine metin yorumlarının okura nasıl hissettireceği üzerinden bir tartışma dönmüş bitmiş, okuma ile yorumlamanın esas ve gerçek prosedürleriyle ilgili değilmiş oysa. Uygulamaya bakmak gerekiyor Kramnick’e göre, üniversitelerde ders verilmesi de, metin yazılması da disiplinin temellerini taşıyor, biri diğerinden daha az değerli değil. Üstelik başka disiplinlerin içinde eritilemez eleştiri, özgünlüğü bunu imkânsız kılar, sırf öğretme zanaatı değildir, pedagojinin alanına hapsedilemez, kendine has kuralları vardır. Yakın okuma, eleştirinin bir parçası olarak sırf okuma eylemi olmaktan çıkıp yazmaya varır, yöntem hakkındaki uygulama yazmaktır aslında, böylece dolaşıma giren ve etkileşen metinler zanaat ürünü olur. “Yakın Okuma Yöntemi”ne gelelim, metinden metin üretilmesidir, eleştirinin doğasında bulunan yaratıcılıkla ilgili. Form da önemlidir bu açıdan, bir resmi değerlendiren sanat tarihçileri türler arasında geçiş yapmak zorundadır ama eleştirinin kaynağı metindir, aynı türden iki eserin etkileşmesi dolaysız veri yaratır. Teknikleri kullanma becerisine de bağlıdır tabii bu, Kramnick birkaçını inceler: “Edebiyat eleştirisinin çoğu iyi alıntı yapma sanatına dayanır: İddianızı destekleyen satır ya da kelimeleri işaret etmek, onlara karşı veya onların etrafına yeni kelimeler yerleştirmek, alıntılanan kelimelerin alıntılanmayanların arasında ya da bilimsel tartışma geleneğinde nasıl bir yer tuttuğunu tarif etmek.” (s. 45) Örnekler var, “eleştirel serbest dolaylı söylem” kaynak metne yaklaştıkça üslubun temsiliyle birlikte yorum daha açıklayıcı hale geliyor, istenen şey. Eserlerin nesnel gerçekliğine uygun olarak biçimlenen eleştiri tonu kaynak metnin kodlarını gösteren ögeleri ortaya çıkarmak için başvurulan disiplinlerden alınan verilerle uyumlu olsa bal kaymak, kurumsallaşmış disiplinler dili bir çektiler mi bırakmak bilmiyorlar yoksa. “Yetkin Uygulama” bölümünde Donald Davidson’dan bir alıntı yapmış Kramnick, uygulamanın amacının özeti: “Bir eleştiri cümlesindeki alıntılanmış kelimelerin, o kelimelerle birleştirdiğiniz ve kelimelerin etrafına yerleştirdiğiniz kelimelerle uyumlu olması gerekir. Aynı zamanda, başka yerde geçen kelimelerin yansıması olmalılardır, yani yanlış ya da bağlamından kopuk alıntılanmamaları gerekmektedir.” (s. 74) Tekniği doğru biçimde kullanmakla tekniğin doğru biçimde kullanılmasının gösterdiği gerçeklik arasındaki organik bağın asıl zanaat olduğunu söyleyen Kramnick bu alandaki tartışmalar hakkında da bilgi veriyor, ikisi arasında ast-üst ilişkisi kuranlara katılmadığını belirtiyor, ulan öyle şey mi olurmuş. Evet. İyi eleştirmenin belirttiği noktayı okur da görüp anlar, iddiaları tartar, uygulamadaki ustalığı fark edip ayakta alkışlar falan. “Başka bir deyişle, uygulamalı bilgi, diğer disiplinler ya da yaşam alanlarında olduğu gibi edebiyat eleştirisinde de düşünce alanına ait bir alandır.” (s. 79)
Vardığı noktayla varmayı umduğu nokta arasında -bence- uçurum var ama eleştirinin günümüzdeki işlevi olsun, son yirmi yılın itişme çekişmeleri olsun, iyi bir inceleme Kramnick’inki.











Cevap yaz