Heiko Haumann – Dracula

Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com’a aittir.

İlk bölümde Vlad Drăculea’nın yaşamını hurafelerden arındırarak anlatıyor Haumann, hurafeli halini şu filmde görebilirsiniz. II. Mehmed’i Dominic Cooper abimiz oynuyor, padişahın sarayda beraber büyüdüğü Vlad’la karşı karşıya gelmesi yüksek ihtimaldi, gerçekleşti. Öncesine bakalım, Vlad 1431 doğumlu, Sighişoara’da doğduğu söylense de Nürnberg’de de doğmuş olabilir, kendisiyle aynı ada sahip babası o sırada hamile eşiyle birlikte kutsal bir meclisin açılışına katılmak için şehirdeymiş, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun o dönemki kralı Sigismund’un davetlileri arasında olduğu bu mecliste Kilise’ye kafa tutan Hussitlere karşı mücadele yöntemleri tartışılmış. Kral Sigismund’un Vlad’ı çağırtma sebeplerinden biri Osmanlı’nın ilerleyişiymiş, Papa’nın iteklemesiyle kurulan zayıf ordu bir de doğunun ateş çocuklarından tokat yemesin diye Vlad’ı kullanmak istemişler. Ejderha Tarikatı’nın şövalyesi yapılan Vlad’a “Drakul” lakabı verilmiş, o sıralarda yeni doğmuş oğluna da “Drăculea” demişler, ismin temeli bu. Söylendiği gibi “Şeytan” anlamına gelmiyormuş bu lakap, Vlad kendisini asla bu şekilde adlandırmazmış. Çocuğumuz büyürken Macaristan tarafları yangın yeri, iç çatışmaların yanında Osmanlılarla savaşlar sürüyor, Avrupa doğudan gelen tehlikenin farkına varmamış henüz. İngiltere ve Fransa yüz yıldır süren savaşları bitirmeye yakın ama iç istikrarı sağlamak için dış meselelere karışmıyor pek, Portekiz kralının oğlu Denizci Henry keşfe çıkmış, İtalya’nın şehir devletleri çatışma halinde, kısacası Papa’nın çağrılarını ipleyen yok. Vlad tıpkı Osmanlılar gibi bu karışıklıkları kullanarak serpilmeye çalışıyor. Hunyadi Yanoş’la zaman zaman ittifak kurup Osmanlı’yı geriletmeye çalışsa da iktidarı sağlam temeller üzerinde yükselmediği için her an tehlike altında, Yanoş’a bıçak çekmeye varacak bir çekişme de var aralarında. Hasılı bu ittifak pek yürümüyor ve bir süre sonra en büyük oğlu Mircea’yı yanında tutarak Vlad ve Radu’yu Osmanlı’ya rehin vermek zorunda kalacak Vlad. Sonrasında çocuk büyüyecek, babasının koltuğuna oturacak ve Osmanlı’ya zaman zaman kök söktürecek. Egemenliğinden taviz vermeye niyetli değil, önünde sarıklarını çıkarmayı reddeden elçilerin kafalarına küçük çivilerle çaktıracak o sarıkları falan, bilinen hikâyeler. “Küçük bir prensliğin voyvodası olarak onu dünyanın en kuvvetli imparatorluklarından birine kafa tutmaya yönlendiren neydi? Vlad, Mehmed’i şahsen tanıyordu. Vlad’ın ‘Güzel’ (cel Frumos) lakabıyla tanınan kardeşi Radu ile eşcinsel bir ilişki içine girmesinden ötürü onu hakir görüyor olabilir miydi? Ama bunu yapmasının ardındaki en önemli itici güç, Vlad’ın mutlak hükümdar olmak yolundaki arzusuydu.” (s. 31) Sonrasında Fatih Sultan Mehmed sefere çıkar, yanına müstakbel voyvoda Radu’yu da alarak Vlad’ı kovalamaya başlar ama ilerledikçe yanmış tarlalar ve evlerle karşılaşır, vur kaç taktiğiyle düşmanını yıpratan Vlad bütün ordusuyla saldırıya geçer. Toparlanıp savunmaya geçmeye fırsat bulamayan Osmanlı ordusu mavi ekran verir, Vlad merkeze kadar gelir ama sultanın çadırını şanssızlık eseri ıskalar. Eflaklılar anında arazi olur, Osmanlı ordusu ilerleyişini sürdürürken yolda Kazıklanmış İnsanlar Ormanı’na denk gelirler, orman hakkında bilgi vermeye gerek yok sanırım. Sonrasında yine iç münakaşalar, Vlad iki yıl hapis yatıp çıktıktan sonra Osmanlı’yla savaşmaya devam etse de rakiplerinden biri Eflak’ın iyice zayıfladığını görünce şehre saldırır, Vlad savaşta öldürülür. Tam belli değil, Vlad bir suikastçı tarafından veya savaşırken öldürülmüş olabilir. Söylentilere göre bedeni Snagov Katedrali’ne defnedildi, 1980’lerde Vlad’a ait olduğu düşünülen mezar açıldığında mezarın boş olduğu görüldü. Neden, çünkü adamı vampir yaptılar, uçup kaçıp camış kanı falan emiyor şimdilerde. Vlad’ın kan lüplettiğine dair resmi bir kayıt yok, cezalandırma yöntemini sıra dışı biliyorduk ama binlerce yıldır kullanılan bir işkence yöntemiymiş meğerse, bu adamın anormalliğinin kaynağı ne o zaman? Vampirlerin tarihine dair malumat veriyor Haumann, o kısma hiç girmeden dönemin siyasi atmosferine bakmalı. Batı, Eflak’a göre Daha Da Batı kazık olaylarından ötürü dehşete düşmüş gibi görünse de çok daha beterlerini yapmışlar, Vlad krallarla arayı biraz bozduğu için daha ipe sapa gelmez bilgilerin yer aldığı bildiriler dolaşmaya başlamış ortalıkta. Vlad birkaç Çingene’yi kızarttırmış, birilerine yedirmiş, Hristiyan çocukların kanlarını emiklemiş, hemen hepsi Matthias Corvinus’un eseri: “Vlad’ın sözde ihaneti ve yaptığı zalimlikler, kısa bir süre önce ‘Türklere’ karşı önemli askerî zaferler elde etmiş olmasına rağmen, Hristiyan ordusunun başına neden onun değil de Macar kralının geçirilmesi gerektiğini de açıklıyordu. Matthias, aynı gerekçeleri III. Friedrich ve Papa II. Pius’a da sunuyordu. İnsanları böylesine acılar çektirerek öldürmekten zevk alan biri, batı dünyasının temsilcisi olamazdı.” (s. 48) “Kana susamış kazıklı voyvoda” imgesi patlıyor o dönem, hatta bazı resimlerde ve oymalarda Vlad’ın yüzünü Türk savaşçılarının yüzü olarak görmek mümkün. Malum, Vlad’ın ikonik resmi hemen herkesçe biliniyor ve korku objesi olarak kullanılıyor bir dönem. Kazığa oturtmanın doğrudan vampirlerle ilgisi yok aslında, hatta bir vampiri öldürmek için tahta kazıkla deşmek gerektiği bilindiğine göre Vlad’ı vampir avcısı olarak bile görmek mümkün ama görüldüğü üzere adamın biletini kesmişler bir kere. Van Helsing olacakken Dracula olmuş.

Dalga bir kez yükseldikten sonra inmek bilmiyor, Vlad’ın yüzünü 1400’lü yılların ortalarından itibaren İsa’nın çarmıha gerilişini gösteren resimlerde bile görmeye başlıyoruz. Kısa bir zaman diliminde Viyana’da yapılan çok sayıda tablo adamı şeytanlaştırır, öyle ki İsa’nın karşısında Vlad kafalı Pilatus’un durduğu görülüyor mesela. 15. yüzyılın sonlarından itibaren Rusya’ya da ulaşan hikâyeler zaten batıl inançlarını sarıp sarmalayan Rusların kayışını koparıyor ama Korkunç İvan hemen el koyuyor duruma, belki kendisini de Vlad’a benzetmelerinden çekinmiştir. Hristiyan çocukların kanını içen Yahudilerle bir tutulan Vlad’ın itibarı yerle bir, 19. yüzyılda Romen milliyetçiliği Vlad’ı bağrına bastığında da o kan emici despotu lider olarak görmek istemeyenler var. Vampir yakıştırması yüzünden tabii, Çavuşesku’ya dahi vampir dendiğine göre kötü bir şey olsa gerek. “Aydınlanmış” Batı’nın mutlak monarşileri huzursuzluk yaratan her türlü inanca karşı saldırıya geçtiğinde halkın elinde bu inançlardan başka hiçbir şey yoktu, Haumann’a göre kontrol edilemeyenin sınırında olmak isteyenler için batıl inançlar kurtuluş demekti. Katoliklerin Ortodokslara çıkışmasının sebebi aforoz edilenlerin cennete gidemeyeceklerine dair Ortodoks inancı. Şeytan bu bedenleri ele geçirip kötü şeyler yaptırabilirmiş, Batı’ya göre bir sürü zırva. Batı’nın Doğu’yu hakir görmesinin başlangıcına tarihlenebilir bunlar, “medeniyetin merkezi” olan Batı için Rusların sözde barbarlığı, Doğu’nun gelişmemişliği, Balkanların ne işe yaradığının bilinmemesi falan, keskin ayrım “öteki Avrupa”yı çemberin dışına atmak istediği için vampir mitosunu fiştekliyor bir güzel. İlginç, 1991’de Yahudi cemaatlerinden birinin başkanının altmış yıllık mezarına iki metreden uzun bir kazık çakılmış, ölülerin geri gelmesini engellemek isteyenler bu tür uç önlemler almayı sürdürüyor.

Son bölümlerde Dracula’nın popüler kültürdeki hallerini görüyoruz, kült filmlerin yanında Alacakaranlık da inceleniyor ki vampirlerin nereden gelip nereye gittikleri, huyları suyları anlaşılsın. Grimm Kardeşler’den bahsedip bitireyim, masal yazmaya başlamadan önce ülkelerinde yayımlanan bir mizah dergisinde vampirlerle Yahudileri bir tutan çizimler yapmışlar, o dönemde kara propaganda çok tesirli. “Son olarak, Dracula figürünün o anki tasarımı, zamanın ruhunu ifade edebilir: Aynı anda hem bir çağın yaydığı dehşeti hem bir başkasının coşkulu kaygısızlığını hem de bir diğerinin tıkanmışlığını ve alternatif yaşam biçimlerine yönelik özlemini temsil edebilir.” (s. 119)