Doğan Kuban – Türk Ahşap Konut Mimarisi 17. – 19. Yüzyıllar

Hayatlı ev tipolojisinin kökenleri, yankıları. Hayat şu, Batılı gezgin ve sanat tarihçilerinin Türk evi olarak tanıttıkları evlerde tam karşılığı görülemez ama izleri bulunabilir. Eklektik bir yapıya alan açar hayat, Kuban evlerin estetiğine değindiği bölümde hayatın Türkçeyle aynı yapıdan geldiğini söyler: sondan eklemek, ekleme biçimiyle anlamı değiştirmek. Keskin, katı sınırlar yoktur Türk evlerinde, elbet pragmatizmin etkisiyle birtakım sabitler oluşmuştur ama kültürel ögeler mutlaka yer bulur, zaman zaman işlevselliği bir kenara koyar. “Sultan ısınmak için kürkler giyiyor ve kâgir bir yapının iyice ısıtılmasını istemek yerine mangalları yeğliyorsa, bunun kökeninde derin kültürel belirleyiciler olmalıdır.” (s. 203) Elbet uzun zamanlı kullanım gözetilir ama bu yapılar sonraki kuşaklara aktarılacakmışçasına inşa edilmez, burada “uzun zaman”ın niteliğinin bir yaşam boyu olduğunu düşünebiliriz. İyi ihtimaldir, yangınlar durmak bilmez çünkü, taş kullanımı zorunlu kılınmışsa da ahşap kullanılmıştır zira çadırların çatılmasından gelen bir, ne olsa, güveni yüzyıllar sonra uyandırır ahşap. İronik. Küle güvenmek bir anlamda, çadırların kilimlerle bezendiğini düşününce evlerin duvarlarının da süsleneceğini düşünürüz, süslenmiştir ama asıl dışarıdan gelen bir itkinin sonucu, haliyle yarın başka bir yapıda yaşamını sürdürecekmişçesine davranan insanın konarlığından göçerliğinden izler taşır bu evler. Anonimdir, kırsalda şekillenmiştir, saraylara yansımıştır. Ekolojik gereksinimlere dolaysız bir yanıttır Kuban’a göre, yaptıranların simgesellik arayışları söz konusu değildir. Yenilikçi de değildir halkın konut tasarımları, zamanın donukluğunun temsilidir. Evin içiyle -Antalya civarında odaya “içeri” denirmiş- dışı arasındaki fark toplumsal yaşamın çoğunlukla dışarıda akışından, içeriden dışarıya hatta, ev devinimin en az olduğu yerdir. Sedirler yere o kadar yakın yapılır ki oturmaya meylettirir insanı, zamanla yükselmiştir ama varlığını korumuştur. Odaların köşelerine gusülhaneler yapılır, temizlik için başka bir bölme kullanılır sadece, odadan odaya geçmek gerekmez. Mekânın her yerini ısıtmaya lüzum yoktur, sultanlar bütün yapıyı dolaşmazlar, belli noktalardan yayılan sıcaklık yeterlidir. Hareketsizliktir Türk evi, dışarının yoruculuğunun, sokakların biçimsizliğinin -kavram olarak sokağın bile sorgulanabileceğini gösterir Kuban, sokaklar kapılardan çıkmayı sağlayan biçimsiz yollardır sadece, taşla döşenmesine bile görece yakın tarihte erozyonu engellemek amacıyla başlanmıştır- unutulduğu yerdir bir anlamda. Durağanlıkla ilgili: “Yapı tekniklerinin ve sosyo-ekonomik koşulların değişmediği bütün sanayi öncesi ortamlarda geleneksel ev tipolojisi basmakalıptı. Bunun nedeni dış dünya ile ilişkilerin sınırlılığı ve görsel çeşitliliğin eksikliğidir. Konut mimarisi tarihi bu uzun dönemli kararlılığın, daha doğrusu tutarlılığın yansımasıdır. Ortak bir şemaya göre yapılan konutlar o toprakların tarihini ve coğrafyasını yansıtır. Yapı tasarımında yabancı bir ustanın getirdiği yenilik hemen belli olur. Yeni bir biçim düzeninin kabulünde evin sahiplerinin onayı gerekir. Bu süreçte estetik kalite, köklü bir deneyimin parçası, işçiliğin kalitesi de evin sahibinin statüsünün simgesidir.” (s. 3) Prototipler coğrafyada mevcuttur, eklenirler, bazı uygulamalar zamanla kabul görmemeye başlar, örneğin Beylikler zamanında Türkler yapılarında taş malzeme, İran ve Mezopotamya etkisiyle turla örtü kullanırlar, Romalılar ve Bizanslılar yine taşla tuğlayı karıştırırlar, ahşabın piyasaya çıkmasıyla birlikte Türk konut geleneğinin sürdüğünden bahsedebileceğimizi söyler Kuban. Balkanlarda örneği görülebilir, gerçi Ohri’yle Safranbolu evlerinin arasında farklar vardır ama hayatlı evler Filibe’ye ulaşmıştır, sosyal yaşama egemen olan Türkler evlerini de yanlarında götürmüşlerdir. Ötelere doğru ilerledikçe etki azalır, Osmanlı’nın sınırları içinde bu tür evlerin görülmediği yerler vardır. Kökenler ayrıntılarıyla var, revak ve eyvan avluyla birleşerek hayatlı evin ilk biçimini ortaya çıkarmıştır, Partlardan gelen yapı geleneği İslam mimarisiyle birleşmiştir, bazilikalarda izleri vardır, Arapların beyt dedikleri yapılarda keza, Anadolu’nun kerpiç geleneği de Hitit evlerinin benzer ögeleriyle birleşince, Türkler göçüyorlar bir yandan, çadırları ve mimariyi taşıyorlar bu çeşitliliğin olduğu yere, oldu bize hayatlı ev. Bizans’taki çok katlı ev anlayışının Türk evi geleneği tarafından benimsenmemesi başta olmak üzere dışlanan anlayışlar için ayrı başlıklar açmış Kuban, İbn Haldun’un gözlemlerine yer vermiş, seyyahların yorumlarıyla mevcut durumdaki binaları kıyaslamış, mevzunun tarihine dair dört dörtlük araştırma. Mesela Türklerde antik yerleşkeleri koruma gibi bir anlayış yok, bir zamanların metropolisi Bergama’nın sakini yine varmış ama özellikle Türklerin gelişiyle birlikte Rumca konuşan nüfus çok azalmış, kamu yapılarında pek bir artış olmayınca da… “İslam ve Bizans geleneklerini kristalize modeller olarak kabul edebiliriz. Ancak, hayatlı evi ortaya çıkaran mekanizma göçerlerin yerleşmesi ile daha doğrudan ilişkiliydi. Eski modellerin anonimleşmesi ve dönüşümü, yeni kentlerin eteklerine göçerlerin yerleşmesi, yaylaya göçün sürerek bir çeşit mevsimsel göç haline gelmesiyle başlamıştır. Bu iki süreç, Türk kentleri ve evlerinin fizyonomisini yaratmıştır.” (s. 35) Tarihsel süreç böyle, göçerler taş ve kerpiç yerine ağaç kullanmaya yatkın, yapı malzemesi olarak onu yeğlemeleri doğal. Göçer çevresi kentlileştikçe ihtiyaçlara göre modüler yapıyla oynanıyor, en sonunda Batı’nın mimari anlayışları benimseniyor, hayatlı evlerin yapımı duruyor. Bir şey daha, bu evlerin kökenleriyle ilgili tezleri değerlendiriyor Kuban, yüzeysel incelemenin hastası olduğum için kitabın teknik bilgiyle en dolu bölümlerinden birini geçiyorum. Göçer çadırı ile Türk evi ilişkisine değinebilirim bir, çadırlarda odaların döşenmesi ve mekânsal düzenlemeler hayatlı evlerin dinamiğiyle oldukça uyumlu, biçimi topyekun etkilememişse de. Yoksa taştan duvarlarının dışarıyla bütün iletişim yollarını kapadığı zemin kattır, kadınların tahta kafesten dışarıyı izleyebildiği, sosyal yaşama başkaca pek az dahil eden ikinci kattır, bunlar tamamen toplumsal yapının tezahürleridir aynı zamanda, çadır düzeniyle aşırı dolaylı bir bağı vardır.

Sofalar, meşhur binalar, kent evlerinin dönüşümü, cumbalarla çıkmaların ortadan yavaş yavaş kaybolmaları, ardından morfoloji, hayatlı evin bölümlerinde gezinti. Oda: hayatla birlikte mekânsal ve işlevsel yapılanmasıyla Türk konut kavramının çekirdek ögesi. Mobilyanın girmesiyle birlikte karakteri bozulmuştur, bozulmayanına taşra ve köy evlerinde rastlanabilir. Planda bağımsız bir konumu vardır, ancak herhangi bir açıklığa bakmayanına bir başka odadan geçilerek ulaşılır. Kabaca depo işlevi görür bu türü, benim gördüğüm bir örnekte namaz odasıydı. Aile apartmanı, Bedri’yle atari oynarken tuvalete diye odalardan birine girmiş, başka bir odanın kapısını görünce şaşırmıştım. Meraktan o kapıyı da açınca, aa, ninenin namaz odası. Tuhaf gelmişti, neden koridora bağlanmayan bir oda? Mekânın geleneği. Sedir gelenektir, yüklükler ve diğer dolaplar, döşemeyle tavanın süslü veya süssüz olması, malzemesi, pencereler ve ışıklandırma, kapı, ocak ve baca derken evin her bölümüne göz atıyoruz. Odanın kullanımı nasıl, ayakkabıyla girilmemesi âdet bir kere, halılarla kaplı, sedirde de yerde de şilteler var. Ortaya sini geliyor, herkes çöküyor, yemek elle yeniyor, gruplar halinde yerde uyunuyor, sedir yeterince büyükse sedirde. Hayatta durum: “Bütün etkinlikler için geniş bir alan olan hayatta sonraları özel işlevler için ikincil alanlar ve mekânlar yaratılmıştır. Hayatın avluya daha yakın ucunda döşeme yükseltilerek bir oturma alanı olan tahtlar ortaya çıkmıştır. Bunların ikinci bir eyvan olarak düzenlendiği de görülür. Bazı 18. yüzyıl evlerinde gördüğümüz gibi, daha geniş evlerde hayata köşk adı verilen büyük bir balkon eklenmekteydi. Bazı yörelerde sergâh adı verilen bu köşklerin giderek bahçeye bakan bir odaya dönüştüğü de görülür. Bu köşkçükler büyük konakların divanhanelerinden esinlenmiş olabilirlerdi.” (s. 137) Görüldüğü gibi türlü kullanım, evlerin yüreği.

Meraklı okur için hazinedir, kaçmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!