Alexandre Jardin – Jardin’lerin Romanı

Alex delirmemesinin sebeplerini merak ediyor anlatı boyunca, gerçeklikle bağını koruyan neydi? Gerçekliğin ne olduğunu bilememekti, o kadar olağanüstü bir ailede büyümüştü ki malikânenin dışındaki gerçeklik bir türlü tatmin etmiyordu, zaten sınırların dışına çıkar çıkmaz evdeki “çift dalaklıların” benzerlerini buluyordu hemen, onlar onu buluyordu, yaşama dair her şey olağanlıktan kurtuluyordu. İlk metnini basan Gallimard’ın kodamanları uçuk, Jardin büyüsünün etkisinde kalan eski başbakan keza, aile devletin en üst kademelerinden en altına dek bütün bürokratları efsunlamış, sanatçıların yeteneklerini ortaya çıkartmak için bütün imkanları sunmuş, şenlikli bir dünya. Claude Sautet’nin César et Rosalie‘sini anmalı, Sautet bu gerçeküstü malikâneye Alex’in annesi Luz için geliyor, kadının âşığı. Alex’in babası Zebrail’in çok yakın arkadaşı Sautet, o kadar yakın ki Zebrail arkadaşından çocuk yapmak istiyor, yapamayınca üçlü bir ilişki doğuyor hemen. Sautet’nin filmde anlattığı konu kendi yaşadıklarından doğmuş, kurmacaya benzer yaşamdan doğan kurmaca. Luz’dan çocuk yapmaları yasak olan pek çok sevgiliden biri Sautet, belki de çocuk yapamadığı için en iyi bildiği şeyde, sinemada istediklerini yapmaya çalışmıştır. Alex’in roman yazarlığının temeli bu, gerçekliğinden her an şüphe duyduğu onca yaşantıyı tartacak başka bir gerçeklikle ilişki kuramadığı için her şeyi yazarak normalleştirmeye çalışıyor. Ara bölümlerde dedesinin âşığı, genç yaşta dadı olarak çalışmaya başlayıp sonra evin demirbaşlarından olan Zuzu’yla gerçekleri anlatma konusunda ettiği muhabbetlerde neleri yazıp yazamayacağından emin olamadığını bu kurgu-gerçek çatışması bağlamında irdeleyip ne yapacağına bir türlü karar veremese de Zuzu’nun isteğiyle her şeyi yazmaya karar veriyor. Gerçi Zuzu bir iki şeyi yazmayı yasaklasa da anlatıda karşımıza çıkıyor yasaklanan meseleler, Alex söz dinlememiş. Şaşırtıcı değil, utanacağı bir şey yok, zaten yazmasa gerçekten delirecek. Zebrail’in delirmeye beş kalası bir gün babasına benzemekten korkarak tekeşliliğe yönelse de bir süre sonra o da aşkın coşkusuna kapılarak eşini aldatacak ve nihayetinde boşanacaklar, ailesinin etkisinden kurtulmaya çalışan Alex için yıkım olduğu belli, elinde yazmaktan başka çare yok. Yakınlarının gizliliğine tecavüz ettiğini düşünse de yaşanan olaylar en az otuz yıl öncede kalmış, karakterlerin çoğu ölmüş, yaşayanlar da umursamayacak kadar yaşlı. Bir tek ninesi Arquebuse’ün aşk defteri açığa çıkmıyor, onun hikâyesi en sonda. Nine ailenin başından geçen bütün maceraları bir deftere yazmış, öpüşmeden sekse her türlü eylemin bilgisi, kimlerin kimlerle ne yaptığı o defterde var, Alex deftere ninesinin ölümünden sonra bakmak istese de Zuzu’nun önerisiyle İsviçre’de bir bankanın kasasını kiralıyor, defteri kasaya koyuyor. Zamanın geldiğini düşününce Alain Delon, eski başbakan, bir iki sanatçı ve ailenin çevresinde dönüp durmuş birkaç kişi daha hep beraber deftere bakmak için yola çıktıklarında korkuyor Alex, kardeşinin üvey olduğunun ortaya çıkması gibi kendisi hakkında öğrenmek istemediği şeyleri öğrenebilir belki, bu yüzden bankada defteri Delon’un okumasını istiyor. Büyük an geldiğinde Delon defteri açıyor, yazılanlar doğruysa ve yayılırsa Avrupa’nın en önemli yüz ailesinin mutlaka dağılacağını söyleyerek gülüyor ve oradakilere başka hiçbir şey söylemeden defteri kasaya geri koyuyor. Ninesinin dürüstlüğünden emin Alex, bu yüzden belki de intiharın eşiğine getirecek şeyleri öğrenmemekten mutlu, yazdığı metni tamamlayabilir. Tamamlamış, okuyoruz. Delon’la filmi de çekmiştir herhalde, bir gün önemli bir yapımcı telefon ederek Delon’un oynayacağı bir film için senaryo yazmasını istiyor, buluşuyorlar, kürek etkinliği. Delon kürek çekerken Alex’e “Pascal” demesinin bir mahzuru olup olmadığını soruyor, zamanında Pascal’la çok iyi arkadaşlar. Anlaşabiliyorlar, yıllar önce aynı havayı solumaya başlamışlar. Serge Gainsbourg’lu anılar başlı başına bir olay, okura kalsın.

Jardin’lerin nasıl yaşadıklarını Zebrail’de anlattım, karakterlerin deliliklerine odaklanayım. Dede Sarı Cüce’nin Vichy döneminde önemli bir devlet görevlisi olduğunu söylüyor Alex, yıllar sonra Nazi teröründe ailesinin payının olup olmadığını kesin olarak öğrenemediği için duyacağı pişmanlık geçmek bilmeyecek. Neyse, Sarı Cüce ve eşi Arquebuse’ün ilişkileri hoş, Zuzu gelince daha da güzelleşiyor. Sarı Cüce’nin taktiği ilginç, Zuzu’nun solak olduğunu görünce o da solakmış gibi davranıyor, kadına yanaşıp aşk üçgenini kuruyor hemen. İyi anlaşıyorlar, kıskançlığı bir nevi düşüklük olarak gördükleri için olumsuz duygular beslemiyorlar. Arquebuse zaten dünyadan kopuk bir şekilde yetiştirildiği ve arzu ettiği her şey sunulduğu için yarı düşte yaşıyor, dünyayı kasıp kavuran savaşlar sırasında ailesi hiçbir şey söylememiş ona, yüksek duvarlar arasında geçen yıllarında bol bol kitap okumuş. Sıkıcı insanlardan hazzetmiyor hiç, Charles de Gaulle’ün de katıldığı bir yemekte politika konuşulurken uyuyakalınca kafasının düşüp porselen tabağı kırmasıyla meşhur. Çok da duyarlı bir insan, Zuzu’nun karnından çıkan yedi metrelik tenyayı kendi karnına yerleştiriyor, yardımcı olan doktor hâlâ doktorluk yaptığı için adı gizli, Alex o kadar da rahat değil kısacası. Kadının başka bir deliliği de son savaş sırasında tanıştığı âşığını kırk yıl sonra bulmaya çalışması. Kimliği yok, dil bilmiyor, ülke değiştirip adamı bulmak için Alex’in yardımına ihtiyacı var. Kulaklarına inanamıyor Alex, her an yakalanma tehlikesi var ama kadını caydıramıyor, yola çıkıyorlar. Kazasız belasız varış, iyi ama adam sözünü tutmuyor, Alex ninesini bir başına otururken görüyor. Dönüş yoluna koyulmak için buluştukları zaman hayatının en güzel anlarını geçirdiğini anlatıyor Arquebuse, Alex o zaman ailesinin yaşamı dilediklerince kurduğunu anlıyor. Efsaneye dönüşmüş onca olay aslında gerçek olmayabilir. Öyle mi? Gördüklerinden sonra hiçbir şekilde emin olamayacak. Merlin nam amcası sigara almaya çıkıp üç yıl sonra döndüğü zaman gerçeğin de efsaneden aşağı kalır yanı olmadığını anlayacak, son nokta Merlin’in kadın kıyafetleri giyip intihar etmesi. Zebrail’e öykünmeye çalışan üvey kardeşin intiharı da var, ailenin fertleri intihar ederek veya genç yaşta bir şekilde ölmek zorunda ki namları yürüsün, normal bir hayatın sıkıcılığından uzak durdukları anlaşılsın.

Salgues’ın maymunuyla bitireyim, bu da Salgues-Zuzu-Zaza üçgeni. Yves Salgues kokainman, asparagas haberci, cinselliği sınırsızca yaşayan bir adam, maymunu Zaza’ya âşık. Maymunu da kokainman yapmış, her türlü skandal tabii, Jardin standartlarında bile kabul edilemez bir durum. Zuzu adamı görmek istemiyor, yemeklere çağırmıyor, ta ki gizemli bir kadının bir maymuna âşık olduğu Aşkım Max‘i izleyene kadar. Filmi çok beğeniyor Zuzu, haksızlık yaptığını düşünerek âşığıyla maymununu yemeğe çağırıyor, sonrasında maymun kıskançlık krizine girerek tokadı basıyor adama, çok matrak ama her şeyden önce tuhaf, çok tuhaf, Alex’in anlattığı hikâyelerin birçoğu kabul edilemeyecek kadar gerçek dışı. Annesini anlatmaya bir türlü başlayamamasında bunun etkisi var sanırım, kurmacadaki gerçeklik yanılsamasının büyüsünü bozmak istemiyor çünkü annesinin yaşamı sözcüklerle anlatılamayacak kadar sihirli. Birkaç bölümün sonunda annesinin hikâyesini sonra anlatacağını söylüyor Alex, sonlara doğru o garip kadının yaşamına adım atıyor nihayet. Bu bölümler de okura kalsın. Okur ne yapıp etsin, Jardin’in kitaplarını bulup okusun, böyle bir dünyanın var olabileceğini düşünerek hayatı sorgulasın, ne diyeyim. Müthiş anlatı, dünyanın en deli ailesi. Bir tane normal insan olsun diye bekliyoruz, herkes uçuk, herkes.