María Gainza – Siyah Işık

Meşruiyeti piyasa kazandırıyor, galeriler, devlet kurumları, eleştirmenler, sanat eserinin ederini sanatın muhatabı olan alımlayıcılar değil de sermaye belirleyince eserin niteliği kaçıncı plana düşüyor. Sahtelerini üretmek sorun değil, pazarlamak da sorun değil artık, aslının temsili aslından daha asıl kılındı mı bitti. Benjamin tartıştı, sonrasında kimler kimler tartıştı, yeniden üretilebilir sanat -ister fotoğraf, ister resim, her neyse- çağında biricikliğin niteliği sorgulanır, ortadan kalkar hatta. Gainza sanat eleştirmeni, romanıyla bombayı atıyor ortaya: sanat ne kadar sanattır? Replikacı Negra’nın hikâyesi zaten ilginç de asıl yan hikâyeler başarılı bence, son bölümdeki medyumun büyük sanatçıların ruhuyla etkileşime geçip oracıkta sanat eseri zortlatması matrak. Geleceğim, baştan, fişek daha ilk bölümde atılıyor, anlatıcının otele yerleştiği sıra: “Üzerimdeki bu eski püskü deri cekete bakınca, duyarlı nesrin dürüst bir mizaçla, üslubunsa karakterle eşdeğer olduğu yanılsaması üzerine kurulu sanat dünyasında, bir zamanlar saygın denebilecek bir kariyere sahip oluğum kimin aklına gelirdi ki?” (s. 11) İsimler, tarihler, istatistikler vermeyecek anlatıcı, elle tutulur her şeyin buhar olup uçtuğu bir dünyada yaşıyor, Arjantin’in sanat ortamı tam karmaşa. Yazarlar, şairler, ressamlar, göçenler, ortadan kaybolanlar, politik çalkantıların uğultusu geliyor arkadan, o sıra anlatıcı iş bulmaya çalışıyor, sanattan anladığı için zor. Kas güçsüzlüğüyle doğmuş, ağzının sağ tarafı sola göre biraz daha kalkık, görünümüyle tehlike yaratmayacağı için tutuluyor biraz da: Ciudad Bankası’nın Sanat Eserlerini Değerleme Ofisi’nden içeri girince Enriqueta Macedo’nun, sanat dünyasının yaşlı medarıiftiharının karşısında afallıyor ama sevdiriyor da kendini, bir tür sanat eseri olarak görüldüyse. Yirmi beş yaşında tepeden iniş, fikirlerini sunması için insanlar para da ödeyecek ama daha var, önce Enriqueta’nın yanında pişmeli. Sıkı inşa, Enriqueta vecize sıkarmış bol bol, sanatın gelmiş geçmiş en ucuz yalan makinesi olmasından bir tabloya gergin esfinkter kaslarıyla bakmaya -çiş var, dikkat var- pek çok laf, öğüt, anlatıcının işine yarayacak ne varsa. Bir yıldan sonra sırrını da açıyor Enriqueta, kırk yıl boyunca sahte eserleri özgünlermiş gibi onaydan geçirmiş, her sahte tablo için komisyon almış fakat para için yapmıyormuş bunu, kalitesi tartışılmaz eserlerin hakkını vermek içinmiş her şey, sahte olup olmamaları önemli değil. Sahte olanın özgün olandan daha doğru, daha gerçek olması, tabii gerçekliği, doğruluğu tanımlamak gerekiyor. Anlatıcı suç dünyasına giriyor böylece, amaç: “Özünde yaptığımız bu yaramazlıklarla burjuvazi kavramına ve onların, her şeyin satın alınabileceğini ileri süren bakış açılarına meydan okuyan iki romantiktik.” (s. 23) Gerçekliği satın alabilirler ama gerçekliği neyin gerçek olduğunu söyleyenler belirliyorlarsa, mümkün değil. Toplumsal, politik eleştiriler pörtlüyor arada, örneğin Enriqueta Güzel Sanatlar Okulu’ndan mezun olanlarla çalışıyormuş, su tesisatçısı Crosatto uzmanmış Butler konusunda, Mildred iyi bir Magritte taklitçisiymiş, Kızıl Ejder gece kulübünün eski servis elemanı. Ama hiçbiri Negra’da gördüğü o şeye sahip değilmiş, “başkalarının ruhlarına bürünme konusunda o sinsi yetenek” Negra’da varmış bir. Merkeze vardık böylece, Negra efsanesi romanın diğer bölümlerinde orasından burasından incelenecek, anlatıcı boş yere biyografisini yazmaya çalışacak ama başarılı olamayacak. Biraz daha kurulsun mevzu, dolandırıcılığa aracılık eden Rus Lozinzki de eşlik edermiş bazen ikisine, zarftaki parayı zarafetle verirmiş, derken Enriqueta’nın ölümü çomak sokuyor işlere. Yetmiş yedi yaşındaki kadın yerde yatıyor, anlatıcı kapının arkasında asılı duran astragan ceketin cebindeki siyah ışığı alıp yakıyor. Yaşama sorulmuş soru: gerçek mi? Geçmişe gidip eşelemek zorunda anlatıcı, Enriqueta’nın gençliğine, 1960’lara uzanıyor. “Melankolik Sahtekârlar Çetesi”, Bolaño’nun gölgesi. Tayfa otelde takılıyor, idareci Madam Vadim, Bolşevik devrimi sırasında Prag’a kaçmış, oradan deniz kıyısına, kalkan ilk gemi Arjantin’e gittiği için şans. Genç amiral Lozinzki tek arkadaşı, bir anlamda tayfanın koruyucusu. Genç Enriqueta mekâna ilk kez geldiğinde kapıyı dostu Negra açıyor, teni zifir karası, Güzel Sanatlar Okulu’ndan arkadaşı. Üstünde yıkanmaktan solmuş bir tişört, duvarda meşhur tablonun gerçeği, sahtesini gerçek diye okuttukları için sakıncası yok asmanın. Tayfaya katılacak, değerleme ofisinde işlerin aksamadan yürümesi için çalışacak Enriqueta, anlaşmışlar. “Resmin tarihsel koşulların değil de kendisine bahşedilmemiş bir dehanın ürünü olduğuna inanan Enriqueta’nın elinde bir proje vardı artık.” (s. 39) Negra’nın uzmanlık alanı Mariette Lydis’in, diğer adıyla Kontes Govone’un eserleri, Buenos Aires’te 1940’lı yıllardan itibaren üretmeye başlamış da değer kazanmış eserleri, Negra için hazine. Resmi yapıyor, biri fotoğraflarını çekiyor, diğeri etiketi hazırlıyor, başkası tabloyu galerilere götürüyor, çark süper dönüyor. Dalaverenin nerede başladığı da belli değil bu arada, bilinmeyen bağlantıların varlığı olası. “Melankolik Sahteciler Çetesi’nin bizzat Lydis tarafından kumanda edildiği, dairesinde inzivaya çekilen ressamın iletişim kurduğu tek kişinin Negra olduğuna dair söylentiler yayılmaya başlamıştı. Taklit sanatının altın çağıydı.” (s. 41) İç çatışmalar yüzünden tayfa dağılmaya yüz tutunca başka kaynaklar arıyor Negra, bildiği sanatçıların üsluplarını öğrenmek için evlerinde temizlikçi olarak çalışmaya başlıyor mesela, yakalanana kadar sürdürüyor işi. Figari tabloları yapmaya başlamasının ülkenin en büyük sanat davalarından birine yol açtığını biliyoruz, bir bölüm sırf bu davaya ayrılmış, duruşmaların tutanakları bile mevcut. Şöyle özetlenebilir, suçlananlar ölen insanları kaynak göstererek, uydurulmuş insanları suçlayarak yırtmaya çalışıyorlar ki başarılı oluyorlar zira müzelere yollanan eserlerin sahteleri geri dönüyor ama kimin hangi noktada devreye girdiği, ne suç işlediği, hikâyenin dallanıp budaklanmasıyla takip edilemez, bilinemez hale geliyor, dolayısıyla yırtmak kolay. Tek alavere de bu değil, anlatıcı Enriqueta’nın ölümünden sonra sanat eleştirmeni olarak çalışmaya başlıyor Lozinzki’yle karşılaşana kadar, iş teklifi cazip: Matilde üretecek, Lozinzki aracılık edecek, resimlere dair metinleri de anlatıcı yazacak. Lydis operasyonu: üfürme resimlerin altına üfürme tarihçe, gerçeğe olabildiğince yakın. Boşlukları tarihle/kurmacayla doldurmak. Her bir parçaya yer verilmiş metinde, Lydis’in çizimleriyle(?) birlikte. “Şöyle bir şey: İnsanlık tarihi, her birimizin makas ve yapıştırıcıyla girişip kendi bölümünü yarattığı tek ciltlik ebedi bir kitaptır ki benim yaptığım da bir bakıma buydu. Her şeyi bir gecede yazdım ve bitirdiğimde tıpkı öğretmenimle iyi günlerimizde yaptığımız gibi işaretparmağımın ucuna üfledim.” (s. 54) Lotlar için metinler, vurgun. Eleştirmenliğin sıkıcılığı bir yana, böyle yaratıcı eylemler olmadan yaşam çekilecek dert değil. Üçüncü sınıf sergiler, ucuz şarap, tebessüm, heyecanla dolanmaca rolü, atölye ziyaretleri için verilen sözler, kötü metinleri okumak zorunda kalmak derken Enriqueta’ya çok benzeyen birini görüyor anlatıcı, ikizi sanki, işinden olmaya kadar gidecek sağlık sorunları o sıra başlıyor ve nihayetinde işsiz kalıyor anlatıcı. Yazmayı çok istediği biyografiye başlamak için daha iyi bir zaman olamaz, bulduğu insanlarla görüşmeler yapmaya başlıyor hemen. Miti nasıl sabitleyebilir peki, Negra’yla ilgili hikâyelerin doğru olup olmadığını nasıl tespit edebilir? Elinin altından kaçıp durur Negra, 1960’ların sonlarında uyuşturucu bağımlısıymış, Oscar’la mutlu bir sevgililik, orospuluk, şirretlik, dostu da düşmanı da çok Negra’nın, Bioy’un günlüklerinde geçiyor, Borges’le anıları var muhtemelen. Yaşıyor mu, belli değil, bar tuvaletinde ölmüş de olabilir. Negra’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinebilir mi?

İyi roman. Sanatla uğraşanlara, uğraşmayanlara tavsiyem. Okunsun.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!