Kerem Aslan – Her Şey Dahil

İki sağda, iki solda dört daire, merdivenlerden çıkarken düşünüyorum, üst kattan bir kahkaha gelmişti önceki gün, aynı saatlerde geliyor hep, kız komik bir şey mi izliyor? İş dönüşü? Odasına mı kapanıyor? Babanın başka bir ilde çalıştığını biliyorum, anne geç vakit geliyor, kızın vokal çalışmaları nasıl gidiyor? Ses egzersizlerine eşlik etmek için gitarla kök notaları çalıyorum, duyuyor mu? Açacağı bulamayınca çakmakla mı açıyor birasını, masaya altlık koyuyor mu? Yanımız şirket, beşten sonra kalmıyor kimse. Çocukken abim gecenin bir körü şirketi arar, telefon sesini duyunca kıkır kıkır gülerdik. Sesin karanlık evdeki yankısını yıllar sonra hangi duyguya bağlamalı, caddenin ışıkları odaya vuruyorsa hüzün dağılır mı? Evlerde gedik varsa, evler insanla dolmuyorsa, yaşamlar duvarlardan geçip gidiyorsa nasıl anlamalı, anlatmalı? Kerem Aslan biçemce yenilik sunmuyor, öykünün tonlarıyla oynamaya kalkmıyor ama evlere karakter kazandıracak en uygun biçimi kullanıyor belki, sakinlerin duygularını eşelemeden yapıyı birkaç kilit olay üzerine kuruyor, gösterişsiz piklerle noktalıyor öykülerini. Nakavtın gerekliliğini düşündürüyor, sayıyla alıyor maçları. Bunu biri söylemişti, çalıyorum. Mekâna göre akış değişiyor üstelik, evler ve insanlar anlatılırken kullanılan tempo “Her Şey Dahil II”deki otel sahnelerinde hızlanıyor, oteldeki hareketlilik anlatıya yansıyor, geçiciliğin izini bütün öykülerde karşımıza çıkan kayıp kız vakasına verilen tepkilerde görebiliyoruz. Sokaklardaki afişler, haberler, televizyon programları, gazeteler kayıp kızın varlığından haberdar ediyor insanları, karakterlerin tamamı kızın güzel olduğunu düşünüp en kısa sürede bulunmasını umuyorlar. Kısa sürede dikkatler dağılıyor sonra, hayhuya dalıp pek mühim yaşama uğraşına dönülüyor. Kızın izini son öyküde bulur gibiyiz ama sırayla, “Haydi Yavrum Feridem”le başlıyoruz, anneanne rüyasında dedeyle seviştiğini görüyor, eşini çocuklar gelmeden yıkanmaya gönderiyor, yıllar öncesinden bir görüntü. Bunamış artık, torunlarının isimlerini karıştırıyor. Hoş bir oyun var burada, anlatıcının adı Serkan, anneanne sağa sola koşturduğu torununa Serkan diye hitap ediyor ama anlatıcıyla koşturulan farklı, bunamadan ötürü bir karışıklık, anlatıya dahil. Bu durumda anneannenin rüyası nasıl biliniyor? Gerçeklik boyutu kayboluyor, kurgu kendini açığa vuruyor. Anneannenin tatlı unutkanlıkları tehlikeli olmaya başlayınca anlatıcının teyzesi balkona parmaklık ördürüyor, kuş için kafes. Çiçekler, saksılar hapishaneyi renklendiriyor biraz, hayat akıyor. Anneanne namaz sırasında duayı unutunca teyze yanaşıyor, sözcükleri fısıldayıveriyor, anneanne kaldığı yerden devam ediyor. Aslan evlere dair detayları iyi yakalıyor bir yandan, uzun süre fark etmediğimiz, haliyle düşünmediğimiz davranışlar karakterlerin canlılığını artırıyor. Günaydın dendiğinde tülbentin iki ucunu bağlama hareketini kendi anneannemde de görürdüm, insan karşısına çıkarken hazırlık mahiyetinde bir şey olsa gerek, alışkanlık. Parmaklıkları takan ustalardan erotik bir türkü duyuyor anneanne, “Feridem”li, “geriden”li bir şey. Altın günü sırasında rüyanın da etkisiyle türküyü patlatıveriyor ansızın, herkes şaşkın, son. Güne gelen Mihriban Hoca’nın ana dilden, Allah dilinden bahsetmesi dedelerin mezar taşlarını okuyamama meselesine bağlı, anlık bir eleştiri, çok da lüzumlu değilmiş gibi duruyor, kesik  suların gelmesiyle birlikte lavabonun taştığını, suyun koridora kadar geldiğini görmelerinde de bir mantık hatası var sanki, insanla dolup taşan bir evde su taşkını? Makaracı onca kadının arasındaki sessizlik de pek gerçekçi değil, şamataya hazır dünür de oradayken o tür bir vuruculuk olası mı? Anneannenin durumu biliniyor zaten, akli melekeleri yerinde olmayan insanlara karşı gösterilen hoşgörü, işi şakaya vurmaya dair bir şeyler olabilirdi belki.

“Kapan”da bekçi emeklisi Servet Bey’in apartmanın ve sokağın asayişiyle iştigal ettiğini görüyoruz, apartmanın kömürlüğünden sesler geldiği söylenince tek başına iniyor aşağı, sesleri duyunca hızlanıyor, apartman sakinlerinden birinin kızıyla diğerinin oğlunun öpüştüğünü görüyor, çift de yaşlı adamı görüyor, sonra sıkıntılı bir süreç. Servet Bey ne yapacağını bilemiyor, ne zaman karşılaşsalar çocuğun kaçarcasına uzaklaştığını görüyor, apartmana aşure dağıttıkları sırada kapının deliğinde bir anlığına beliren karartıya rağmen açılmıyor kapı, en sonunda Servet Bey çocuğu babasıyla çağırttırıyor, karşılıklı oturuyorlar, kömürlükte fare olduğunu söylüyor Servet Bey, para toplanması için apartmana asılacak yazıyı yazdırıyor. Hazır oradayken aşureyi de götürüversin çocuk, bitsin öykü. Detaylar yine, Servet Bey’in eşi Güler Hanım ucuzluktan yağ aldırıyor eşine, takvime “Yağı açtım” notunu düşüyor. Oğlanla kızın hallerini hatırlayınca olur olmaz zamanlarda pijamasının hareketlendiğini hissediyor Servet Bey, sokaktaki hareketliliğe odaklanıyor hemen, arabadan iner inmez evlerine girmeyen, ayaküstü muhabbeti sürdüren insanlara bakıyor. Asayiş berkemal, gündüz vakti sokağın başına kamyonet çekip hırsızlığa çıkan çeteden biri yakalanınca rahatlıyorlar biraz, Servet Bey bu rahatlıkla gençlerin başını yakmıyor belki. Oğlan lisenin başında, kız üniversiteye hazırlanıyor, bir şeyler yapmalı ama torunlar da geliyor, her şey yolundaysa her şeyi oluruna bırakıyor Servet Bey. Son bir şey, son öyküde de aşure dağıtıldığını görüyoruz, aynı apartmandaki dairelerin hikâyeleri anlatılıyor olabilir, olmayabilir ama muhtemelen anlatılıyor, son öyküdeki Mesut’la Servet Bey elektrik direğindeki kayıp ilanına bakıyorlar çünkü, sonra kızın güzelliği ve bulunma umudu.

“Her Şey Dahil”, bir başına ölen babayla ilgilidir. Neriman Teyze çöpü çıkarmak için kapıyı açınca aldığı kokunun sadece çöp kokusu olmadığını anlar anlamaz karşı daireyi düşünüyor, eşi Bülent Bey’le birlikte çilingir çağırıyorlar, yerde dört gündür yatan adamı görüyorlar. Akıllarında çilingirin şak diye açtığı kapı, ölü değil. Anlatıcı/oğlan altı yüz kilometre uzakta, evlenmeyi bekliyor, telefon gelir gelmez yola çıktığı zaman nişanlısı ve kayınpederi de sabaha peşinden geliyorlar. Morg faslı, doktorun sorularıyla açığa çıkan durumlar. Yıllardır telefonla görüşüyorlar, birbirlerine söyledikleri yalanlar en azından hayatta olduklarını işaret ediyor. Babanın emekli olduğu devlet dairesine haberi vermeye gidiyor oğlan, babası seviliyor, çalışanlardan biri tozlu arşivlerden babanın güzel bir fotoğrafını buluyor, çoğaltılacak ve cenazeye gelenlere dağıtılacak. Neriman Teyze’nin çayı soğuğu kırıyor biraz, komşularla muhabbet. Babasının sürpriz yapıp düğüne gelmek için plan yaptığını öğrenecek ama pek etkilenmeyecek oğlan, boş eve girdiğinde de babasının uğraşlarıyla ilgilenecek, ne kadar ayrı insanlar olduklarını hatırlayacak. Finaldeki börek kokusunun çağrıştırdıkları ne, mesela ölüm kokusu yerine yaşama dair kokuların gelmesi yalnızlığın dehşet verici sonuçlarını gösteriyor. Babanın tercihini de, yemek kokuları veya başka kokular adamı evinden çıkaramıyormuş belli ki, resimleriyle ve kitaplarıyla uğraşan adam insana gereksinim duymamış, oğluyla bağının gevşekliği bu yüzden mi? Belli belirsiz noktaları görebilmek ilk okumada mümkün olmayabiliyor, Aslan’ın örüntülerini görmek için ikinci okuma şart, özellikle ilk öyküde görülen gediklerin yanında birbirine bağlanan ayrıntıların başarısından da söz etmeli.

Evlat edindikleri çocuğu büyütmeye çalışan, çocuk sevgisiyle “başa çıkmaya” çalışan çiftin anlatıldığı “Üçe Kadar Sayıyorum” iyi, “Altüst” de çok iyi. Eşinden boşanan adamın Almanya’dan kesin dönüşü, mahallelinin ve apartman sakinlerinin değişimi, Eyüp Amca’nın körlüğüyle mücadelesi, kısacası bırakılanla bulunanı denklemeye çalışmanın öyküsü bu, kızı da kaç gündür bulamamışlar, çok güzel kızmış.

Duvarların taşıdığı hikâyeleri duyarlılıkla anlatıyor Aslan, yarattığı karakterlerin nesnelere bakışlarıyla da ilgileniyor, ses ve program tuşları açıkta kalacak şekilde kâğıtla kaplanmış uzaktan kumandalardan torunların kırdığı servis tabaklarına pek çok eşyanın geçmişi de karakterlerinkiyle birlikte okunabilir, bir araya geldiklerinde yaşamı yaratıyorlar. İyi öyküler. Tavsiye ederim, okunur.