Mike Dolan’ın yarınlar yokmuşçasına mücadele ettiği kötü adamlar Amerika’nın palazladığı iş insanlarıdır. Vatanseverdirler, vergilerini verirler, sosyal yardım projelerinde boy gösterirler, kaç kişiye ekmek verirler, en önemlisi de özgürlüklerin yılmaz savunucusudurlar. Özgürlükler ülkesi. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, herkes her türlü özgürdür, tabii kodamanların işlerine çomak sokmadıkça. Dolan bu ikiyüzlülüğe dayanamadığı için istifa eder çalıştığı gazeteden, “iyi fiyatlarla milliyetçilik ticareti yapıyor” dediği patronu sonraki aşamalarda defalarca satın almaya çalışacak Dolan’ı, uyaracak ama başına gelecekleri düşünmeyecek kadar pervasızdır adamımız, kafasını kırarlar da yine vazgeçmez, en son beynine sıkarlar da bitirirler şehirdeki ifşa dalgasını. Yavaş gidelim, gazeteye dönelim. “Koca şehirde, gerçekleri halka anlatacak tek bir gazetenin olmamasının ne büyük bir utanç olduğunu düşünüyordu, merdivenleri çıkarken. Keşke, gazetenin gazete olduğu, orospu çocuklarına rahatlıkla orospu çocuğu denilebildiği günlerde gazetecilik etseydim diye geçirdi içinden.” (s. 5) Dolan’ın getirdiği hiçbir yazıyı kabul etmeyen patron Thomas karın ağrısından kurtulmayı bekler çünkü kupa almış bir takım şampiyonluk maçını birkaç kumarbazın hatırı için satmıştır, haberi basılmaz, babası gazeteye hayvan gibi reklam veren çocuk önceki günlerde kadının birini ezmiştir, haberi basılmaz, KKK benzeri bir yapı olan “Haçlılar” terör estirmektedir şehirde, kan kusturmaktadır ama haberi basılmaz, nihayet Dolan isyan eder ve eşyalarını toplamaya başlar. Hikâyenin başında anlatıyı oluşturacak hemen her ögeyle karşılaşıyoruz: Dolan’ın borçları, mermiye kafa atması, kazanovalığı, on beş yıllık polis muhabiri Eddie Bishop, kurulacak yeni dergide sekreterlik yapacak Myra Barnovsky -Rus ajanı olduğu söylenecektir sonradan, bilemiyoruz, Soğuk Savaş’ın başlarında geçen bu hikâyede Hitler ve Mussolini’ye durmadan hakaret eden, şehirdeki kodamanları bu iki deliye benzeten Dolan’ın Ruslarla ilgili hemen hiçbir şey söylememesi, Myra’ya temkinle yaklaşmaması ilginç- ve parayla açılabilecek sayısız kapı. Üçlü bir araya geldikten sonra Dolan planını uygulamaya koyuyor, gidip basımevi sahibi George Lawrence’ı ikna ediyor. İlk gazetenin tirajı iki yüz bin, garanti. Ayrıca koca şehirde bir tanecik gazete yok ki doğruları yazsın, hepsi reklam kontratlarıyla, politik anlaşmalarla boka dönmüş, Lawrence da istemez mi dürüst gazeteciliğe imkân sağlasın? Burası üfürme biraz, Dolan gibi zeki bir adam paraya tapan Lawrence’a niyetlerinden elbet bahsedebilir ama dürüst haberciliğe oynaması, üstelik ıskalayacağı o kadar belliyken ıskalaması ilginç, sonuçta paranın çözebileceği kadar korkmuş adam da müsaade ediyor derginin basılmasına. İlk aşama tamam, hikâyenin ana çizgisi ortaya çıktı, ikincisinde profesyonelleşen tiyatronun, sanatın üst sınıfa hitap eder hale gelip alt sınıfı hem içinden hem dışından def etmesi geliyor. Dolan yedi sekiz yıl önce başladığı tiyatro kariyerinde şehrin en önemli topluluğunu zirveye çıkararak rüştünü ispat etmiş bir oyuncu, aşırı yakışıklılığının yanına beş yıldızlık oyunculuğunu da koyarak nam yapar, tanımayanı yoktur, gazetecilik yaparken bu sayede ulaşmak istediği insanlara kolaylıkla ulaşabilir, hatta ölümünü bile geciktirir. Sürprizin bozulduğu yok, gerçekten en başından beri arkadaşları kısa süre sonra başına iş geleceğinden bahsederler, uyarırlar ama oralı olmaz Dolan, polis arkadaşının verdiği yıldız ve silah da pek koruyucu değildir ki Dolan’ın onları kullandığı görülmez. Kanun adamı olduğunda kimsenin dokunamayacağını düşünüyorlar, bu ilginç, kodamanlar öyle ilişkiler kurmuşlar ki istedikleri birinin unvanlarını, kimliğini istedikleri gibi sökebilirler, çıplak bırakırlar adamı, sonra ne yapıyorlarsa artık. Dolan her şeyi göze almış bir kere, dergiyi kurarak haberleri arka arkaya patlatmaya başlıyor. Tiyatro diyorduk gerçi, ulusal çapta birkaç yarışmayı kazanmışlar, anca o zaman verilmiş istedikleri maddi yardım, yıllar boyunca süründükten sonra çok şık bir bina da yapmışlar, tamam. Da, bilet fiyatları uçmuş, izleyicilerin profili değişmiş, Dolan halk için bir şey yaptığını hissedemediği noktada tiyatronun ağası Major’a da hareket çekiyor, basıp gidiyor. Dergi çıkardığı zaman hiçbir şeye vakit kalmayacak zaten, hem üç yıldır rol bekleyen Timothy’nin önünü açtı böylece. Kapitalizmin yozlaştırdığı sanat ortamına örnek: Tim sağlam oyuncu, genç yetenek, Dolan’ın zor rolünü rahatlıkla oynayabilir ama patron dışarıdan getirtiyor oyuncuyu, azıcık nam yapmış birine dünya para verip perdeleri öyle açıyor. Dolan bunu duyunca haberini yapmaya karar veriyor dergide, tiyatrodakilerle düşman oluyor sanki hiç düşmanı yokmuş gibi. Polis arkadaşı bile babalanıyor en sonunda, Dolan’ın zamanında çok iyilik yaptığı adam isyan ediyor, en azından bodoslamadan dalmasın mevzulara da kodamanlar toparlanacakları alanları hazırlayabilsinler. Carlisle Kardeşler başı çekiyor bu durumda, şehir büyük kardeş Jack Carlisle’ın elinde denebilir, Dolan’ın saldıracağı isim belli.
Üç haber var, dergi üç habercikle dağları yerinden oynatıyor resmen, çürüme o kadar derinlere inmiş ki azıcık bir sarsıntı bütün pisliğin yüzeye çıkmasına yol açıyor. Harry Carlisle’ın kürtaj cinayetleri ilk haber, bu şerefsizin öldürdüğü kadınları bilen eski bir hastane çalışanına gidiyor Dolan, alabildiği bütün bilgileri aldıktan sonra haberi hazırlıyor, sonra Harry’nin intiharıyla çığı başlatmış oluyor. Gerçi suç söz konusuysa hemen hiçbir şey kesin değil romanda, örneğin Carlisle’ın başkası tarafından vurulmuş olma ihtimali yüksek, silahın ve mermi kovanının pozisyonuna bakınca işler karışıyor ama açıklığa kavuşmuyor böyle mevzular, bu yüzden hemen herkesin dahil olabileceği komplolar kafa karıştırmaya başlıyor, ben bir ara Myra’nın veya Eddie’nin satın alındığını düşünmedim değil, bizimkini sopalarla döverlerken sesleri duyuyorlar da hemen nasıl inmiyorlar aşağı, üstelik Eddie silahındaki bütün kurşunları sıkmış ama hiçbirini isabet ettirememiş mi? Her yerinden tutulabilir açıkçası, şüpheler kuşkular şelale. Diyaloglar bir şey vermiyor bu açıdan, metnin büyük bölümü diyaloglardan ibaret olduğu için özellikle bakmalı da koşulsuz güven, arada kısa süren kavgalar, Dolan’ın deli cesaretinin eleştirileri, bu kadar. Robin Hood’luğundan da bahsetmeli Dolan’ın, âni bir kararla evlendiği kızın kodaman babasından otuz beş bin papel kopararak çıkarmaya devam ediyor dergiyi, “boşanma ücreti”. Saftirik midir, aşırı akıllı mıdır Dolan, yoruma açık, defalarca zor duruma düşmesine rağmen kadınlarla ilişkilerini sürdürüyor, bazılarına gerçekten âşık olmuş olabilir ama sadece hoşlandığını söylüyor, kadınların ilgisi hakkında konuşanlara şaşkınlıkla yaklaşıyor çünkü çekiciliğinin farkında değil sanki, önemsemiyor belki, bu da muğlak. İkinci haber eski polis komiseri Nestor’un yaptırdığı malikâneyle ilgili, Eddie uzun süredir araştırdığı olayların yazılarını şipşak yazacak kadar birikimli olduğu için bombalar arka arkaya patlıyor, herkes dergiyi konuşmaya başlıyor bir yerden sonra, öyle ki kodamanlar dergilerin dağıtıldığı bayilere adam yollayıp ne var ne yok toplatıyorlar, ellerinden geleni yapıyorlar haberlerin yayılmaması için de pek başarılı olamıyorlar. Kedi fare oyununa dönüyor bir yerde, Dolan’ın son haberi bardağı taşırıyor nihayet. Haçlılar’la ilgili kritik bir bilgi geliyor Dolan’a polis dostundan, tören kıyafetini giyip yüzlerce örgüt üyesinin arasına karışıyor Dolan, katrana ve tüye bulanan Siyahi adamın ardından hadım edilen beyazı görünce dehşete düşüyor, haberi hazırlamaya başlıyor. Son uyarılar artık, istifa ettiği gazeteyle birlikte beş gazete daha on bin papel ve yeni makineler teklif ediyor ama bir şartla: kıtanın neredeyse öbür tarafına gidecek, şehre bir daha dönmeyecek Dolan. Kabul etmiyor tabii, Haçlılar haberini yapıyor, bir gün arabasına binmek üzere karanlık bir yerde yürürken de sıkıyorlar kafasına. Bitti.
Odun gibi bir karakter Dolan, saldırılara karşı hiçbir önlem almıyor, yola baş koymak iyi de sakınmıyor, tehlikeli ortamlara dan diye giriyor falan, acayip. Ne görüyoruz onun sayesinde, paranın çözemeyeceği iş yok, özgürlükler onu satın alabilenler için, ABD kokuşuk bir yer, kodamanların Hitler ve Mussolini’den hiçbir farkları yok, Amerikan Rüyası yalan.
Cevap yaz