Haçadur Nersesoğlu – Ermeni Basınında Lozan Barış Antlaşması

Nersesoğlu “Sonuç” kısmında özetliyor: “Diaspora Ermenileri Türkiye’ye karşı olumsuz bir tutum sergilerken, Türkiye Ermenileri TBMM Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa ile iyi ilişkiler kurmaya özen göstermişlerdir. İlişkileri sürdürmek için ‘Türk-Ermeni Teali Cemiyeti’ adında bir cemiyet kurmuşlardır. Ancak cemiyetin kurulması gergin atmosferi değiştirememiştir.” (s. 101) Ermenilerin İstanbul’da çıkardıkları gazetelerde Ermeni Yurdu kurulması düşüncesine sıcak bakmadıklarını görüyoruz ayrıca, geçmişte yaşadıkları acıları gündeme getiriyorlar bir, Türk basın organlarıyla atışmaya da giriyorlar çünkü “unutulmayacak bir şey olmadığını” iddia ediyor Tevhid-i Efkâr gibi gazeteler, soğuk rüzgârlar esiyor. Bu son kısımda yer alan bilgileri öğrendikten sonra araştırmayı okumak daha iyi, Nersesoğlu tarafsızlık ve kapsam adına sadece gazete yazılarını inceliyor da Ermenilerin savunularını hangi antlaşmaya, verilen hangi sözlere dayandırdıklarını toplu olarak sonda görebiliyoruz. “Türk tarafı, Lozan’dan önce, 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması, Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması ve 13 Ekim 1921’de Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanan Dostluk Antlaşmasıyla Ermeni Meselesi’ni kapatmıştır. Ermeniler ise, Versaille Antlaşması, Sevr Anlaşması, Londra Konferansı ve Paris Toplantılarında Ermenilere yurt sağlanacağı vaadine istinaden Lozan Antlaşması’nı geçersiz saymışlardır.” (s. 102) Anlaşılıyor ki “geç kalma” tartışması bu anlaşmalar, toplantılar üzerinden dönüyor, Türkler -İTC’nin milliyetçiliği fişeklemesinden sonra bu tartışmalara dek “Türklük” cuk yerleşmiştir belki, bakıp öğrenirim- Ermenilerin savlarında geç kaldıklarını belirtiyorlar, Ermeniler geç kalma diye bir şeyin söz konusu olmadığını, Batı’nın çoktan verdiği sözü tutmasının önemli olduğunu söylüyorlar, özellikle ABD’nin desteklerini bekliyorlar ama Lozan’da görüşmeler yapılırken ilgili gözlemcilerin bir iki çabası haricinde mevzu dile getirilmediği, daha doğrusu davadan vazgeçildiği için Ermeni Yurdu -çizilen haritalar malum, plana göre Türkiye’nin doğusunun bir kısmı verilecek Ermenilere- rafa kaldırılıyor. Oyun kurucu olarak ortaya çıkıyor Türkler aslında, otuz yıl önceki anlaşmaları geçersiz kılabilecek kadar güç sahibi artık, dolayısıyla o günlerin şartları yok olmuşken anlaşmaları baştan düzenleyebilecek kadar nüfuz sahibi, eh, Batı da bu yeni aktörü görmezden gelemiyor da Ermenilere başka sözler mi veriyor artık, Sovyet Ermenistanı’yla yetinmelerini mi söylüyor bilmem. Sonuçta büyük yıkım Ermeniler için, Lozan Barış Antlaşması’nın akabinde dünyanın çeşitli yerlerine yerleşmeye başlıyorlar, sonrasında SSCB’nin baskısıyla mücadele ederlerken Ermeni milliyetçiliği yükselişe geçiyor. Mübadele konusunda Rumların gönderilmesi tartışma konusu bile değil, Ermenilerleyse o zamana kadar yaşadıkları gibi yine kardeş kardeş yaşayabilirler, bu yönde açıklamaları var yeni rejimin. Çok oynak bu siyaset, gazeteler Müttefiklerden ziyade ABD’den yardım beklendiğini gösteriyor, İngiltere ve Fransa çıkarları doğrultusunda bu meseleyi kullanıp bir köşeye attıkları için Ermenilerde güven uyandırmıyor ama diasporanın etkisi ABD’de hissediliyor, dünyanın orasına burasına el atmaya da başlamış ABD, hani gelirse ondan gelir diye bu işe de el atmasını bekliyorlar. Sadece göçmenlere yardım eden, “Hıristiyan unsurların” hakkını savunmanın ötesine geçmeyen ABD’den umudu kesiyorlar nihayet, gazetelerde eleştiri yazıları çıkıyor, diğer yandaysa Ermeni göçmenleri kabul ediyor Rusya, bazı gazetelerde ironik bir şekilde “hayırseverlik” olarak değerlendiriliyor bu. ABD kabul etmiyor mu, şu metinde özellikle 1920’den itibaren göçmen politikalarının sertleştiğini, insanların limanlardan döndürüldüğünü falan görüyoruz, dolayısıyla aradığını hiçbir alanda bulamıyor Ermeniler. İçeride neler oluyor, Lozan’dan dönen heyet kutlamalarla karşılanıyor, Verçin Lur Ermeni Katolik Patrikhanesinin kutlamalar dolayısıyla bir program hazırladığını aktarıyor, kilise çanları yarım saat süreyle çalacak, uygun görülen yerlere bayraklar asılacak ve şükür duası okunacak. Patrikhane barışın daimi olmasını, Tanrı’dan duaları kabul etmesini diliyor da Joğovurti Tsaynı-Jamanak‘tan Hayr Vartan şehit olan tüm askerler için dua okutulmasını takdir ettikten sonra eleştirilere geçiyor, vatanın kurtuluşu için savaşan Ermeni askerleri unuttuğu için Patrikhane’ye çıkışıyor. Özel olarak anılmalarını istiyor aslında o askerlerin, Hıristiyan geleneklerince bir anma. Camilerden yükselen seslerin Ermeni askerleri kapsamayacağı fikri, çok ince bir politik damar da var burada, işin dinî boyutunu bilemiyorum. Verçin Lur‘da yayımlanan bir yazı: “II. Meşrutiyet’in İlanı’nın yıldönümü, Kurban Bayramı ve Barış Antlaşması dolayısıyla Ermeniler de iki gün boyunca büyük bir coşkuyla kutlamalara katılmışlardır. Patrikhane, bütün okullar, kiliseler ve yetimhaneler ışıklarla süslenmiştir. Gazete Patrikhane tarafından bu sabah Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Beye tebrik telgrafları iletilmiştir. Barış Antlaşması halkın geniş katılımıyla İstanbul’un neredeyse her yerinde büyük bir kutlama yapılmıştır. Birçok insan elektriklerle aydınlatılmış Beyazıt Meydanı’nda ve Fatih Belediyesi önünde toplanmış, gece yarılarına kadar eğlenmiş, Türkiye, Lozan Barış Antlaşması, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele’nin önderleri lehinde tezahüratta bulunmuşlardır.” (s. 99) Kumkapı’daki Ana Kilisede şükür duası okunmasına karar verildiği, törene din adamlarının ve halkın katılımının istendiği de belirtiliyor. Patrik vekili konuşma yapıyor şükür duasından sonra, Mustafa Kemal Paşa’yı övüyor, Ermenilerle Türklerin birlik ve kardeşlik içerisinde yaşayarak ülkenin iyiliği için çalışacaklarını ifade ediyor. Çok açık: diaspora Ermeni Yurdu başta olmak üzere pek çok konuyla ilgili sert denebilecek ölçüye varan açıklamalarda bulunuyor, Türkiye’de yaşayan Ermeniler çoğuna karşı çıkıyorlar bu isteklerin, yaşananların unutulmamasını istiyorlar sadece, kardeşliğe vurgu yapıyorlar. Lozan’daki görüşmelerin öncesinde ve görüşmelerin sürdüğü günlerde çıkan gazete yazılarında bu fark daha bariz. Belli başlı tartışma noktalarına bakalım.

Mudanya Konferansı sürerken Ermeni Meselesi’nin çözüme kavuşacağına inanıyor basın, Hayasdani Tsayn‘da Rusların da sürece dahil olarak kalıcı barışın sağlanacağının düşünüldüğü yazıyor ama Türk yöneticiler bu konuyu “Osmanlı Vatandaşı Sorunu” olarak lanse etmişler, bu şekilde düşünmek geçmişteki yanlışlar üzerinde diretmekten başka bir şey değil, Ermeniler de kendi meselelerinin Türkiye’nin iç sorunu olmasına izin vermeyecekler. Aynı gazete toprakların Sevr Antlaşması’nda çizilen haritaya göre paylaşılması gerektiğini, ayrıca ülkenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığının sağlanabilmesi için denize uzanan bir toprak parçasına ihtiyaç duyulduğunu aktarıyor. Ne zaman, Lozan’ın az öncesinde. Eh. Bu arada ilginç bir madde var Berlin Antlaşması’nda, 61. Madde: “Bâbıâli Ermenilerle meskûn vilayetlerde mahalli ihtiyaçların icap ettirdiği ıslahatı geciktirmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı emniyet ve asayişlerini sağlamayı taahhüt eder. Bu konuda alınacak tedbirleri ara sıra antlaşmayı imzalayan devletlere tebliğ edeceğinden bu devletler sözü edilen tedbirlerin yerine getirilmesine nezaret edeceklerdir.” (s. 21) Özellikle Kürtlerin Ermenilere karşı kıyıcılıkları meseleyi bir iç sorun olmaktan çıkarıyor, rejimin yönlendirdiği grupların eliyle yapılan katliamdan sonra aynı rejimin uzantılarından bir çözüm beklemeyi en hafif tabirle sağlıklı bulmuyor basın. Özellikle İzmir Yangını’ndan sonra ortaya çıkan göçmen sorununun kolay kolay çözülemeyeceği anlaşılıyor gazetelerden, tabii fikirler çeşit çeşit, mesela Ermeni Delegasyonu Başkanı A. Aharonyan’a göre göçlerin ortaya çıkardığı tabloda Türklerle bir arada yaşamanın mümkün olmadığını, bu nedenle Türkiye’den alınacak bir kısım toprağa dağınık halde yaşayan Ermenilerin yerleştirilmesi gerektiğini söylüyor Fransa Başbakanı Poincaré’yle İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a. Bir mektup daha, bu kez Moskova’yla Doğu Avrupa basınının bir kısmının Anadolu’daki Hıristiyanların zor durumda kalmaları için Türkleri destekledikleri iddia ediliyor, oradan da bir dayanak. Maksat konferansların, görüşmelerin gündemine alabilmek Ermenilerin durumunu, mevzu Hıristiyanların ülkede istenip istenmediğine dek geliyor. Bir yanda Refet Bele dahil pek çok asker, bürokrat kardeşlikten bahsediyor, diğer yanda kötü muamele, göçler. Ortalık karışık. Ekonomi üzerinden yürüyen tartışmalar işin başka bir boyutu, örneğin ABD’ye kuru üzüm, incir, yün, halı, petrol ve madenler gönderiliyor, ABD bu ürünleri Avrupa’ya “bırakamaz”, dolayısıyla Lozan’da yer alarak meseleyi çözmeli. İzmit’ten göç edenlerin geride bıraktığı ekonomik yıkım mıdır, Türkler ticari faaliyetleri sürdürebilecek kadar tüccar, zanaatkâr mıdır, çatışma gerekçeleri çeşitli.

Daha da bir dünya mevzu, ilgilisi kaçırmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!