Carlo M. Cipolla – Para ve Akdeniz Uygarlığı

Beş kısa makaleden oluşan bu kitapta paraya dair bir şeyler var, mesela paranın işlevleri, bozuk paraların sınıfsal kullanımı, paranın değerinin belirlenmesi. Ben bunları anlamamış olabilirim, zaten tarih de bilmem pek, merakımı dindirmek için okudum. Çok merak ediyorum böyle şeyleri, Çin için savaşan Romalı askerlere ne olduğunu, piramitleri inşa eden işçilerin yaşam standartlarını falan bir yerde buluyorum mesela, “Hurra!” diye bağırasım geliyor odada. Cipolla’nın kitabını da aynı nidayı salabilmek için alıp okudum, ALFA’nın önceden bastığı iki kitabı da korkuyla bana bakıyor şu an. Sizi yakın zamanda okumayacağım, sıralama karman çorman. Sonuçta para mühim bir şey, son girdiğim projeden 40$ gelince okuyayım şunu dedim, şunu bir okuyayım da bu coin aleminin atasını bir anlayayım, Avrupa’da paranın pul olduğu zamanlar varsa bir göreyim, çünkü bu 40$ aslında 250$ olmalıydı, yatırımı ilk taksitte çıkarmalıydı ama olmadı, BTC yükselişe geçse de hâlâ düşük, kısacası ben bu kadar doları şu kadar liraya çevirebilirim, karşılığında o kadar yumurta alırım ki aklım almaz. Bir yumurtanın eskiden kaç papel ettiğini gördüğümde, kitapların eskiden kilolarca altın değerinde olduğunu okuduğumda bir şaşırdım, şöyle bir etrafıma bakınıp bu bilgiyi paylaşacak birini aradım ve buldum: Vasip Abi. Alt katı yeni silmiş, çayını koymuş, camda kuşlara ekmek ufalıyor. “Abi,” dedim, “eskiden buğday, yumurta, şarap ya da işgünü para yerine geçermiş.” Şöyle bir döndü, haşmetli bir istihzayla baktı. “Uygulama var ya hocam işte, sen birinin evine gidip çocuğuna ders veriyorsun, o biri de evine gelip bozuk musluğunu tamir ediyor. Bu sistem yeni mi sanıyorsun?” Hak verdim ve kitabı okumaya döndüm, Cipolla’ya göre ilkel para olgusunun gelişimini görebilmek için 5. ve 10. yüzyıllar arasındaki barbarlık dönemine bakmalıyız. Pek çok malla ödeme yapılıyor, emek doğrudan satılıyor o zamanlar, tabii feodal yasalar gereği efendilere yapılan ödemelerde geçerli bu. Belirli bir miktar para veya paranın eşdeğeri metayla ödeme tarım ve derebeylik yasalarının dışındaki alanlarda yapılabiliyor, yasalara göre berbere giden bir kişi 1 gümüş dinar veya 1 sextarius buğday ödemeli, en sıradan işlemlerde bile seçmeli ödeme sistemi geçerli. Para karşılığı metayla yapılan ödemeler o kadar yaygınmış ki “soldo” nam para birimi zamanla buğday ve koyunla eşanlamlı kabul edilmeye başlanmış. Madeni para türleri uluslararası ticarette tercih ediliyor bir, uzaklardan gelip mallarını satan bir tüccar karşılık olarak yolda telef olması muhtemel 100 koyunu almak istemez. Madeni paralarının ağırlığı ve imal maddesi de önemli tabii, para sadece para olarak değerlendirilmediği zamanlarda ağırlık birimleriyle belirlenen bir değeri var. Para sisteminin çöktüğü, takas yönteminin de sıklıkla tercih edildiği anlamına gelmiyor bu, efendilerin tercihi gereği işçilikle veya metayla ödemenin ağırlık kazanması alt sınıfların ekonomisini belirlerken üstte paranın kullanımı bir nevi olabildiğince sabit değerler ekonomisi yaratmış. “Tek taraflı ödemeler” adı altında bir yol inşaatında çalışabiliriz, efendimizin istediği yünü vergi olarak sunabiliriz. Para veremeyiz çünkü yok bizde, genellikle kodamanların biriktirdiği paralar koca salonları doldururken bizim elimize ürettiğimiz veya takasla elde ettiğimizden fazlası geçmiyor. Gelir dağılımında dengesizlik varsa para dönmez kısacası, günümüzde de baş ağrısı. “Ayrıca pazarın iyi işlemesi için sağlıklı bir para sistemi gerektiği doğruysa fakat para sistemi etkin bir pazar tarafından desteklenmiyorsa, sistemin işlemeyeceği de doğrudur.” (s. 33) Güven yok açıkçası, halkın parayla pek işi olmadığı gibi ihtiyaçlar parasız da karşılanabiliyorsa paranın kıymeti yok. 10. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte işler değişiyor ve paranın kesin zaferi herkesçe kabul ediliyor. 19. yüzyıla kadar her türlü paranın özgürce dolandığı ekonomilerde ulusal paralar ortaya çıkınca çok sayıda coin ortadan kalkıyor, genel geçer para birimleri değer kazanıp ulusça benimseniyor. Doların işlevine sahip ilk para Cipolla’ya göre Bizans’ın altın solidus‘u. Dünyanın her yerinde herkes ve tüm imparatorluklar tarafından kabul edilmiş, kafanıza göre harcayabilirsiniz, yanınızda takaslık manda götürmenize gerek yok. Dünya küçüldükçe paranın dolaşımı kolaylaşmış gibi gözüküyor, hızın ve pratikliğin önemi. Araplar ortaya çıktığında dinar değerleniyor bu kez, Yunan paralarından çarpılan tasarımı Halife Abdülmelik zamanında değişime uğramış çünkü ecnebilerin münafıklıklarına Müslüman parasında yer yok. Sonuçta Bizans ve Müslüman paraları yavaş yavaş yayılıyor, nihayet Venedik tarih sahnesine çıkınca yeni paralar beliriyor ufukta, dünyanın güç dengesi yavaş yavaş yer değiştirince ekonomik ayarlar da değişiyor: “O zamandan ortaçağın sonuna kadar Akdeniz dünyasının doları İtalya cumhuriyetlerinin altın sikkesi oldu.” (s. 46) Her millet kendi parasını övüyor tabii, ayarı değişen paralar değer kaybediyor, şişirilenler değer kazanıyor, tam curcuna. Uluslararası ticarete geniş anlamda dahil olabilen ve sağlıklı bir ekonominin ürünü haline gelen para değerini koruyor diyebiliriz, istikrar da önemli. Değeri sürekli oynayan paranın kaypaklığını bilenlerin o taraklarda bezi hiç yok, bugün de yok, TL aşağı yukarı gidip geldikçe yatırımcıyı korkutmaktan başka hiçbir şey yapmıyor.

Küçük paralarla büyük paraların birlikte kullanıldığında yol açtığı ikilikler aşılana kadar tam anlamıyla yerleşmiş bir düzen yok. Küçüklerin büyüklere çevrilebileceğinin garantisi olmalı, bozuk paraların içerik değeri nominal değerinin altında olmalı ve dolaşımdaki para miktarı sınırlanmalı. Bu formülün bulunması yüz yıllar sürmüş, İngiltere’de 1816’dan, ABD’deyse 1853’ten itibaren uygulanmış ve modern para sistemi böylece ortaya çıkmış. Geriye bazı şeylerin fiyatlarını olabildiğince sabitlemek kalıyor, oynak değerler fiyat dalgalanmaları yaratacağı için bozuk paraların sadece halkın küçük satın alma işlemleri sırasında kullanılabileceğine dair görüşler öne sürülmüş, İtalyan devletlerinde çalkantılardan bazılarına yer vermiş Cipolla, paraların değiştirilebilirliğinin garanti edilemediği dönemlerde bozuk paraların tepetaklak çakıldığını söylüyor. Büyük para her zaman istikrarlıymış, küçük paraysa kademeli olarak değer kaybetmiş ki kasıt sadece bozuk para değil, tutarı aşağı yukarı belli metal parçaları da bu kapsamda düşünülebilir. Dolaşımı zorlaşıyor bunların, ayarda azaltılmaya gidilince değer düşmesiyle birlikte küçük para basmak istemiyor kimse, alt sınıfın ticari işleri iyice zora giriyor. İşçiler küçük para alıyorlar mesela, üst sınıf büyük parayla iş yapıyor, küçük paranın da değeri düşünce eyvah, üsttekiler zaten alttaki parayla hiçbir iş yapmadığı için altta kalan kalana. İçerik değerinden bağımsız olarak nominal değerin yükseltilmesiyle çarenin bulunduğu düşünülüyor, gerçekten de küçük para aşamalı olarak değer kazanıp kullanım alanını genişletiyor ve iki tarafın da yüzü gülmeye başlıyor.

Son makale fiyatlarla ilgili. Çin’den ipek getirmek ipek yetiştirmekten daha ucuza gelince bu yöntemden faydalanılmış, Asya’daki ucuz işgücünün yüzyıllar önceki örneği bu. Ayrıca statü göstergesi bu olay, Çin ipeğine kuşanmak veya çok uzaklardaki bir meyveyi satın alıp getirtebilmek güç gösterisine dönüştürülüyor, kitap sahibi olmak da bu bağlamda mühim. Bir kitap en az iki inek ediyor, o dönemler canavar gibi pahalı olan kitapların dördüyle bir şirket kurabiliyor mesela insanlar, matbaa öncesinin dünyasından sıradan görüntüler. Faiz oranlarına dair detaylı bilgiler var, aidiyet ve aristokrasi açısından paranın ahvali var, Cipolla’nın kitabı bir zamanlar paranın gördüğü muameleye dair engin malumat içeriyor. Meraklısı kaçırmasın.