Amos Oz – Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri

Sigara içiyoruz, Ali anlatıyor: “Zonguldak’ta Erdal vardı bizim, mahalleden. Babasıyla pazarcılık yapardı. Dövdük bunu biz tamam mı, kedilere eziyet etti diye kıstırdık. Abileri bizi buldukça dövüyorlar, biz Erdal’ı buldukça dövüyoruz, öyle gitti. Sonra mahalledeki kedilerden birini yarmış bu, hayvanı çöp kutusunun yanında bulduk. Biri polise şikayet etmiş, Erdal’ın babası partili diye dokunmadılar. Ben üniversiteye gidip geldim, Fener’de gördüm bunu. Rengârenk kıyafet, kucağında fofi köpek. Hapse girip çıkmış, içeride siktiler herhalde.” Birileri güldü, bir iki hikâye daha anlattılar, ben Ali’nin Zonguldak’taki yaşamını kurdum hemen. Duruşu o zamandan, gözleri koyu koyu bakıyor, Ali dikleniyor birilerine. Ters bir şey söylendiği zaman hemen sert yapıyor, eve gidip kardeşleriyle boğuşuyor, sertliği bundan. Okula gidip dersi dinlemiyor ama seviyorlar Ali’yi, sözlülerle geçiriyorlar. Er dünyada büyüdüğünden böyle, omuzları dik, kaşlarının altından bakıyor. Zamanında kavga etmiştir bundan, biri ne bakıyon lanlamıştır da Ali zil çalınca sigarasını söndürüp merdivenleri çıkmaya başlamıştır, iki zaman çizgisi, üç çizgi kesişmiştir de birleştiği nokta Ali’dir, kurguyla gerçek iç içedir, birdir, Ali sanatla yaşamın, soyut düşünceyle somut dünyanın birleşimidir. Ali gibi birkaç kişi daha olsa, belli bir olay örgüsü etrafında toplansalar Oz’un bu anlatısını oluştururlar, hayat hikâyesi uydurmak hiç bu kadar eğlenceli, hayatın hikâyeyle çakışması ve çatışması hiç bu kadar kurgusal olmamıştır. İnsana biçilen kurgusal rol anlatıcının değişimine yol açar, ben Ali’yi anlattım ama Ali kendi sesini de duyurabilir veya serbest dolaylı anlatıcı olarak kendi düşüncelerimle Ali’ninkileri birleştiririm, kumanda paşa keyfimde olduğu için kurdukça kurarım ve belki Ali bu yazdıklarımı görüp yarın beni kuytuya çeker, “Oğlum ben onları sen yazasın diye mi anlattım?” diye ünleyebilir ama ben ondan izin almışımdır çoktan, izin aldım, ses kaydı alacağımı söylediysem de henüz alamadım ama okullar kapanmadan alacağım, Merdan da bir şeyler anlatacak ve Elazığ’yla Zonguldak’ın tuhaf insanları bir öykü için toplanacaklar, gerçekte(n) bir araya gelecekler. O çizimi bir türlü bulamıyorum, aslında Oz’un metninin özeti olabilir: Sempé veya Goscinny öldükten sonra Küçük Pıtırcık‘taki bütün karakterler bir araya gelip gökyüzüne üzgün üzgün bakarlar. Oz’un yazar karakteri denk geldiği insanlardan aklında kalanlarını kendisi için gökyüzüne baktırır, gökyüzüne bakmadıkları anları da anlatır ve ortaya çıkan metindir sonuç. Yazar sıkıcı bir geceyi, civarındaki kültür merkezinde konuşma yapacağı geceyi oyunlaştırır, önce sıkıntıyı somutlar, konuşmadan sonraki fasılda en çok sorulan soruları sıralar. Neden yazıyor, neden öyle yazıyor, siyasi görüşü ne, eşlerini neden terk etti, kitaplardan ne kadar kazanıyor, başka yazarlar hakkında ne düşünüyor, mesela şu muteber ödülü kazanan son yazarın kitaplarını nasıl buluyor? Bazı şeyleri nasıl buluyor veya kaybediyor Yazar, sorulan her şeye nasıl uyduruk ama zekice görünen cevaplar bulabiliyor, sanırım kurmacaya yaslandığı için. Bütün soruların cevabı bu. Yazar’ın gecesini yaşama denklersek kurmacalaşan şeylerin hafiflediği malum, o halde dünyaya yenilmemek için daha küçük bir yenilgiye razı geliriz, kurgunun hatalarına boyun eğeriz çünkü hiçbir zaman tam olarak örtmez gerçeği, teknik hatalarına da boyun eğeriz çünkü gerçekle oynadığımızda bir şey eksilir, bir şey değişir, yeni bir şeyi ortaya çıkarmak halihazırda var olanı tam kapayamaz. Iskadır ama tatmindir ki tesellimizi buluruz nihayet, bir şey yapmanın saadetidir veya gerçekten bir kurtuluştur, “gerçekten” bir kurtuluştur. Yazar’a göre Lût’un karısının arkasını dönmesiyle tuzdur her şey, kurmaca da gerçeği bir öbek tuz gibi akıtır boşluğa. Dolanın yerini yenisi alır, doğa boşlukları sevmezse yaşam sever, boşluğa ihtiyaç vardır. Uğultu sürsün, gündeliğin sıradanlığını başka seslerle kapayabilelim.

Yazar o akşam konuşma yapacağı mekana biraz geç gitmeye karar verince yakınlardaki kafelerden birine oturur, etrafa göz atar. Servis yapan kadının kalçaları, elbisesinin altından görünen iç çamaşırının çizgileri dikkatini çeker, bezgin bakışlarla karşılaşınca utanır ve başını çevirir ama kuracak bir şeyleri aklına atmıştır. Kızın adı Ricky’dir artık, sevgilisinin adı Charles’tır, onlu yaşlarının ikinci yarısında âşık olan Ricky için başka erkek olmayacaktır fikrince. Charles başka bir kıza, Lucy’ye döner ve Ricky’den özür diler, zaten Lucy’yle birliktedir ama geçici bir ayrılığı doldurmak için Ricky’yi kullanmıştır, Ricky anlayış göstersindir. Yıllar sonra Lucy’nin de terk edildiğini duyacaktır Ricky, kadının telefonunu bulup arayacak ve bir araya gelmelerini söyleyecektir. Hayır, deli değildir. Hayır, o biçim de değildir veya öyledir, ne fark eder, ikisini de aynı adam terk ettiğine ve ikisi de aynı adamı sevdiklerine göre neden buluşmasınlar, neden birlikte yaşamasınlar, neden Lucy telefonu kapatmalı ve yaşamına Ricky’siz devam etmelidir, bunların cevabını duyamayız çünkü Lucy telefonu kapatır ve Ricky’nin gerçekten kurmacaya yanlayan görevi sona erer, hayalden çıkar, gerçeğin belirgin sınırlarını bir kez aştıktan sonra uydurulduğu biçimiyle gerçektir. Yan masalardan birinde ellili yaşlarındaki iki adam oturmaktadır, sessizce bir işle uğraşırlar. Mafyanın adamları olsun bunlar, hesap kitap işlerini kitabına uydurup Yazar’ın işini kolaylaştırırlar. Muhabbetin ortasında Ovadya Hazzam’ın lafını eder biri, yaşlı adam hastaneye düşmüştür ve kanserle boğuşmaktadır, sidik dolu torbasını kimsenin değiştirmemesi tam bir dramdır. Eski Buick’iyle oradan oraya giderdi Hazzam, Ruslarla işleri vardı, muhtemelen silah sevkiyatıyla ilgili bir mesele. Adamlar Hazzam’ı hastanede ziyaret ettiklerinde bir zamanların kuvvetli liderini o halde gördükleri için yıkılırlar, burası kurmacanın alanı olduğu için Yazar’a geri dönüyorum çünkü onun kurmaca yaşamı bu kurduğundan daha az kurmaca. Yazar mekana geçer, kendisini bekleyen seksen yaşındaki adamın serzenişlerini ve esprilerini dinler, sonra sahneye çıkar ve kitabını okuyan kıza sarar. Dinleyenlerden üçünü de baştan kuracaktır, özellikle genç adamı bir şair olarak, öfkesiyle birlikte estetize eder ve hemen oracıkta biçtiği kişiliği giydiriverir çocuğa, mektup yazdıracak ve aldığı mektubu cevaplayacaktır, çocukla konuşacak ve diyalogları kuracaktır, kendi gençliğini çocukta görecek ve kendinden hiçbir şey göremediği çocuğu yok etmeye çalışacaktır. Diğer adam suratsız, kadın koca bacaklı ve varisli, bu kadın şiir yazan genç adama tebelleş olsun da adam selamı sabahı kessin, kadın başarısız girişimini şiirle kapatsın da yaşamını şiirle doldurmaya devam etsin. Yazar ne yapsın, kitabını okuyan kadınla birlikte yürüsün, kadının evine gitmeye şöyle bir yeltensin ama genç kadın ne yapacağını bilemesin ve yazarın içeri girmesine engel olsun, yarım saat sonra tekrar kapıya gelen yazarı içeri alsın, sevişsinler, seviştikleri bölümü yazar gerçeğe ve hayale dayanarak yazsın, ayıramayalım. Yazar’ın karakterleri çoğalsın, yayılsın, kendi yaşam çizgilerini oluştursunlar ve yollarını kesiştirerek veya kesiştirmeden dünyayı var etsinler. Yazar böylece geceyi atlatır da uykuya dalarsa rüyalarıyla ne yapacağını bilmiyoruz ne yazık ki, o boyut ortaya çıkmıyor ama gün düşüne benzer bir görüngünün gerçekle kurmaca arasındaki çizgiyi saydamlaştırdığını iyi görüyoruz, yeterli.

Oz iyi bir yazar, David Grossman’la bir tutasım var. Mizahı iyi, kurgulaması başarılı, hikâyeleri hoş. Araya dereye İsrail’in ayarsız politikalarına dair eleştirileri sıkıştırıveriyor, hoş. Okunur, tavsiye ederim.